Avrupa Birliği ve Türkiye Ekonomisi Ders Notları

Avrupa Birliği ve Türkiye Ekonomisi Birinci Bölüm (Özet) Avrupa Birliği’nin Genişleme ve Avrupa Komşuluk Politikası Avrupa Birliği’nin Genişleme Politikası AB’nin temelleri, 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) atılmıştır. 1957 yıl

Avrupa Birliği ve Türkiye Ekonomisi Ders Notları

Avrupa Birliği ve Türkiye Ekonomisi Birinci Bölüm (Özet) Avrupa Birliği’nin Genişleme ve Avrupa Komşuluk Politikası Avrupa Birliği’nin Genişleme Politikası AB’nin temelleri, 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) atılmıştır. 1957 yıl

28 Aralık 2015 Pazartesi 13:17
376 Okunma
Avrupa Birliği ve Türkiye Ekonomisi Ders Notları
Avrupa Birliği ve Türkiye Ekonomisi Birinci Bölüm (Özet) Avrupa Birliği’nin Genişleme ve Avrupa Komşuluk Politikası Avrupa Birliği’nin Genişleme Politikası AB’nin temelleri, 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) atılmıştır. 1957 yılında üye ülkeler arasında bir ortak pazar yaratmayı amaçlayan Roma Antlaşması’nı imzalamıştır. Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulmuştur. Diğer taraftan aynı yıl kurucu altı ülke tarafından, nükleer enerji alanında ortak faaliyetlerde bulunmak ve bu alanda kendi kendine yeterliliği sağlamak amacıyla Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) da hayata geçirilmiştir. Temelleri AKÇT, AET ve EURATOM’a dayanan AB, aradan geçen yarım asırdan fazla süre içinde ekonomik entegrasyon alanında hızla ve başarıyla ilerlemiş; 1968 yılında gümrük birliğini, 1993 yılında Avrupa Tek Pazarı’nı ve 2002 yılında Euro Alanı’nı oluşturarak AB’nin ortak parası olan euroyu tedavüle sokmuştur. o    Gümrük Birliği: Bir ekonomik entegrasyon türüdür. Gümrük birliğine üye olan ülkeler dış ticarette birbirlerine uyguladıkları tarife ve benzeri tüm ticaret engellerini kaldırırlar; gümrük birliği dışındaki ülkelere de ortak gümrük tarifesi uygularlar ve tek bir dış ticaret politikası yürütürler. o    Avrupa Tek Pazarı: Ekonomik entegrasyon türlerinden ortak pazara karşılık gelmektedir. Avrupa Tek Pazarı kapsamında AB ülkeleri arasında malların, işgücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı sağlanmıştır. AB’nde ekonomik entegrasyon süreci 1950’lerde başlamış olmasına rağmen, siyasi entegrasyon süreci ancak 1992 yılında imzalanan Maastricht Antlaşması (AB Antlaşması) ile yasal zemine oturtulmuş; 1997 yılında imzalanan Amsterdam Antlaşması ile güçlendirilmeye çalışılmıştır. o    Maastricht Kriterleri: Ekonomik ve Parasal Birlik sürecinde üye ülkelerin sağlaması gereken ekonomik kriterlerdir. o    Siyasi Entegrasyon Süreci: AB’de siyasi entegrasyon süreci, dışişleri, güvenlik ve savunma politikaları ile adalet ve içişleri alanlarında ortak normlar geliştirmek ve uygulamaları uyumlaştırmak anlamını taşımaktadır. AB’de Bütünleşme ve Genişleme Eş Güdümü: Gelecek Senaryoları AB’nin bütünleşme ve genişleme eş güdümüne ilişkin gelecek senaryolarından en radikal öneriler içereni, á la carte Avrupa senaryosudur. Á la carte Avrupa senaryosuna göre üye ülkeler ve aynı zamanda AB’ye tam üye adayı ülkeler AB politikalarından dilediklerini benimsemekte serbest olacaklardır. Tüm ülkeler tarafından uygulanması zorunlu olan ortak politikalar var olmayacaktır. Ancak ilgili senaryonun benimsenmesi hâlinde AB’nin bütünleşme sürecinde daha da ileriye gitmek yerine geriye gideceği ve hatta ortak temelleri ortadan kalkmış yeni bir yapıya dönüşeceği açıktır. Çok vitesli Avrupa senaryosu, üye ülkelere AB politikalarına farklı sürelerde uyum sağlama olanağı tanıyan bir senaryodur. AB, tüm genişleme süreçlerinde ilgili senaryoyu benimsemiş; yeni üye ülkelere AB politikalarına uyum sağlamaları için geçiş süreleri tanımıştır. Çok vitesli Avrupa senaryosu bütünleşme ve genişleme eş güdümünün sağlanmasında AB’nin benimsediği başarılı bir senaryodur. İç içe geçmiş halkalar Avrupası senaryosu, AB bütünleşme sürecini iç içe geçmiş halkalar şeklinde tanımlamakta; bütünleşme düzeyi dış halkadan iç halkaya doğru ilerledikçe güçlenmektedir. Merkez halkada veya diğer bir ifade ile en içteki halkada yer alan ülkeler AB bütünleşme sürecinde belirlenen bütünleşme hedeflerine ulaşmış olan üye ülkelerdir. İkinci halkada, merkez halkaya ulaşmak için çaba gösteren üye ülkeler; üçüncü halkada genişleme sürecindeki tam üye adayı ülkeler yer almaktadır. Esnek bütünleşme senaryosu ise AB bütünleşme sürecinde bir ortak payda tanımlamaktadır. Ortak payda, tüm üye ülkelerin ve genişleme sürecindeki tam üye adayı ülkelerin benimsemesi zorunlu olan AB politikalarından oluşmaktadır. Ülkeler ortak paydada yer almayan diğer AB politikalarını benimseyip benimsememe konusunda serbesttirler. AB’nin Genişleme Süreçleri ve Genişleme Potansiyeli Genişleme, diğer bir ifade ile yeni üye kabulü, AET’nin kuruluşundan itibaren AB’nin en önemli önceliklerinden biri olmuştur. AET’yi kuran Roma Antlaşması’nın başlangıcında, Avrupa vatandaşları arasında güçlü bir ekonomik ve sosyal birlik yaratabilmek için Avrupa’yı bölen engellerin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı; aynı ideali paylaşan diğer Avrupa insanlarının da bu girişime dâhil olması gerektiği ifade edilmiştir. AB’nin genişleme süreçlerini ele almadan önce, II. Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa’da AET’ye katılmak istemeyen diğer ülkelerin oluşturduğu EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Alanı)’dan da söz etmek gerekmektedir. EFTA, önderliğini Birleşik Krallık’ın yaptığı, üye ülkeleri arasında serbest ticaret bölgesi yaratmayı amaçlayan bir oluşumdur. 1960 yılında oluşturulan EFTA’ya Birleşik Krallık ile birlikte Avusturya, İsveç, Danimarka, Norveç, Portekiz ve İsviçre üye olmuştur. o    Serbest Ticaret Bölgesi: Ekonomik entegrasyon sürecinin ilk aşamasıdır. Serbest ticaret bölgesine katılan ülkeler kendi aralarındaki ticarete uyguladıkları ticari engelleri kaldırırlar ancak serbest ticaret bölgesi dışında kalan ülkelere karşı kendi ulusal ticaret politikalarını uygulamakta serbesttirler. AB’nin İlk Genişleme Süreci AB’nin ilk genişleme süreci, EFTA ülkelerinden Birleşik Krallık, Danimarka, Norveç ile İrlanda’nın tam üyelik başvurusu ile başlamıştır. 1 Ocak 1973 tarihinde Birleşik Krallık, Danimarka ve İrlanda ile gerçekleşebilmiştir. AB’nin İkinci ve Üçüncü Genişleme Süreci AB’nin ikinci ve üçüncü genişleme süreçleri paralel yürütülmüş ve Akdeniz genişlemeleri olarak adlandırılmıştır. AB’nin ikinci genişleme sürecinde Yunanistan, üçüncü genişleme sürecinde ise İspanya ve Portekiz yer almıştır. Yunanistan’da yeni kurulan hükûmet 1975 yılında tam üyelik başvurusunda bulunmuş ve böylece AB’nin ikinci genişleme süreci veya diğer bir ifade ile Akdeniz genişlemeleri başlamıştır. AB’nin üçüncü genişlemesi 1986 yılında İspanya ve Portekiz’in tam üyeliğe kabul edilmesi ile gerçekleşmiş ve böylece Akdeniz genişlemeleri tamamlanmıştır. AB’nin Dördüncü Genişleme Süreci AB’nin dördüncü genişlemesi, EFTA genişlemesi olarak da adlandırılmaktadır. Bunun nedeni, dördüncü genişleme sürecinde EFTA üyesi Avusturya, İsveç, Finlandiya ve Norveç’in yer almış olmasıdır. Bu ülkelerin, AB’nin genişleme öncesinde EFTA ülkeleri ile oluşturduğu Avrupa Ekonomik Alanı’na katılmış olmaları da tam üyeliğin gerektirdiği mevzuat uyumunu sağlamalarını kolaylaştırmıştır. o    Avrupa Ekonomik Alanı: AB ülkeleri ile EFTA ülkelerinin yer aldıkları, 1 Ocak 1994 tarihinde oluşturulmuş olan bir tek pazardır. Taraflar arasında malların, hizmetlerin, iş gücünün ve sermayenin serbest dolaşımını sağlayabilmek üzere AB’nin ilgili mevzuatı benimsenmiştir. İsviçre EFTA üyesi olmasına rağmen Avrupa Ekonomik Alanı’na katılmamıştır. Avrupa Ekonomik Alanı, AB’nin ortak tarım ve balıkçılık politikası, gümrük birliği, ortak ticaret politikası, ortak dış işleri ve güvenlik politikası, adalet ve iç işleri konuları ile para birliği politikasını kapsamamaktadır. AB’nin Beşinci Genişleme Süreci AB, komünizmin çöküşü ve soğuk savaşın sona erişi ile birlikte boyutlarını ve etkilerini öngöremediği bir sürecin içine girmiştir. Bu süreçte AB’yi doğrudan etkileyen ilk gelişme, Doğu Almanya’nın Batı Almanya ile birleşmesi olmuştur. Ticaret ve iş birliği anlaşmalarını özel ortaklık anlaşmaları olan Avrupa anlaşmaları izlemiştir. 1994 yılından itibaren ise Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin AB’ye tam üyelik başvurularıyla birlikte AB’nin beşinci genişleme süreci başlamıştır. o    Avrupa anlaşmaları: Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile AB arasında malların, iş gücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını, rekabet politikasının benimsenmesini ve ilgili yasaların uyumlaştırılmasını, ekonomik ve mali iş birliğini öngören ortaklık anlaşmalarıdır. AB’nin beşinci genişleme sürecinde Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri olarak adlandırılan Çek Cumhuriyeti, Polonya, Macaristan, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya, Letonya, Litvanya, Bulgaristan, Romanya ile birlikte Akdeniz’den Güney Kıbrıs ve Malta yer almıştır. Sürece Aralık 1999 Helsinki Zirvesi kararları ile Türkiye de katılmıştır. Beşinci genişleme sürecinde yer alan ülkeler, AB’ye tam üyelik kriterlerini yerine getirme ve AB ile bütünleşme hızlarına göre üç gruba ayrılmıştır. İlk grupta; Çek Cumhuriyeti, Polonya, Macaristan, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs ve Malta yer almış ve adı geçen on ülke 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye tam üye olmuştur. Söz konusu on ülkenin tam üyelikleri beşinci genişleme sürecinin ilk dalgasını oluşturmuştur. Beşinci genişlemenin ikinci dalgası ise Bulgaristan ve Romanya’nın tam üyelikleri ile 1 Ocak 2007 tarihinde gerçekleşmiştir. Genişlemenin üçüncü dalgasında yer alan Türkiye ise tam üyelik müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlamış olup hâlen devam etmektedir. AB’ye Tam Üye Adayı Ülkeler 2011 yılı sonu itibarıyla AB’ye tam üye adayı olan ülkeler Türkiye, Hırvatistan, Makedonya, Karadağ ve İzlanda’dır. AB’ye Potansiyel Aday Ülkeler AB’ye potansiyel aday ülkeler 2011 yılı sonu itibarıyla, Arnavutluk, Sırbistan, Bosna- Hersek ve Kosova’dır. Arnavutluk ve Sırbistan 2009 yılında AB’ye tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. AB’ye Tam Üyelik Kriterleri Kopenhag kriterleri olarak adlandırılan tam üyelik kriterleri, tam üyeliğe başvurması beklenen Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomik ve siyasi gelişmişlik düzeylerindeki eksiklikler dikkate alınarak belirlenmiştir. Kopenhag kriterleri siyasi, ekonomik ve müktesebat uyumu olmak üzere üç grupta toplanmıştır: Ñ    Siyasi kriterler: Ülkede demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına ve azınlık haklarına saygıyı güvence altına alan istikrarlı kurumların varlığı. Ñ    Ekonomik kriterler: İyi işleyen ve aynı zamanda AB içindeki rekabetçi baskılara ve diğer serbest piyasa güçlerine dayanabilecek bir serbest piyasa ekonomisinin varlığı. Ñ    Müktesebat uyumu: Siyasi birlik ile ekonomik ve parasal birlik de dahil olmak üzere AB müktesebatına uyum kapasitesi. AB’ye Tam Üyelik Süreci Avrupa Komisyonu tam üye adaylığı ilan edilen ülke için Katılım-Öncesi Strateji geliştirir. Katılım-Öncesi Strateji’nin amacı, aday ülkeyi tam üyeliğe hazırlamaktır. Katılım-Öncesi Strateji kapsamında aday ülke ile AB arasındaki ilişkileri düzenleyen temel anlaşma, katılım ortaklığı, katılım-öncesi destek mekanizmaları, müktesebat uyumu için ulusal program, uluslararası finansman kuruluşlarından ortak finansman sağlama fırsatı, AB programlarına, ajanslarına ve komitelerine katılım olanağı, İlerleme Raporları ve siyasi diyalog yer alır. Katılım Ortaklığı Belgesi, Katılım-Öncesi Strateji’nin önemli bir parçasıdır. AB, Katılım Ortaklığı Belgesi kapsamında, yıllık İlerleme Raporları’na dayanarak aday ülkenin Kopenhag Kriterleri’ne uyum sürecinde öncelik vermesi gereken alanları tespit eder; bu öncelikli alanlara uyum sağlanmasına yardımcı olacak mali yardımları belirler ve ilgili yardımlardan yararlanma koşullarını tek bir çatı altında toplar. Tam üye adayı ülke, Katılım Ortaklığı Belgesi temelinde, Kopenhag Kriterleri’ne uyum için bir Ulusal Program hazırlar. Ulusal Program bir anlamda aday ülkenin Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan öncelikleri, kendi ulusal önceliklerine paralel olarak yerine getirme taahhüdüdür. o    İlerleme Raporu: Avrupa Komisyonu tarafından her yıl, her aday ülke için ayrı olarak hazırlanan, aday ülkenin tam üyeliğe hazırlık sürecinde bir yıl boyunca Kopenhag Kriterleri’ne uyum performansını inceleyen ve değerlendiren; var ise eksikliklerini belirleyen bir rapordur. İlerleme, bir yıl boyunca alınan kararlar, kabul edilen mevzuat ve uygulanan tedbirler temelinde değerlendirilmektedir. Türkiye’nin AB’ye Tam Üyelik Süreci Türkiye AB ilişkileri, 1959 yılında Türkiye’nin gerçekleştirdiği ortak üyelik başvurusuna dayanmaktadır. Türkiye’nin başvurusu uzun müzakereler sonunda sonuçlanmış ve Türkiye 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ile ortak üyelik statüsü elde etmiştir. Ankara Anlaşması’nda taraflar arasındaki gümrük birliğinin üç aşamada gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. İlk aşama hazırlık dönemi, ikinci aşama geçiş dönemi, üçüncü aşama ise son dönem olacaktır. Türkiye AB ortaklık ilişkisi, Türkiye’nin 14 Nisan 1987 tarihinde gerçekleştirdiği tam üyelik başvurusuyla tekrar canlanmıştır. Türkiye başvurusunu, o güne kadar tam üyelik başvurusunda bulunmuş diğer ülkeler gibi, Roma Antlaşması’nın 237. maddesine dayanarak yapmıştır. 1 Ocak 1996 tarihi itibarıyla 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararları doğrultusunda gümrük birliği hayata geçmiş ve son dönem başlamıştır. o    Ortaklık Konseyi: Türkiye AB ortaklık ilişkisinin karar alma organıdır. Ortaklığı ilgilendiren kararlar Ortaklık Konseyi’nde alınır. Ayrıca ortaklığı ilgilendiren konularda ortaya çıkan sorunlara öncelikle Ortaklık Konseyi’nde çözüm aranır. Ortaklık Konseyi’nde Türk hükümeti temsilcileri, AB ülkelerin hükûmet temsilcileri, Konsey ve Komisyon temsilcileri yer alır. Ortaklık Konseyi’nde kararlar oy birliği ile alınır. Aralık 1999 Helsinki Zirvesi kararları ile Türkiye AB’ye tam üye adayı olarak kabul edilmiş ve böylece beşinci genişleme sürecine katılmıştır. Türkiye ise Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan önceliklerin hayata geçirilmesi için program ve takvim içeren Ulusal Program’ı 26 Mart 2001 tarihinde AB’ye sunmuştur. Katılım Ortaklığı Belgesi 2003, 2005, 2006 ve 2008 yıllarında AB tarafından gözden geçirilmiş, Ulusal Program ise 2003, 2005 ve 2008 yıllarında Türkiye tarafından güncellenmiştir. Türkiye bu süreçte önceliği, tam üyelik müzakerelerinin başlaması için ön koşul olan Kopenhag siyasi kriterlerinin karşılanmasına vermiştir. Bu bağlamda, TBMM’den uyum paketleri çıkarılmış ve Anayasa’da değişiklikler yapılmıştır. Avrupa Komisyonu, Türkiye için hazırladığı 2004 yılı İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yeteri ölçüde karşıladığını belirtmiş ve tam üyelik müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulunmuştur. AB, Aralık 2004 Brüksel Zirvesi’nde, Avrupa Komisyonu’nun İlerleme Raporu’ndaki tavsiyesine uygun olarak Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlama kararı vermiştir. Türkiye ile tam üyelik müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştır. Müzakeresi yapılacak otuz beş müktesebat başlığından 2011 yılı sonu itibarıyla sadece “Bilim ve Araştırma” başlığında müzakereler tamamlanmış ve başlık geçici olarak kapatılmıştır. Avrupa Komşuluk Politikası AB, 2004 yılında beşinci genişleme sürecine paralel olarak yeni komşularına yönelik Avrupa Komşuluk Politikası (ENP) hayata geçirmiştir. ENP, siyasi diyalogdan ekonomik entegrasyona kadar çok sayıda düzenlemeyi içeren bir politikadır. ENP genişleyen AB’yi, zamanın Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi’nin deyimiyle bir dostlar halkası  ile çevrelemeyi amaçlamaktadır. ENP ile üç temel hedefe ulaşılmaya çalışılmaktadır. ®    İlk hedef, genişleyen AB’yi Rusya’dan Karadeniz’e ve Akdeniz’in güneyine kadar bir dostlar halkası ile çevreleyerek AB’nin değerlerini komşu ülkelerle paylaşmak ve AB politikaları ile uyumlu dış işleri ve güvenlik politikaları oluşturmaktır. ®     İkinci hedef, AB ile ENP ülkeleri arasında bir ekonomik entegrasyon yaratarak dostlar halkasını güçlendirmektir. ®    ENP’ nin üçüncü hedefi ise yukarıda sözü edilen ilk ve ikinci hedeflere, komşu ülkelere tam üyelik taahhüt etmeksizin ulaşmaktır. AB, ENP’ nin içeriğini titiz çalışmalar sonunda belirlemiş; komşu ülkelerin siyasi ve ekonomik gelişmişlik yönüyle homojen olmamaları nedeniyle tüm ülkelere uyabilecek tek bir politika yerine bir á la carte ENP oluşturmuştur. ENP’ nin temel aracı, Avrupa Komisyonu ve komşu ülkeler tarafından hazırlanan Eylem Planları’dır. Yenilenebilir, beş yıllık bir dönemi kapsayan Eylem Planları’nın yasal temeli, taraflar arasındaki mevcut anlaşmalardır. ENP’ nin temel aracı olan Eylem Planları komşu ülkelere kısa ve uzun vadede siyasi ve ekonomik reformlardan oluşan öncelikler ve bu önceliklere uygun bir gündem belirlemektedir. Eylem Planları kapsamındaki öncelik ise demokrasi ve hukukun üstünlüğünü garanti altına alacak kurumların istikrar ve güvenliğini sağlamaya yöneliktir. Eylem Planları’nda yer alan bu önceliğin AB’ye tam üyelik kriterlerinden en önemlisi olan Kopenhag siyasi kriterleri ile benzeştiği dikkati çekmektedir. Eylem Planları’nın bu önceliği, Kopenhag siyasi kriterlerinde olduğu gibi bir ön koşul bileşeni içermektedir. Kopenhag siyasi kriterlerinin aday ülke tarafından yerine getirilmesi tam üyelik müzakerelerinin başlatılması için bir ön koşulken Eylem Planları’ndaki önceliğin sağlanması ENP kapsamındaki komşu ülkeler için Avrupa Tek Pazarı’na katılımın ve finansal desteğin ön koşuludur. Avrupa Birliği ve Türkiye Ekonomisi 2 Bölüm (Özet) Avrupa Birliği’nin Ekonomik ve Sosyal Politikaları Ekonomik ve Sosyal Politikaların Tarihsel Gelişimi Ekonomik ve sosyal politikalar, bir devletin, ülkenin ekonomik ve sosyal durumunu iyileştirmeye yönelik hedefleri gerçekleştirmek için uygulamaya koyduğu önlemler bütünü olarak tanımlanabilir. Devlet bu çerçevedeki uygulamalarında şu temel hedefleri gözetir: Üretimin artırılması, yüksek istihdam, fiyat istikrarının sağlanması, dış ticaret dengesinin sağlanması vs. Ekonomik ve sosyal politikaları temel olarak 2’ye ayırmak mümkündür: Belirli bir dönem uygulanan/konjonktürel politikalar ve yapısal politikalar. Konjonktürel politikalar kapsamında ekonomik göstergeler üzerinde birtakım faaliyetlerde bulunulur. Bu tür politikaların temel amacı dönemsel krizlerin etkisini somut önlemlerle azaltmak ve ekonomideki dönemsel tansiyonları düşürmektir. Bu tür politikalar aşağıdaki alanlarda/değişkenler üzerinde uygulanır: ]    Bütçe politikası: Bu enstrüman kullanılarak kriz dönemlerinde özel kesimin harcamalarındaki düşüşü telafi etmek amacıyla kamu harcamaları artırılır. ]    İstihdam politikası: Dönemsel olarak işsizliğin arttığı dönemlerde devletin istihdamı artırmak için aldığı önlemlerle somutlaşır. ]    Para politikası: Ekonomideki aşırı ısınma durumlarında devletlerin sık başvurdukları bir enstrümandır. ]    Mali politika: Vergi ve yeni ödeneklerin/kesintilerin konması/kaldırılması şeklinde somutlaşan bu politika çerçevesinde devlet ana aktördür. ]    Sağlık politikası: Yukarıdaki enstrümanların tersine daha sosyal nitelikli olan bu politika çerçevesinde devlet tüm vatandaşlarına sağlık hizmeti sunmakla yükümlüdür. Yapısal politikalar ise konjonktürel politikaların tersine daha uzun vadeli politikalardır. Bu nedenle etkilerini ancak uzun vadede gösterirler. istihdam, sağlık ve maliye gibi yukarıdaki alanlarda da bu tür uzun vadeli politikalar uygulanabilir. Ekonomik ve sosyal politikalar izlenirken genel olarak süreç şu şekilde işler: 1-Devlet ya da iktidardaki hükûmet, mevcut ekonomik konjonktürü değerlendirir ve gerekirse birtakım tahminlerde/saptamalarda bulunur. 2- Bu saptamalar yapıldıktan sonra bu kez öncelikler ya da hedefler belirlenir. 3- Son aşamada devlet bu hedeflere ulaşmak için kullanabileceği enstrümanları tespit eder ve ona göre bir program uygular. Ekonomik Nitelikli Politikalar Tarihsel Gelişim 1-2 Aralık 1969 tarihli La Haye Zirvesi’nde gündeme gelen parasal birlik kapsamında Komisyon’da 4 Mart 1970’de Barre Planı; Bakanlar Konseyi tarafından da 8 Ekim 1970’de Werner Raporu kabul edilmiştir. Bu iki belgede aşamalı bir biçimde parasal birliğe geçilmesi önerilmiştir. Bunun üzerine 27 Mart 1971’de Bakanlar Konseyi’nde kabul edilen kararla bu konuda somut adımlar atılması planlanmıştır. ABD’nin 15 Ağustos 1971 tarihinde Bretton Woods sistemine son vermesiyle ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine üye devletler ulusal paralar arasındaki dalgalanma marjını 24 Nisan 1972’den itibaren % 2,25’e çekerek “para yılanı” adı verilen sistemi oluşturmuşlardır. 12 Mart 1973 tarihinde de Topluluk üyesi ülkelerin ulusal paralarıyla ABD doları arasındaki dalgalanma marjı kaldırılarak “tünelsiz para yılanı” denilen sistem uygulanmaya başlanmıştır. Parasal birliğe geçiş AB’de 3 aşamada gerçekleştirilmiştir. Bu aşamalar sırasıyla şu şekildedir: 1. Aşama: 1 Temmuz 1990-31 Aralık 1992 arası sürmüştür. Bu aşamada sermayenin serbest dolaşımının önündeki tüm engeller prensipte kaldırılmıştır. Bunun yanı sıra bu aşamada 1993 öncesi bir çalışma programının oluşturulması ve bu amaç için oluşturulan alt komite ve çalışma gruplarının görevlerinin belirlenmesi gibi öncelikli konular ele alınmıştır. 2. Aşama: 1 Ocak 1993-31 Aralık 1998 arası sürmüştür. Bu aşamada kısaca şu gelişmeler yaşanmıştır: 1 Ocak 1994’te Avrupa Para Enstitüsü kurulmuş ve bu aşamadaki çalışmaların birçoğunu bu oluşum gerçekleştirmiştir. Haziran 1997’de istikrar ve Büyüme Paktı kabul edilmiştir. 1 Ocak 1998’de Avrupa Merkez Bankası (AMK) kurulmuş ve Para Enstitüsünün görevi sona ermiştir. 3. Aşama: 1 Ocak 1999’da başlamıştır. Bu aşamada parasal birliğe dahil olacak ülkelerin ulusal paraları arasındaki döviz kurları geri döndürülemeyecek şekilde belirlenmiş ve sabitlenmiştir. Ayrıca bu aşamada AMB’ nin sorumluluğu altında bir para politikasının uygulanmasına başlanmıştır. Birliğe dâhil olabilmek için birtakım kriterlerin yerine getirilmesidir. Bu kriterler AT Antlaşması’nın 121/1 maddesinde düzenlenmiş olup toplam 4 tanedir: 1. Fiyat istikrarı konusunda en iyi performansa sahip 3 ülkenin enflasyon oranları nın ortalamasını % 1,5’ten daha fazla aşmamak; 2. Döviz kurlarının normal dalgalanmasına riayet etmek ve 2 yıl boyunca devalüasyon yapmamak; 3. Uzun vadeli faiz oranları konusunda en iyi performansa sahip 3 ülkenin faiz oranlarını % 2’den daha fazla aşmamak; 4. Aşırı kamu açıklarının olmaması. Ekonomik Nitelikli Politikaların Ayrıntılı Analizi Ekonomik ve parasal birlik, yatay politikalar, sektörel politikalar, AB’nin rekabet etme kapasitesini yükseltmeye yönelik politikalar. Bu politikaların yanı sıra bu kapsamda son olarak 2010 Lizbon Stratejisi’ni ve onun akabinde oluşturulan Avrupa 2020 Stratejisi’ni büyüme ve istihdamı artırmaya yönelik stratejiler başlığı altında ana hatlarıyla ele almak yerinde olacaktır. Ekonomik ve Parasal Birlik Kapsamında Yürütülen Politikalar Ekonomik ve parasal politikanın olmazsa olmaz ilkeleri şunlardır: Fiyat istikrarı, sağlıklı bir kamu maliyesi ve parasal durum, ödemeler dengesinde istikrardır. Ekonomik Birlik Kapsamında Yürütülen Politikalar Ekonomik birlik kapsamında üye devletler ve AB, rekabetin serbest olduğu açık ve serbest piyasa ilkesine uygun hareket ederler. Bu kapsamda Roma Antlaşması’ndan bu yana üye devletler ekonomik konularda aralarında sıkı bir iş birliği kurma konusunda hemfikirdirler. a- Ekonomi politikasının genel yönelimlerinin belirlenmesi konusu ABiDA md. 121’de yer almaktadır. Bu maddede öngörülen prosedüre göre Konsey Komisyonu’nun tavsiyesi üzerine bu konuda bir proje hazırlar ve bunu Avrupa Konseyi’ne sunar. Avrupa Konseyi bu konuyu tartışır ve bir sonuç bildirgesi kabul eder. b- Bütçe disiplini/Mali disiplin kapsamında ise 1997 yılında kabul edilen istikrar ve Büyüme Paktı bulunmaktadır. Bu pakt önleyici ve düzeltici olmak üzere 2 tip enstrümana sahiptir. Bu 2 enstrüman ABiDA md. 121 ve 126’da düzenleme altına alınmıştır. Burada 2 kritik eşik bulunmaktadır: Bunlardan birincisi yıllı k bütçe açığının/kamu açıklarının GSMH’ nin % 3’ünü aşmamasıdır. Diğeri ise kamu borç stokunun/toplam kamu borcunun GSMH’ nin % 60’ından az olmasıdır. Parasal Birlik Kapsamında Yürütülen Politikalar Para politikasının temel hedefi fiyat istikrarının sağlanması, dolayısıyla enflasyonun kontrol altına alınmasıdır. Mali Piyasaların Koordinasyonu Mali piyasaların entegrasyonu konusuna gelince öncelikle bu entegrasyonun aslında ekonomik ve parasal birliğin bir sonucu, bir gerekliliği hatta onun bir tamamlayıcısı olduğunun altını çizmek gerekir. Zira mali piyasalarda tam bir entegrasyon sağlanmadığı müddetçe ekonomik ve parasal birliğin sağlıklı olarak işlemesi tehlikeye düşmektedir. Diğer yandan tüketicinin korunması hesaba katılacak olursa mali piyasaların aslında sosyal bir boyutunun da olduğunu belirtmek gerekir. Mali enstrümanlar piyasasıyla ilgili MİFID Yönergesi 2004 tarihlidir. Ödeme hizmetleri konusunda da 2007 yılında yönergeler kabul edilmiştir. Yatay Politikalar Yatay politikalar belirli bir alana ya da sektöre mahsus olmayıp AB’nin tümünü ilgilendiren ekonomik boyutlu politikalardır. Bu politikalar kapsamında rekabet, vergilendirme, mevzuat uyumu ve ortak ticaret politikasından kısaca söz etmek gerekir. Rekabet Politikası Rekabet politikası da bir yandan tüketicinin korunması gibi bir amacı güderken diğer yandan ekonomik faaliyetlerin belirli kurallar çerçevesinde düzenlenmesi gibi bir hedefe sahiptir. Bu açıdan bakıldığında hem ekonomik hem de sosyal bir niteliğe sahiptir. Politikanın enstrümanlarına bakıldığında 2 tip enstrümanla karşı karşıyayız. 1-Özel sektöre yönelik enstrümanlar: Şirketler arasında rekabete aykırı anlaşmalar, sözleşmeler, birlikte davranışlar, hakim durumun kötüye kullanılması ve şirket birleşmelerinin kontrol edilmesi bu kapsamda yer alır. 2- Kamuya yönelik enstrümanlar: Devlet yardımlarının kontrolü ve kamu teşebbüslerinin, özel veya münhasır haklara sahip teşebbüslerin rekabet kurallarına tabi olması. Bu politika kapsamında her ne kadar yasal düzenlemeleri Konsey ve Parlamento birlikte yapıyorlarsa da uygulamayı kontrol eden organ AB Komisyonudur. Komisyon bu kapsamda hem teşebbüsler üzerinde hem de üye devletler üzerinde ciddi bir kontrol ve yaptırım yetkisine sahiptir. Vergi Politikası Katma Değer Vergisi (KDV), 1967’de kabul edilen 2 Yönerge’yle tüm üye devletlere teşmil edilmiştir. Bu çerçevede 1977’de kabul edilen 6. Yönerge’yle KDV konusunda tüm üye devletlerde geçerli olarak ortak bir matrah tespit edilmiştir. 1992’de kabul edilen bir başka yönergeyle KDV oranları konusunda bir uyumlaştırma yapılmıştır. Buna göre üye devletlerdeki minimum KDV oranları % 5’den az olamaz. Normal KDV oranları da % 15’den az olamaz. Bugün üye devletlerde % 5-18 arası değişen minimum KDV oranları uygulanmaktadır. AB’de en yüksek KDV oranları İsveç, Danimarka, Romanya ve Macaristan’da uygulanmaktadır. En düşük KDV oranları ise Kıbrıs, Malta, Hollanda ve İngiltere’de uygulanmaktadır. Son olarak 1992’de üye devletler arasındaki sınırlardan geçişte KDV alınmamasıyla ilgili yönerge kabul edilmiştir. Bugün bakıldığında tüm AB üyesi devletlerde bazı yönleri uyumlaştırılmış bir KDV sistemi uygulanmaktadır Vergi konusunda kararlar Konsey tarafından oy birliğiyle alınır. Mevzuat Uyumu Mevzuat uyumu, başlı başına bir amaç olmayıp ortak pazarın gerçekleşmesi için bir araçtır. Mevzuat uyumuyla üye devletlerin mevzuatları AB müktesebatına uyumlu hâle getirilmeye çalışılır. Mevzuat uyumu sonucu bir AB düzenlemesiyle teknik standartlar da uyumlu hâle getirilmektedir. Dolayısıyla AB düzenlemesinde yer alan prototipe uygun bir ürün tüm AB’de sorunsuz bir şekilde dolaşabilmektedir. Bunun sonucu olarak üye devletler bu prototipe uygun olarak üretilen ürünlerin ithalatını ya da ihracatını kısıtlama yetkisini kaybetmektedirler. Diğer yandan mevzuat uyumu tüketiciler açısından da önemli sonuçlara yol açmaktadır. Tüketiciler bu sayede satın aldıkları/alacakları ürünlerin kalite ve güvenliği açısından güvende olmaktadır. Mevzuat uyumuyla ilgili düzenlemeleri Konsey özel yasama usulüne göre oy birliğiyle yapar. Ortak Ticaret Politikası Bu alandaki düzenlemeler kapsamında Parlamento ve Konsey olağan yasama usulüne göre birlikte karar verirler. Politikanın temel amacı uluslararası ticaretin önündeki engellerin kaldırılması yoluyla serbest ticaretin geliştirilmesine, doğrudan yabancı yatırımların geliştirilmesine ve gümrük duvarlarının indirilmesine katkıda bulunmaktır (ABiDA, md. 206). Ortak ticaret politikası kapsamında AB daha ziyade aşağıdaki enstrümanları kullanır: þ    Ortak gümrük tarifesi: Bu kapsamda AB üyesi ülkeler arasında gümrük birliği söz konusu olduğu için 3. ülkelere karşı ortak gümrük tarifesi uygulanmaktadır. þ    Ticari savunma önlemleri: AB gerektiğinde 3. Ülkelerle ticari ilişkilerinde bu tür önlemlere başvurabilir. Korunma önlemleri, anti damping uygulamaları, anti sübvansiyon uygulamaları bu önlemlerden bazılarıdır. þ    Tercihli anlaşmalar: AB, bu yolla Dünya Ticaret Örgütü kapsamındaki çok taraşı ticari anlaşmaların ötesinde bazı ülke gruplarıyla bu tür anlaşmaları yapmaktadır. Bu anlaşmalar sonucu, bu grup ülkenin ürünleri AB’ye duruma göre gümrüksüz ya da düşük gümrükle girebilmektedir. Afrika, Karayip ve Pasifik ülkeleriyle 2000 yılında Cotonou’da imzalanan anlaşma bu tip anlaşmalara bir örnektir. Sektörel Politikalar Ortak Tarım Politikası Ortak tarım politikası en eski ortak politikadır. 1957 tarihli AET Antlaşması’nda yer alan bu politika 1962 yılından itibaren uygulanmaya başlamıştır. Politikanın başlıca amaçları şu şekildedir: Tarımsal üretimi artırmak, tarımla uğraşan nüfusa adil bir yaşam düzeyi sağlamak, tarım ürünleri piyasasında istikrarı sağlamak, tarımsal ürünler konusunda ikmal güvenliğini sağlamak, tüketicilere makul fiyatlar sunmak. Bu amaçlara son olarak çevreye ve kırsal kalkınmaya riayet de eklenmiştir. Tarım politikası çerçevesinde çiftçiler şu desteklerden yararlanırlar: 1- Doğrudan yardımlar (1992’den bu yana). AB bu kapsamda garanti fiyatının düşürülmesi karşılığında işletilen alanla orantılı olarak çiftçilere yardım yapmaktadır. 2- Dolaylı yardımlar ise garanti fiyatı şeklinde somutlaşmaktadır. Bu yolla çiftçilere piyasa fiyatıyla garanti fiyatı arasındaki fark ödenerek yaptıkları üretim için minimum fiyat sağlanmaktadır. Ortak Taşımacılık Politikası Taşımacılık politikası kapsamında Konsey ve Parlamento birlikte karar verirler. Taşımacılık politikası kapsamındaki temel hedefler AB Komisyonu’nun konuyla ilgili olarak 2001’de yayımladığı Beyaz Kitap’ta yer almaktadır. Bu hedefleri değişik taşımacılık tipleri arasında bir denge oluşturmak ve taşımacılık sektöründeki büyümeyle ekonomik büyüme arasında bir paralellik oluşturmak şeklinde özetleyebiliriz. Buna ilaveten yolcuların güvenliği ve haklarının yanı sıra çevrenin korunması da taşımacılık politikasının hedefleri arasındadır. Enerji Politikası 2010 Lizbon Stratejisi’nin hemen ardından hazırlanan ve uygulanmaya başlanan 2020 Stratejisi’yle bu konuda AB önümüzdeki atacağı adımlar hakkında fikir vermektedir. Bu stratejide 2020 vade seçilerek AB içinde enerji etkinliğinin sağlanacağı belirtilmiştir. Bu sayede sürdürülebilir bir enerji politikası oluşturulacak, gaz salımı azaltılacak, enerji güvenliği ve rekabet kapasitesi iyileştirilecek ve enerji fiyatları kontrol edilebilecektir. AB’nin Rekabet Etme Kapasitesini Yükseltmeye Yönelik Politikalar Araştırma Politikası Araştırma ve geliştirme (buluş) politikası, AB’nin küresel çapta rekabet edebilmesi ve enerji, gıda güvenliği, iklim değişikliği ve nüfusun yaşlanması gibi sorunlara çözüm üretebilmek için son derece önemlidir. Bu öneme sahip araştırma ve geliştirme politikası istihdamın, refahın ve yaşam kalitesinin artırılmasına katkıda bulunur. Araştırma ve geliştirme politikası kapsamında ürün ve hizmetlerin yanı sıra ticaret ve sosyal süreçlerde de yeni teknolojilerin ve süreçlerin bulunması/kullanılması mümkündür. Bu çerçevede Konsey ve Parlamento olağan yasama usulüne uygun olarak birlikte karar vereceklerdir. Sanayi Politikası Sanayi politikası AB açısından son derece önemlidir. Zira bu politika sayesinde yenilik ve istihdam gibi 2 konuda önemli açılımlar yakalanmaktadır. Diğer yandan bu politika sayesinde AB uluslararası rekabette, özellikle de ABD ve Japonya karşısında geriye düşmemeyi başarmaktadır. Bu öneme sahip sanayi politikası, başlangıçtan itibaren Avrupa bütünleşmesi kapsamında öncelikli yerini korumuştur. Sanayi politikası, kapsamında Komisyon kilit konumdadır. Bu kapsamda Komisyon, sübvansiyon sağlama, alt yapıyı geliştirme ve fikrî hakları koruma gibi araçlara sahip bir sanayi politikası gütmektedir. Konsey ve Parlamento olağan yasama usulüne göre spesifik önlemler alabilir. Büyüme ve istihdamı Artırmaya Yönelik Stratejiler 2010 Lizbon Stratejisi Lizbon Stratejisi, AB’nin uyguladığı ekonomik politikaların ve reform sürecinin belli başlı enstrümanlarından biridir. Bu stratejinin temel hedefi ekonomik büyüme ve istihdamın artırılması, AB’nin rekabet kapasitesinin gerek üye devletler gerekse AB düzeyinde artırılması şeklindedir. Böylece 2010 yılı vade seçilerek AB’nin dünyada en rekabetçi, en dinamik ve bilgiye dayalı ekonomik gücü olması, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme kapasitesine sahip olması, AB’de istihdamın niteliksel ve niceliksel olarak iyileştirilmesi ve AB’nin ekonomik ve sosyal uyumun gerçekleştiği bir ekonomik aktör hâline gelmesi hedeflenmiştir. Lizbon Stratejisi 2 tip enstrüman içermektedir: Birincisi istihdam politikasıdır. Bu politika daha önce kabul edilmiş olan Avrupa istihdam Stratejisi’nin sıkı bir şekilde sürdürülmesi anlamı na gelmektedir. ikinci enstrüman ise araştırma ve eğitim politikasıdır. Bu kapsamda iç Pazar benzeri Avrupa araştırma alanı oluşturulması hedeflenmektedir. Bu hedeflere ulaşılabilmesi için açık koordinasyon yönteminden yararlanılmıştır. Avrupa 2020 Stratejisi 2020 yılına kadar AB istihdam, eğitim, yenilikçilik, sosyal kapsayıcılık, enerji ve iklim değişikliği konularında iddialı hedefler belirlemektedir. Bu kapsamda üye devletlerin kamu politikaları kapsamında bağlayıcı olmayan açık koordinasyon yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemle bu alanların her birinde üye devletler ulusal düzeydeki hedeflerini belirlemektedir. Sosyal Nitelikli Politikalar Tarihsel Gelişim Avrupa Birliği’nin sosyal nitelikli politikalarında temel hedef istihdamın, iş ve yaşam şartlarının iyileştirilmesi, uygun bir sosyal güvence sisteminin sağlanması, sosyal diyalogun geliştirilmesi, yüksek istihdam düzeyini sağlamaya yönelik insan kaynağının oluşturulması ve dışlanmışlıkla mücadele şeklinde sıralanabilir. Sosyal Nitelikli Politikaların Ayrıntılı Analizi Toplumun Tüm Kesimlerine Yönelik Sosyal Politikalar Bölgesel Politika Ekonomik ve sosyal uyum politikası olarak da bilinen bölgesel politika, AB’ye üye 27 ülkede yer alan toplam 271 bölgenin kalkınmasında denge ve uyumu sağlamaya yöneliktir. Bu politika AET’nin gündemine/yetki alanına 1986 tarihli Tek Senet sonrası girmiştir. Böylece AET, bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarının giderilmesinde ve az gelişmiş bölgelerin gecikmelerini önleme adına müdahalede bulunma yetkisine kavuşmuştur. Bölgesel politikada etkinliği sağlamak için yoğunlaşma, iş birliği ve programlama gibi ilkeler uygulanır. Bu politika kapsamında şirketlere ve bölgelere yönelik olarak JASPERS, JEREMIE, JESSICA ve JASMINE gibi AB destek programları uygulanır. Sosyal Politika Sosyal politika 1986 tarihli Tek Senedi sonrası AET’nin yetki alanına girmiştir. Ancak zaman içinde AB’nin sosyal politika alanındaki yetkileri genişlemiştir. Bugün bakıldığında AB’nin sosyal politika alanındaki yetkileri şu 4 alanı kapsar: 1-    İşçilerin serbest dolaşımı ve sosyal güvenlik rejimlerinin koordinasyonu 2-    İşçilerini başka bir üye devlette görevlendiren şirketler. 3-    Kadın-erkek eşitliği 4-    İş yerinde bireysel ve kolektif hakların korunması, iş yerinde sağlık ve güvenliğin korunması Kültür Politikası Kültür konusunun kurucu metinler düzeyinde bir düzenlemeye kavuşması için 1992 tarihli Maastricht Antlaşması’nı beklemek gerekmiştir. Bu antlaşma AT Antlaşması’na eklenen 128. maddeyle, AB’nin kültür konusunda üye devletlerin kültürel çeşitliliğine saygı göstereceği ve bu kapsamdaki faaliyetlere destek vereceği ifade edilmiştir. Bu düzenlemenin ardından üye devletler, sinema ve radyo televizyon sektörüne devlet yardımı yapma imkânı elde etmişlerdir. Diğer yandan kültürel konuları ilgilendiren ticari antlaşmalarda oy birliğiyle karar verme şartı getirilmiştir. AB’nin kültür politikası kapsamında hâlihazırda uyguladığı program 2007-2013 arası dönemi kapsayan Kültür Programı’dır. Bu program kapsamında ulus aşırı iş birliğine katkısı olan projelere, kültürel ve artistik ürünlerin ve eserlerin serbest dolaşımına, kültürler arası diyalog sektöründe çalışan kişilerin hareketliliğine öncelik verilmektedir. Kültür politikası kapsamındaki bir diğer program, 2007-2013 arası dönem için öngörülmüş olan Media programıdır. Uygulamada kültür politikası aşağıdaki hususları kapsamaktadır: 1-    Üye devletlerin kültürel miraslarını korumak, 2-     Sergiler, müzeler, konser ve sinemaya giriş gibi bazı kültürel ürün ve hizmetler için indirimli bir vergi sisteminin uygulanması. 3-    Telif hakkı ve komşu hakların korunması konusunda AB düzeyinde uyumlaştırmaya gidilmesi. Çevre Politikası 1986 tarihli Tek Senet’le AET Antlaşması’nda özel bir başlık altında çevreyle ilgili hükümlere yer verilmiştir. 1997 tarihli Amsterdam Antlaşması’yla “sürdürülebilir kalkınma” kavramı AB metinlerine girmiştir. Bugün AB tarafından uygulanmakta olan çevre politikası şu hedeşeri gerçekleştirmeye yöneliktir: 1-    Çevre korumasının genel mekanizmalarını oluşturmak 2-    Hava ve iklim kalitesini korumak 3-    Doğal kaynakları korumak 4-    Kirleten faaliyetleri düzenleme altına almak. Kamu Sağlığının Korunması 1992 tarihli Maastricht Antlaşması’yla gerekli yetki AB’ye tanınmıştır. Bu yetki uyarınca AB, tüm ortak politikalarda ve faaliyetlerinin uygulanmasında ve tasarlanmasında insan sağlığının yüksek düzeyde korunması için gerekli önlemleri almakla yükümlü kılınmıştır. AB’nin bu çerçevede yürüttüğü uygulamalar şu alanları kapsamaktadır: 1-    Birlik çapında yaygın olan bulaşıcı hastalıklarla ve salgınlarla mücadele 2-    Uyuşturucuyla mücadele. 3-    Yüksek düzeyli bir bilgi ve eğitim sisteminin kurulması 4-    Tüketicinin korunması 5-    Sağlığın diğer ortak politikalar kapsamına -örneğin araştırma politikasına entegre edilmesi. Toplumun Belirli Kesimlerine Yönelik Sosyal Politikalar İstihdam Politikası Sosyal politikaya oldukça yakın bir politika olan istihdam politikası kapsamında AB, istihdamın artırılması, istihdam kalitesinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçi hareketliliğinin sağlanması, işçilerin bilgilendirilmesi ve işçilere danışılması, yoksullukla ve sosyal dışlanmayla mücadele, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve sosyal güvenlik sistemlerinin modernleştirilmesi gibi hedeflere yönelik faaliyetlerde bulunur. 1997 tarihli Amsterdam Antlaşması’yla, AB’nin hedefleri arasına yüksek istihdamın sağlanması da eklenmiştir. İstihdam politikası kapsamında asıl yetki üye devletlerdedir. AB ise bu çerçevede üye devletlerin istihdam politikalarını koordine edici önlemler alabilir Eğitim, Mesleki Formasyon, Gençlik ve Spor Politikası 1992 tarihli Maastricht Antlaşması sonrası bu konuda AB’ye birtakım yetkiler verilmiştir. Eğitim ve mesleki formasyon alanında AB, Leonardo da Vinci, Erasmus, Grundtvig, Comenius ve Marie Curie gibi öğrenci, öğretmen ve öğretim üyesi değişim programları uygulamaktadır. 2014’ten itibaren öğrenci ve öğretmen hareketliliğiyle ilgili programlar “Herkes için Erasmus” çatısı altında birleştirilecektir. Yüksek öğretim konusunda üye devletlerin yanı sıra AB üyesi olmayan 20 ülke Bologna süreci çerçevesinde bir yüksek öğretim alanı oluşturmak için çalışmaktadırlar. Bu sayede lisans ve yüksek lisans düzeyinde bir uyumlaştırma sağlanacak, lisans ve yüksek lisans düzeyinde alınan diplomalar eşdeğer kabul edilecek, kalite normları uyumlu hâle getirilecektir. Türkiye de bu sürece dâhildir. Bu kapsamda AB’nin yapacağı faaliyetler aşağıdaki hedeflere yönelik olmalıdır: 1-    Eğitimin Avrupa boyutunu geliştirmek 2-    Öğrenci ve öğretmen hareketliliğini desteklemek 3-    Eğitim kurumları arasındaki iş birliğini geliştirmek 4-    Üye devletlerin eğitim sistemlerine ortak sorunlarda bilgi ve tecrübe değişimini geliştirmek. 5-    Uzaktan eğitimi desteklemek Eğitim, mesleki formasyon, gençlik ve spor alanında asıl yetki üye devletlerdedir. AB ise bu çerçevede üye devletlerin faaliyetlerini destekleyici, tamamlayıcı ve koordine edici faaliyetlerde bulunabilir. Tüketicinin Korunması 1992 Maastricht Antlaşması’yla AB birtakım yetkilere sahip olmuştur. AB’ye verilen bu yetki sonucu bugün gıda güvenliği, hatalı ürünler nedeniyle üreticinin sorumluluğu ve tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin korunması gibi alanlarda AB düzeyinde birçok düzenleme kabul edilebilmiştir. yöneliktir: 1- Tüketicilerin korunması konusunda yüksek bir düzey yakalamak. 2- Tüketicinin korunması konusundaki kuralların efektif olarak uygulanması. 3- Tüketici örgütlerinin ortak politikalara katılımının sağlanması. Tüketicilerin korunması konusunda AB düzeyinde 2002 yılında Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi kurulmuştur. Bu kuruluş Parma’da faaliyet göstermektedir. Bu kuruluşun yanı sıra Avrupa Ulusal Tüketici Merkezleri, iç pazarla ilgili uyuşmazlıkların çözümlendiği SOLVİT ağı ve finans hizmetleri sektöründeki uyuşmazlıkların çözümlendiği FINNET ağından bahsetmek gerekir. Bu konuda Konsey’le Parlamento olağan yasama usulüne uygun olarak birlikte karar verirler.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner209