SON DAKİKA

KUR’AN VE TECVİD BİLGİLERİ-1|DHBT Özet Ders Notları

Bu haber 25 Aralık 2015 - 10:26 'de eklendi ve 770 kez görüntülendi.

Kariyermemur.com olarak DHBT’ye hazırlanan adaylar için ders notu hazırladık, Kariyermemur.com internet sitemizi arkadaşlarınıza tavsiye ediniz.

KUR’AN VE TECVİD BİLGİLERİ-1
1- ARZ:
Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği şekilde muhafazası, âyet

Kariyermemur.com olarak DHBT’ye hazırlanan adaylar için ders notu hazırladık, Kariyermemur.com internet sitemizi arkadaşlarınıza tavsiye ediniz.


KUR’AN VE TECVİD BİLGİLERİ-1

1- ARZ:
Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği şekilde muhafazası, âyet ve sûrelerin tertibinin doğru olarak tesbiti ve bunun kontrolü için Cibril (a.s) her sene Ramazan ayında, bir rivayete göre Ramazan ayının her gecesinde, Hz. Peygamber (s.a.s)’a gelirdi. Hz. Peygamber (s.a.s.) Kur’an âyetlerini Cibril’e okurdu. Buna “arz” denir. Aynı âyetleri, mukayese için, bir de Cibrîl (a.s) okurdu ki buna da “mukabele” denir.
2- ASLI MED:
Harfin sesini uzatmak için hemze veya sükûna ihtiyaç duyulmayan medde “aslî med”denir.
3- BAZI TERİMLER:
Medd: Uzatmak demektir.
Kasr: Kısaltmak demektir.
İdğam: Şeddelemekdemektir.
İzhar: Ayırmak demektir.
Vakf: Durmak demektir.
Ğunne: Sesin genizden gelmesi demektir.
TUL: Dört elif miktarı uzatmaktır.
TEVASSUT: İki veya üç elif miktarı uzatarak okumaya denir.
KASR: Bir elif miktarı okumaktır.
4- FER’î MED:
Hemze veya sükûn sebebiyle aslî med üzerine ziyadeden doğan medde “fer’î med”denir. Bu med, “medd-i mezîd” veya “medd-i medîd” diye de isimlendirilir.
5- HARF-İ MEDD:
Kelime olarak “uzatma harfi” demektir. Uzatma harfleri üç tanedir.

TÜRKİYE GENELİ DHBT UZAKTAN EĞİTİMİNE BAŞVURU İÇİN TIKLAYIN

6- HARFLERİN SIFATLARI

1- Sıfat-ı Lazimeler:
A) Zıttı Olan Sıfat-ı Lazimeler: harflerin zatından ayrılması mümkün olmayan sıfatlardır.
Cehr: Sesi aşıkar etmek.
Hems: sesi gizlemek.
Şiddet: Sesin akmaması güçlü okunması.
Rehavet: Sesin akması.
İsti’la: Dilin kökü ile birlikte damağa yükselmesi.
İnhifat:= İstifale: İstilanın zıddıdır. Dilin damağa yükselmemesi, aşağıda kalması.
İtbak: Dilin üst damağa yapışması veya yapışmaya yakın kalkması.
İnfitah: Dil ile damağın ayrılması. 5- Izlak: Kolaylık ve sürat.
Ismat: Harfi söylerken dile ağır geldiğinden 4, 5 ve 6 harfli kelimeler, izlak harfleri olan ف ر م ن ل ب olmaksızın kullanılmalar.
B) Zıttı Olmayan Sıfat-ı Lazimeler
1- Safir: Dil ucu ile ön alt dişlerin arasından kuş sesi veya ıslık sesine benzer kuvvetli bir sesin çıkması.
2- Kalkale: Mahrecin kımıldaması.
3- Lin: Harfin kolay ve yumuşak çıkarılması.
4- İnhiraf: Bu harfler okunurken dilin öne veya arkaya doğru meyl etmesi. 5- Tekrir: Ra harfi okunurken dil ucunun titremesi.
6- Tefeşşi: Şın harfi okunurken sesin dil ile damak ortasında yayılması.
7- İstidale: Dad harfi okunurken dil kenarının üst azı dişlerden, lam mahrecine kadar uzanması.
2- Sıfatı Arızalar: Harften ayrılması mümkün olan, ayrıldıkları zaman harfin zatını değiştirmeyen sıfatlar.
1-Tefhim: Harfi kalın okumak
2-Terkik: Harfi ince okumak.
3- İdğam:İki harfi bir harf yapıp şeddeli okumak.
7- İHFA: Şedde yapmadan, izhar ile idğam arası ğunneli okumak.
İHFA ÇEŞİTLERİ:Tecvid ve kırâat âlimlerimiz ihfâ’yı, aynı kelimede veya ayrı kelimede olmasına göre ikiye ayırmışlardır.
İhfâ-i Ehass: ihfâ harfleri tenvînden sonra gelir veya sâkin nûn kelime sonunda yer alır ve ihfâ harfleri ikinci bir kelimenin başında bulunursa bu tür ihfâya“İhfâ-i Ehass” denir.
(كُنْ فَيَكُون
İhfâ-i Eam: İhfâ harfleri, sâkin nûndan sonra aynı kelimede gelirse buna da “İhfâ-i Eam” denir. Böyle yerlerdeki ihfâ hem vakf (durma) hem de vasl (geçme) halinde belli olan bir ihfâdır.
(كُنْتُمْ) ve (يَنْصُرُ)
İHFA ÇEŞİTLERİ
1. Harf’in İhfası
A. Dil İhfası: (İhfa-i Lisani) Eğer sâkin nûn veya tenvînden sonra bildiğimiz 15 ihfâ harfinden biri gelirse buna “İhfâ-i Lisânî = Dil İhfâsı” denir.
B. Dudak İhfası: (İhfa-i Şefevi) Sakin mîm’den ( مْ ) sonra harekeli be ( ب ) harfinin gelmesi ile oluşur.
( تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ ) ve ( رَبُّهُمْ بِهِمْ )
2. Harekenin İhfası: Harekeyi zayıf sesle hızlıca okumak suretiyle yapılır. Bunaihtilas denir.
8-İSTİAZE: Sözlükte, sığınmak, korunmak anlamındadır. Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Peygamber’e istiâzede bulunması (Allah’a sığınması) emredilmiştir, Hz. Peygamber de Allah’a sığınmış, bu amaçla daha çok ihlâs, felak ve nâs sûrelerini okumuş, bunu sahâbe-i kirâm’a da tavsiye etmiştir.
9- İZHAR. İki harfin arasını birbirinden ayırmak.
İZHAR ÇEŞİTLERİ
1. Dil İzharı (İzhar-ı Lisani / Halkî):6 izhar harfiyle yapılır.
2. İzhar-ı Kelime-i Vahide: Sâkin nûn, vav veya yâ harflerinden önce gelir ve onlardan biriyle aynı kelimede olursa izhâr yapılarak okunur.
أَلدُّنْيَا _ قِنْوَانٌ _ صِنْوَانٌ – بُنْيَانٌ
3. Mîm-i Sâkinin İzhârı “Dudak izhârı” : Sâkin mîmden ( مْ ) sonra mîm ve be (( ب harfleri dışında bir harfin gelmesiyle yapılır.
أَمْ هُمْ ضَلُّوا _ عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ _ يُبَشِّرْهُمْ رَبُّهُمْ
4. İzhar-i Kameriyye: Lam-i tarif denilen el (أل)takısından sonra kameri harflerden birisinin gelmesiyle olur.
10- Kalb=İklab: Bir harfin başka bir harfe dönmesi. Yani nunu sakin veya tenvindeki nun sesinin mime dönmesi.
11- Med: Harfin uzatılması
12- Vakıf: Nefesle beraber sesin kesilmesi.
13- Sekte: Nefes almadan sesi kesmektir.
14- Hareke: Harfin harekeli olması. 13- Sükun: Harfin harekesiz olması.
15-HEMZE:Şekil itibariyle elife benzeyen ve hareke alan bütün harfler hemzedir. Kelimelerin öncesinde yer alan hemze Vasıl ve kat’ hemzesi olmak üzere ikiye ayrılır.
A. Vasl Hemzesi: Kendileri ile başlandığında okunan, kendilerinden önce harekeli bir harf geldiğinde ise okunmayan hemzelere denir. Vasıl hemzeleri şunlardır:
1. Sülasî fiillerin emri hazırlarının hemzeleri; اِفْتَحْ
2. İster sülâsi olsun ister rubâî olsun mezid fiillerin – اِفْعَالٌ babı hariç- mazi fiilleri, mastarları ve emri hazırlarının başındaki hemzeleri; اِقْترَبَ اِسْتَمْسَكَ،
3. اِثْنيَ ْ، اِمْرَاَةٌ ، اِمْرُؤٌ ، اِبْنَةٌ ، إِبْنٌ ، إِسْمٌ kelimelerinin müfred ve tesniyelerinin hemzeleri;
4. Harfi tarifin (ال) hemzesi;
B. Kat’ Hemzesi: Hem yazıda hem de okunuşta bulunan, gerek vasıl gerek vakıf halinde değişmeyen, sabit kalan hemzelere denir. Med sebebi olan hemze kat’ hemzesidir. Hemze-i Kat’lar şunlardır:
1. İstifham hemzeleri; قُلْ أَأِتخَّذْتمُ قل أتخذتم
2. Mütekellim vahdeh fiilinin hemzesi; أَبْتَغِي حَكَماً
3. İf’al babının hemzesi, فَأَكْرَمَهُ
4. Teaccub fiilinin hemzesi, وأَسمِْعْ
5. İsm-i tafdil hemzeleri; أَكْبَرُ
6. Efâl vezninin sıfâtı müşebbehelerin hemzeleri; أَصْفَرُ
7. Fiillerden türetilmiş isimlerin hemzeleri; أحمد
8. Kırık çoğulların hemzeleri; أنفس
9. Zamirlerin hemzeleri; أنا ، أنت ، إياك
16-HERZEME:Bu üç okuyuş tarzının dışında bir de caiz olmayan bir okuyuş daha vardır ki, buna Herzeme denir. Bu okuyuşta harfler, kelimeler birbirine karışır, okuyuş bozuluır. Kur’an-ı Kerim’i, bu şekilde okumak haramdır.
17-HÜKMÜRRA : “Ra” harfinin okunuşu: “Ra” harfi bazen kalın, bazen ince ve bazen de hem ince ve hem de kalın okunabilir. 7-İHFA: Tanımı; Tenvin veya nunu sakinden sonra ihfa harflerinden biri gelirse, ihfa olur.
18-İDĞAMI MAAL ĞUNNE : Tenvin veya nun’u sakinden sonra “yemnu” harflerinden biri gelirse idğamı maal ğunne olur.
17-İDĞAM-I BİLAĞUNNE: Tenvin veya nunu sakinden sonra “lam” ve “ra” harflerinden biri gelirse idğamı bila ğunne olur.
19-İDĞAMİ MİSLEYN : Aynı harfin iki defa arka arkaya gelerek, birincisinin sakin (cezzimli)ikincisinin harekeli olarak gelmesi durumunda birincisi ikincisine katılarak okunur. İdğamı Misleyn iki kısımdır:
1-İdğamı Misleyn Meal Ğunne: Sakin nun, nuna veya sakin mim, mime idğam edilirse idğamı misleyn meal ğunne olur.
Örnek:وندخلكم مدخلا ان نحن
2-İdğamı Misleyn Bila Ğunne: Nun ve mimin dışındaki harfler, kendi cinsinden bir harfe idğam edilirse idğamı misleyn bila ğunne olur.
Örnek:اذ ذهب قل لن
20-İDĞAMI MÜTECANİSEYN: Mahareçleri ( çıkış yerleri ) bir olan, fakat sıfatları başka olan harfler birbirine uğrarsa İdğamı Mütecaniseyn olur.
21-İDĞAMI MÜTEKARİBEYN: Mahrecinde ( çıkış noktasında) ve sıfatında yakınlığı olan harfler birbirlerine uğrarsa İdğamı Mütekaribeyn olur. İdğamı Mütekaribeynin harflerini de iki başlık altında inceleyebiliriz:1)“Lam “ ve “Ra” harfleridir. Bu harflerden “Lam “ harfi mutlaka önce gelir. Lam sakin , “Ra” harfi harekeli olur. Ve lam harfi “Ra” harfine çevrilerek okunur.2) KAF-KEF harfleri
Yapılışları bakımından idgamlar kaç kısma ayrılır? İki kısma ayrılır
1. TAM İDĞAM (Kamil İdğam) : Müdğam, zat ve sıfatlarıyla birlikte, müdğamın içinde tamamen kayboluyorsa (ikisi şeddeli bir harfmiş gibi okunuyorsa) buna tam idğam denir.
( إِظَّلَمُوا ) إِذْ ظَلَمُوا , قُلْ رَبِّ ( قُرَّبِّ ) , وَدَّتْ طَائِفَةٌ (وَدَّطَّائِفَةٌ )
2. NAKIS İDĞAM : İdğâm edilen iki harften birincisi olan müdğâm, çeşitli sıfat yönünden müdğâmün fîh içinde tamamen erimiyor ve kaybolmuyor, sıfatlarından biri açıkta kalıyor ise buna da nâkıs idğâm denir. ( أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ ) sâkin vaziyette bulunan kaf ( ق) harfi, kendisinden sonra gelen ve harekeli olan kef ( ك ) harfine idğâm edilmelidir. Ancak müdğâm olan kaf harfi (istîlâ sıfatı sebebiyle ) müdğâmün fîh olan kef harfi içinde tamamen eriyip kaybolmamaktadır.
22-İDĞAM-I ŞEMSİYYE:Şemsi harfler 14tanedir.Lam-ı tarif dediğimiz “EL” takısı bu harflerden biri ile başlayan bir kelimenin başına gelirse, o takdirde el takısı okunmaz ve el takısından sonra gelen kelime de şeddeli olarak okunur.
İdğâm-ı Şemsiyye’nin Kısımları nelerdir?İki kısımdır?
a. İdğâm-ı Şemsiye Mealğunne: Lâm- ı tariften sonra nûn harfi gelirse “İdğâm-ı Şemsiye Mealğunne” olur. 1.5 elif tutulur.
b)İdğâm-ı Şemsiye Bilâğunne: Lâm-ı tariften sonra nûn dışındaki harfler geldiğinde “İdğâm-ı Şemsiye Bilâğunne” olur
23- İMALE: sözlükte “bir şeyi bir şeye meylettirmek” demektir.Kıraat ıstılahında ise, “med harfi olan elifi, elif ile yâ arası bir sesle”, bir başka deyişle “üstün harekeyi esreye doğru meyilli okumaya” denir. İmâle ile okuyuşun Asım kıraatindeki tek örneği “ مَجْرَیھَا ” (Hûd, 11/41) ayetidir.Bu ayette “ra” harfinin harekesi olan üstün, esreye meylettirilerek okunacağından “ra” harfi de ince okunur. 18
24-İŞMAM:Hafif olarak duyurmak, koklatmak. Hissettirmek. * Kibirden dolayı başı dik yürümek. * Tecvidde: Bir harfe zamme veya kesre vermek ve bunu hafifçe hissettirmek. Harfin sesini genizden hissettirmek, biraz duyurmak, harfi çıtlatmak. Son harfin harekesinin ötreli olduğunu belirtecek şekilde dudakları ileriye götürmektir
25-KALKALE: Kalkale harfleri dediğimiz; kaf , tı , be , cim ve dal harfleri kelimenin ortasında veya sonunda sakin olarak (Cezzimli olarak) gelmeleri halinde ses olarak vurgulu okunmasına kalkale diyoruz.
26- KURAN’DA BULUNAN İŞARETLER م : Durmak vaciptir. Durulmayıp geçilirse anlam bozulur.
ط : Durmak evlâdır (daha iyidir). ج : Durmak evlâdır. قف : Durmak evlâdır. Hafif bir duruşla (bir nefeslik) durulmalıdır. ز : Geçmek evlâdır. ق : Geçmek evlâdır. ص : Nefes yetmediğinde durulabilir. لا : Durmak caiz değildir. Eğer durulursa bir önceki kelime ile birlikte tekrar okunur. Ayet sonunda durunca ise, tekrar edilmez çünkü durak sonlarında durmak caiz, hatta efdaldir. ك : Bir evvelki durağın aynısı demektir.

Sakarya Üniversitesi DHBT Hazırlık Eğitimi (UZAKTAN EĞİTİM) Programı için tıklayınız

27-KURAN-I KERİM:

Kur’anı Hangi kıraat ve rivayetle okuyoruz?İmam Asım kıraati, Hafs Rivayeti.Kur’an da114 Sure, 6236 Ayet vardır. -Kur’an’ı Kerim 22 sene, 2 ay, 22 günde inmiştir.
-Kur’an’ı Kerim’de bulunan, adetleri 114 tane olan müstakil bölümlere Sure ismi verilir.
-Kur’an’ı Kerim tek kitap olduğu gibi, tek ciltte toplanmıştır.K.Kerim’in sayfalarını toplayan cilde verilen ve yalnız Kur’an’a ait olan özel isme Mushaf adı verilir.
-Hz. Ebu Bekir zamanında Zeyd b. Sabit tarafından Mushaf haline getirildi.
Kur’an’ı Kerim’deki ilk surenin ismi Fatiha suresi. Kur’an’ı Kerim’deki son Nas suresi.-
-Kur’an’ı Kerim’deki en uzun Bakara suresi.
-Kur’an’ı Kerim’deki en kısa Kevser suresidir.
-Kur’an’ı Kerim’deki en uzun ayet Bakara suresi 282. Ayetidir.
-Tebuk seferine katılmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabın kendisiyle (hakkında ayet nazil oluncaya kadar)50 gün konuşmadığı sahabe Kab b. Malik.
-Muavizeteyn” surelerinin isimleri Felak ve Nas sureleri.
-Kuran-ı Kerimde 14 tane tilavet secdesi vardır:Araf 206, Rad 15, Nahl 49, İsra 107, Meryem 58, Hacc 18, Furkan 60, Neml 25, Secde 15, Sad 24, Fussilet37, Necm 62, İnşikak21. Alak 19
-Tilavet secdesi ile biten sureler :Araf süresi -Necm süresi -Alak süresi
-Nebilerin ismiyle isimlenen sureler :Cevap: Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Muhammed, Nuh sureleri
-Ayet sayısına göre Mekki surelerin en büyüğü ,Şuara suresi 227 ayet
-Besmele iki defa zikredilen sure Neml Suresidir.Besmele ile başlamayan sure Tevbe (Berae) suresi İki nebinin ismi ile biten sure Alâ Suresidir.
-Esma-ül Hüsna’dan birisiyle başlayan sure Rahman Suresi .
-Peygamber efendimizin kadınlara öğretilmesi emir buyurduğu sure Nur suresidir.
-Her ayetinde Allah(c.c)lafzı olan sure Mücadale suresi
-Rasüllahın beni yaşlandırdığı buyurduğu sure Hud suresi
-Kendisinde iki tane secde ayeti olan sure Hacc suresi
-Ahmed ismi kendisinde zikredilen sure Saff suresi 6. ayet
-Sahabe ismi kendisinde zikredilen sure hangisidir. Ahzab suresi 37. ayet – Zeyd-
-”Ey Nebi” hitabı beş defa zikredilen sure Ahzab suresi
-İmam Şafi (r.a) nin insan düşünse bu sure insanlara yeterdi buyurduğu sure Asr suresi
-Rasullahın Zehrevan diye isimlendirdiği sureler Bakara ve Ali imran sureleri
-Kuran-ı Kerimde 25 tane nebinin adı zikredilmiştir
-Amme cüzünde 37 tane sure vardır.
-Mekkede müşriklere karşı Kuran-ı açıktan ilk okuyan sahabe Abdullah b. Mesut
-Rasullahın Kuran’ın zirvesi buyurduğu sure Bakara suresi
-Kıblenin Kudüsten Kabeye çevrildiğini anlatan süre Bakara süresi 142-150
-Mirac hadisesini anlatan süre Necm süresi
-İfk hadisesini anlatan süre Nur süresi 11-26
-İlk hareke:Ebul Esved ed-Düeli
-Harf Noktalama:Nasr bin Asım-Hayy b.Yamer
-İrab Alametleri:Halid b.Ahmed
-Hizb :K.Kerimde 5 sahifeye denir.K.Kerim 120 hizb bulunmaktadır.
-Secavend:Muhammed b.Tayfur es-Secavendi
-Vahiy Kâtipleri: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer b. el-Hattab, Hz. Ali b. Ebi Talib, Hz. Osman b. Affân, Hz. Amr b. el-Âs, Hz. Muâviye, Hz. Şurahbil b. Hasene, Hz. Muğîre b. Şu’be, Hz. Muâz b. Cebel, Hz. Hanzele b. er-Rebî’, Hz. Cehm b. es-Salt, Hz. Huseyn en-Nemerî, Hz. Zubeyr b. el-Avvâm, Hz. Âmir b. Fuheyre, Hz. Ebân b. Saîd, Hz. Abdullah b. Erkâm, Hz. Saîd b. Kays, Hz. Abdullah b. Zeyd, Hz. Hâlid b. Velîd, Hz. A’lâ b. el-Hadremî, Hz. Abdullah b. Revâha, Hz. Huzeyfe b. el-Yemân, Hz. Muhammed b. el-Mesmele vs.
Mekke’de ilk vahiy kâtipliğini Abdullah b. Sa’d b. Ebî Sarh, Medîne de ise, Ubey b. Ka’b yapmıştır. Ondan sonra Zeyd b. Sâbit bu görevi devamlı sürdürmüştür.
-Kur’ân’ın Muhtevâsı:
1) Îtikâd.
2) İbâdetler.
3) Muâmelât.
3) Ukubât.
4) Ahlâk.
5) Nasîhat ve Tavsiyeler.
6) Va’d ve Vaîd.
7) İlmî Gerçekler.
8) Kıssalar ve Duâlar.
-Sûre: Kur’ân-ı Kerîmin en az üç âyetten meydana gelen bölümlerinden her biri. Çoğul şekli “suver”dir. Kur’ân-ı Kerîm’de 114 sûre olup, bâzı sûrelerin birkaç ismi vardır. Sûreler uzunluk kısalık bakımından dörde ayrılır:
1-Tıvâl,
2-Miûn,
3-Mesânî,
4- Mufassal.
-Bakara sûresinden Berâe sûresine kadar olan yedi sûreye es-Seb’u’t-tıvâl (uzun sûreler) denir. Bunlar: Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, En’am, A’râf, Yûnus veya Kehf Sûresidir.
-Miûn; yani yüzlükler, âyetleri yüz dolayında olanlardır ki, Tevbe’den sonra gelenlerdir. (Tevbe, Nahl, Hûd, Yûsuf, Kehf, İsrâ, Enbiyâ, Tâhâ, Mü’minûn, Şuarâ, Sâffât).
-Mesânî; âyetleri yüzden az olanlardır. Miûndan sonra gelirler. Hâmîm’ler, Elif Lâm’lar, Tâsîn’ler böyledir. (Ahzâb, Hac, Kasas, Tâsîn, Neml, Nûr, Enfâl, Meryem, Ankebût, Rûm, Yâsîn, Furkân, Hicr, Ra’d, Sebe’, Melâike, İbrâhîm, Sâd, Muhammed, Lokmân, Zümer, Hâmîm’ler, Mümtehine, Fetih, Haşr, Tenzîl, Secde, Talâk, Nûn, Hucurât).
-Mufassal, Kur’ân’ın sonundaki sûrelerdir. Nevevî’ye göre Hucurât’tan başlar. Onlar da Tıvâl, Evsat, Kısâr olmak üzere üçe bölünür.
Tıvâl-i Mufassal: Hucurât’tan Burûc’a kadar,
Evsat-i Mufassal: Buruc’tan Beyyine’ye kadar,
Kısâr-i Mufassal: Beyyine’den sona kadardır.
Mekkî Sûreler: Âyetler genelde “Ey insanlar!” hitâbıyla başlar, sûre başlarında kasemler çokça yer alır, önceki peygamberlerin kıssaları anlatılır.
-Medenî Sûreler: Âyetler genelde “Ey iman edenler, ey kitap ehli” hitaplarıyla başlarlar; evlilik, mîrâs, cihâd âyetlerini ihtivâ eder, münâfıklardan bahseder.
-Mekkî ve Medenî Sûrelerin Sayıları: 87 tânesi Mekkî, 27 tânesi de Medenî’dir.
-Sebeb-i Nüzûl: Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûl (inme) sebebi. (esbâb-ı nüzûl)
-Sebeb-i Vürûd: Hadîs-i Şerîfler’in vârid olma, söylenme sebebi.
-Kur’ân’ın Vahiy Kâtipleri: Dört halife, Zeyd b. Sâbit, Ubeyy b. Ka’b, Hâlid b. Ebî Süfyân.
Mehâric-i Hurûf: Kur’ân-ı Kerîm harflerinin herbirinin ağızdan ses olarak çıktığı yer. Kur’ân-ı Kerîm’i tecvîd üzere okumasını bilmek farzdır.
Kıraat-i Seb’a: Yedi kıraat imâmının okuyuş şekilleri. Yedi kıraat imâmının yâni İmâm-ı Nâfi’, Abdullah bin Kesîr, Ebû Amr, İbn-i Âmir, Âsım, Hamza, İmâm-ı Kisâî’nin okuyuşları kıraat-i seb’a adıyla meşhur olmuştur.
-Kıraat-ı Aşere İmamları ve Râvîleri:
1-İmâm Nâfî (Kalun ve Verş)
2-İmâm İbn Kesîr (El-Bezzî – Kunbul)
3-İmâm Ebû Amr ( Ed-Dûrî- Sûsî)
4-İmâm İbn Âmir (Hişâm-İbn Zekvân)
5-İmâm Âsım (Ebû Bekir Şu´be-Hafs b. Süleyman (Bizim ve Müslümanların çoğunun kıraat imâmı)
6-İmâm Hamza (Halef- Hallad)
7-İmâm Kisâî (Ebû Hâris-Dûrî)
8-İmâm Ebû Ca´fer ( Îsâ b. Verdân-Süleymân b. Cemmâz)
9-İmâm Ya´kûb(Ruveys-Ravh)
10-İmâm Halef (İshâk- İdrîs)
-Kur’ân-ı Kerîm’in Harekelenmesi: Irak vâlîsi Ziyâd b. Sümeyye isteğiyle Ebû’l Esved ed-Düelî tarafından h.69/688 yılında kırmızı mürekkeple harekeleri nokta şeklinde işaretlenmiştir. Irak vâlîsi Haccâc b. Yûsuf’un isteğiyle Yahyâ b. Ya’mer ve Nasr b. Âsım h.89-/707 kelimelere farklı renklerde nokta koymuşlardır. Halîl b. Ahmet 751 yılında hareke ve noktalamaya son şeklini vermiştir.
-Nâsih – Mensûh: Nesh, bir şeyi iptâl etmek ve onun yerine başka bir şeyi ikâme etmek, yer değiştirmek, izâle etmek. Şer’î bir hükmün yürürlüğe konmasından sonra, gelen diğer bir şer’î hükümle kaldırılması, iptâl edilmesi demektir. Hükmü kaldıran âyete “nâsih”, hükmü kaldırılan âyete de “mensûh” denir. Mensûh âyet ile amel edilemez.
-Mücmel-Mübeyyen: Mânâsı kapalı lafızları ihtivâ eden âyetlere mücmel, mücmel âyetleri açıklayan âyetlere de mübeyyen âyet denir.
-Mübhem-Muhkem: Üstü kapalı anlatım. Açık ifâdeli âyetler.
-Müteşâbih: Birden fazla anlama gelen ifâdeler.
-Garîbu’l-Kur’ân: Farklı lehçelerde kullanılan kelimeler.
-Müşkilü’l-Kur’ân: Kelimelerin anlaşılma güçlüğü.
-İ’câzu’l-Kur’ân: Âciz bırakmak, iknâ etmek, muhâtabın delillerini çürütmek.
-Vücûh – Nezâir: Eş sesli kelimelere vücûh; farklı anlamlı kelimelere de nezâir denir.
-Emsâlu’l-Kur’ân: Özlü ifâdeler.
-Tashîh, düzeltme; tasnîf, sıralama; tedvîn, derleme; te’vîl, yorum ve açıklama demektir.
-En Uzun Âyet: Borçlanmadan (müdâyene) bahseden âyet: Bakara 282. âyet.
-İlk İnen Sûreler: Fâtihâ, Müddessir, Alak, Kalem, Müzzemmil.
-Medîne döneminde inen ilk sûre, Bakara sûresidir.
-Son İnen Âyet: Tevbe sûresinin 128-129. âyetleri.
-VAHYIN BASLANGIC TARIHI: Miladi 610 yili Ramazan 17
-VAHYIN BITISTARIHI: Miladi 632 yili Zi‘l-hicce 9
-VAHYIN TOPLAM MÜDDETI: 22 YIL ,2 AY,22 GÜN
-EN UZUN SURE: BAKARA SURESI (2): 286 ayet
-EN KISA SURE: KEVSER SURESI (108): 3 ayet
-EN UZUN AYET: BAKARA SURESI (2): 282. Ayet (Borc ayeti)
-EN KISA AYET: MÜDESSIR SURESI (74): 21. Ayet
-VAHYIN MEKKE MÜDDETI: 12 yil, 5 ay, 13 gün.
-VAHYIN MEDINE MÜDDETI: 9 yil, 9 ay, 9 gün.
-MEKKE‘DE INEN SURE SAYISI: 86 SURE
-Rivâyet Tefsiri: Kur’ân-ı Kerîm’deki bâzı âyet-i kerîmelerin başka âyetlerle veya Peygamberimizin sünneti veya Ashâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması. Buna me’sûr veya naklî tefsir de denir. En meşhurları:
Taberî: Câmiu’l Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân;
Semerkandî: Tefsîru’l-Kur’ân;
Beyzâvî: Medînetü’l-Menzil;
İbn-i Kesîr: Tefsîru’l Kur’ânü’l Azîm;
Süyûtî: ed-Dürru’l Mensûr;
Fîruzâbâdî: Tenvîru’l Mikbâs min Tefsîri İbn Abbas.
-Dirâyet Tefsîri: Akla ve yoruma dayalı tefsir. Rasûlüllah’tan gelen rivâyetler (açıklamalar) esas alınarak, Kur’ân-ı Kerîm’in lisân bilgilerine ve zamanın fen bilgilerine, aklî ilimlere göre yapılan açıklaması. Bu tefsîre ma’kûl, re’y tefsîri ve te’vîl de denir. Başlıcaları:
Zemahşerî: el-Keşşâf;
İbn Kuteybe: Te’vilü’l Müşkilü’l-Kur’ân;
Şevkânî: Fethu’l Kadîr.
Arapça Tefsirler: Taberî, Zemahşerî, Beyzâvî, Râzî, Kurtubî, Celâleyn.
-Tilâvet Secdesi: Kur’ân-ı Kerîm’in on dört yerindeki secde âyetinden birini okuyan veya duyanın yapması vâcib olan secde.
-Zellet-ül Kârî: Kıraat hatâsı. Namazın içindeki farzlardan kıraati yerine getirirken (Fâtihâ ve zamm-ı sûreyi okurken) meydana gelen hatâ, yanlış okuma.
-Mahreç harfleri 17 yerden çıkar.
Boğaz harfleri 6 tanedir. Dil kısmından 18 harf çıkar.Dudak kısmından 4harf çıkar.
28-KUR’AN’IN KIRAATLERİ:Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarında, harflerinde ve edasındaki değişik rivâyet hususuna, diğer bir ifadeyle kelimelerdeki med, kasır, hareke, sükûn, nokta ve i’rab bakımından değişik okumaya “kıraat” denilir. Ashâb-ı kirâmdan bu hususta hem senetleri sahih, hem de tevâtür derecesine ulaşmış rivâyetler “yedi tarîk/kıraat” (yedi okunuş şekli) toplandı ki, bunlara “Kıraat-i Seb’a” denilmiştir.
29-KURRA:: Bu kelime sözlükte, okuyucu ve okuyan anlamını ifade eden “kâri” kelimesinin çoğuludur, ıstılahda ise: “Yedi ya da on kıraatin kendilerine nisbet edildiği imamlara denir”. Ayrıca Kur’ân’ın tamamını ezberleyen ve ondaki kırâatlara hakkıyla vâkıf olan kimselere de kurrâ ismi verilmektedir. Kâri kelimesine yüklenen bu anlam, Hz. Peygamber döneminden sonraya aittir. Çünkü bu lafzın Peygamber (sav) zamanındaki anlamı, nazil olan herhangi bir vahiy metnini ezberleyen kimse demektir. Ancak söz konusu kelimede zamanla bir anlam genişlemesi meydana gelerek bugünkü manada kullanılmaya başlanmıştır.
30-LAFZATULLAH : ALLAH İsminin okunuşu
31- LAHN: Kur’an okurken harflerin sıfatlarında, harekelerinde, tecvid kaidelerinin uygulanmasında yapılan hatadır.
1- Lahn-ı Celi (Açık hata): Harflerin asli sıfat ve mahreçlerinde, hareke ve sükunlarda yapılan hatadır. Manayı bozduğu gibi çoğu zaman namazı da bozar.
2- Lahn-ı Hafi (Gizli hata): Sıfatı arızalarda meydana gelen hatadır. Harfin aslını değiştirmez. Mana bozulmadığı gibi namazı da bozmaz. Ancak hata olduğu için vebali vardır.
3 2-MEDD-İ TABİÎ : Diğer bir adı da aslî meddir. (Bir elif miktarı uzatılır.) Harfi medden sonra sebeb-i medden hiç bir şey bulunmazsa, o zaman “Medd-i tabii” olur. Bir elif miktarı uzatmakVaciptir.Harfi medd yani uzatma harfleri üç tane idi. sebebi meddi de hatırlayalım: hemze = harekli elif ve SÜKUN = harekesiz ve cezzimli harf idi )
33- MEDD-İ MUTTASIL : ( Dört elif miktarı uzatmak vaciptir.) 26- MEDD-İ MUNFASIL : ( Dört elif miktarı uzatmak caizdir.)
34-MEDD-İ LÂZIM : ( Dört elif miktarı uzatmak vaciptir.)
35-MEDD-İ ÂRIZ : (Dört elif miktarı uzatmak caizdir.)
36-MEDD- İ LÎN : (Meddi lîn’in meddi caizdir.Duruma göre bazen Meddi lazım gibi bazende Meddi arız gibi okunur.)
37-MUSHAF’A NOKTA VE HAREKE KONULMASI:Emevî hükümdarı Abdülmelik zamanında (v. 65/684) görevlendirilen Ebü’l-Esved ed-Düelî (v. 69/688) Kur’an’da önce nokta yerlerini hareke ile belirtti. Bundan sonra çalışmalar devam etti. Irak emîri Haccâc zamanında da Yahyâ b. Ya’mer (v. 65/684) ile talebesi Nasr b. Âsım el-Leysî (v. 89/707) noktalama işini geliştirip bugünkü nokta ve harekeleri koydular. Hemze, şedde, sıla, revm, işmâm ve diğer işaretler de Halil b. Ahmed (v. 175/791) tarafından konuldu.
38-NUN’U SAKİN : CezzimliNUN harfine denir .
39-OKUYUŞ ŞEKİLLERİ (YAVAŞ – HIZLI – NORMAL)
A. Tahkîk: En ağır okuma şeklidir. Yavaş yavaş, manayı düşünerek, bütün tecvit kurallarına uyarak, ruhsatları kullanmadan (mesela medd-i munfasılı da 4 elif uzatarak) okumaktır.
B. Tedvîr: Tahkîk ile hedr’in ortasıdır. Bunda da mana düşünülür.
C. Hadr / Hadr: Süratli okuma şeklidir. Hatim indirenler, cüz okuyanlar bunu tercih ederler. Bunda yine medd-i lazım 4, medd-i muttasıl 2 elif uzatılır. Bu ikisinin dışında 1 eliften fazla uzatılanlar ise 1 elif uzatarak okunur.
40- RAF-I SAVT(ses yükseltme): Kur’an okurken bazı kelime, cümle ve ayetleri ses tonu yükseltilerek okumak demektir.
Ses yükseltmeyi gerektiren sebepler:
1- Okunan yerin Hak ve Hakikati açıklaması;
2- Hakkın, haklının sözlerinde
3- Allâh’ın emir ve yasaklarında
4- Hafd-ı Savt ile okunan ayetleri takip eden ayetler; müjde, mükâfat ve merhamet bildiren ayetler Raf-ı Savt ile okunur.
41- HAFD-I SAVT (ses indirme): Kur’an okurken, bazı kelime, cümle ve ayetleri ses tonunu düşürerek okumaktır.
Hafd-ı savtı gerektiren durumlar:
1- Dua ve istiğfar ayetleri,
2- Batıla mensup sözler,
3- Tehdit ve taziye ayetlerinde,
42-SEBEB-İ MEDD: Uzatma sebebi demektir. Bu da iki kısma ayrılır.
43-SEKTE:Kelime anlamı olarak susmak ve iki ses arasını nefes almaksızın ayırmak demektir .Kur’ân’da şu dört yerde sekte vardır ve sekte yapılacak yerde harfin altında سكته yazılıdır.
1- Kehf Sûresi’nin 1. âyetinde: قَيِّمًا — عِوَجًا
2- Yâsîn Sûresi’nin 52. âyetinde: هَذَا — مَرْقَدِنَا مِنْ
3- Kıyâme Sûresi’nin 27. âyetinde: رَاقْ — وَقِيلَ مَنْ
4- Mutaffifîn Sûresi’nin 14. âyetinde: رَانَ — كَلاَّ بَلْ
Ayrıca şu 7 yerde he harfinin sukununa işareten sekt-i hafife yapmak gerekir.
Bakara 259 (لم يتسنه )
Hakka 28 ( ماليه)
Enam 90 ( فبهدا هم اقتده )
Hakka 29 ( سلطانيه)
Hakka 20-26 (حسابيه)
Karia 10 (وما ادريك ماهيه)
Hakka 19 (كتابيه)
44-SÜKUN : Harekesi olmayan ( yani ne esresi, ne ötresi ve nede üstünü olmayan ) harfe yani ne esresi, ne ötresi ve nede üstünü olmayan ) harfe biz Sükun diyoruz., alameti cezimdir.
a) Sükûn-u Lâzım: Sükûn-u lâzım da, vakıf halinde de vasıl halinde de değişmeyen, mevcut sükûndur.Yani “vakfen ve vaslen sabit olan sükûn”dur.
b) Sükûn-u Ârız:. Sükûn-u ârız da, kelimenin aslında olmayıp vakıf sebebiyle ortaya çıkan, vasıl halinde ise düşen sükûna denir.Yani bu sükûn, “vakfen sabit, vaslen sakıt olan sükûn”dur.
45-TECVİD: sıfatları yönünden harflerin hakkını ve müstehakkını vermektir.” Tanımda geçen “hakkını” kelimesinden maksat harfleri cehr, hems, şiddet, rihvet gibi sıfatı lâzımelerine uygun okumak, “müstehak” kelimesinden maksat ise harfleri lîn, kalkale vb. sıfatı ârızelerine uygun, güzel bir şekilde ne eksik ne fazla okumak demektir Tecvidin konusu, Kur’ân harfleridir Tecvidin gayesi, Kur’ân kelimelerini Hz. Peygamber’den (s.a.s) alındığı şekliyle muhafaza etmek ve Kur’ân tilâvetinde hata yapılmasını önlemektir Tecvid, ilim olarak farz-ı kifâye, uygulama olarak Kur’ân okuyan kişilere farz-ı ayındır.Arap alfabesi 28 asli harften oluşur.
46-TENVİN VE NUN-U SAKİN:TENVİN: Bazı kelimelerin sonunda görülen iki üstün, iki esre ve iki ötre’ye tenvin denir. Tenvin sakin nun demektir.
TENVÎN VE SÂKİN NÛN’UN BEŞ HÂLİ
Tenvîn veya sâkin ن’den sonra;
1) (ر – ل ) harfi gelirse, idgâm-ı bilâ gunne olur.
2) ( وي م ن ) harflerinden biri gelirse, idgâm-ı mea’l gunne olur.
3) ب harfi gelirse, iklâb olur.
4) Şu on beş harften birisi gelirse ihfâ olur: (ت ,ث ,ج , د , ذ , ز , س , ش , ص , ض , ط , ظ , ف, ق, ك )
5) (ا ح خ ع غ ه ) harflerinden biri gelirse izhâr olur.
47-SAKİN NUN: Cezimli nun demektir
48-TESHİL: sözlükte “kolaylaştırmak” anlamındadır. Kıraat ıstılahında ise, “birbirini takip eden iki hemzeden ikincisini, hemze ile elif, hemze ile vâv veya hemze ile yâ arası bir sesle okumak” demektir Bu üç çeşit teshilli okumaya aşağıdaki örnekleri vermek mümkündür: “Hemze” ile “elif” arası bir sesle okunan “hemze” için “ ءَ أَعْجَمِيٌّ ” (Fussilet, 41/44) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu, “Hemze” ile “yâ” arası bir sesle okunan “hemze” için “ أَئِنَّكُمْ ” (En’âm, 6/19) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu, “Hemze” ile “vâv” arası bir sesle okunan “hemze” için “ أَؤُنَبِّئُكُمْ ” (Âl-i İmrân, 3/15) ayetindeki ikinci “hemze”nin okunuşunu örnek gösterebiliriz. Asım kıraatinde, sadece birinci gruptaki teshil uygulanmaktadır.
49-VAKIF İŞARETLERİ:*Uygulamada yaygın olarak esas aldığımız vakıf işaretleri, onları geliştiren alimin adı ile söylenir olmuş ve Secâvend işaretleri olarak tanınmıştır. Vakıf çeşitleri ve başlıca işaretler şunlardır:
( م ) Vakfı Lâzım: Geçildiğinde (Vasıl yapıldığında) mana bozulabilir gerekçesiyle, vakıf yapılması önemle istenen ve geçilmemesi gerekli yerde bulunur. Bununla birlikte, geçmek, haram işlemek ve günah kazanmak demek değildir.
( ط ) Vakfı Mutlak: Geçmek için bir gerekçe yoktur, durulmalıdır anlamı taşır. Durulduğunda, her iki tarafın da, mana yönüyle birbirinden bağımsız olabileceği yerlerde bulunur.
( ج ) Vakfı Câiz: Hem vakfın, hem de vaslın (geçmenin) mümkün olabileceği, bununla birlikte, vakfı tercih etmenin öngörüldüğü yerde bulunur.
( ز ) Vakfı Mücevvez: Aynı şekilde hem vakfın, hem de vaslın mümkün olabileceği, bununla birlikte, vaslı tercih etmenin öngörüldüğü yerde bulunur.
( ص ) Vakfı Murahhas: Nefesin yetişmemesi gibi durumlarda, vakıf yapmaya ruhsat vermek için konmuştur. Aksi halde geçmek daha uygundur.
Bu vakıf çeşitleri ve işaretlerinin dışında, başka işaretlerde kullanılabilmektedir.
( لا ) Bulunduğu yerin her iki tarafı da, mana yönüyle birbiriyle alakalı olduğunda bu işaret görülür. Âyet ortasında bulunduğunda; Burada durma! Eğer zaruret gereği durursan, biraz geriden alarak devam et, anlamı taşır. Âyet sonunda bulunduğunda; Durabilirsin, fakat okuyuşu burada bitirme, geriye gelmeden bir sonraki ayete devam et, mananın tamam olduğu bir yere kadar git, anlamı taşır.
( قف ) Mana itibariyle durmanın uygun olabileceği yerlerde bulunur.
( ع ) Rukû‘ işareti denir. Bir mevzunun tamamlandığı ve diğerinin başladığı yerlerde bulunur. Namazda iken konuyu tamamlayıp sonra rukûya gitmeye yardım ettiğinden bu isim verilmiştir. Hatim ve aşır okurken, başlayış ve bitiriş yeri tayininde, veya herhangi bir yeri ezberlerken, ders başı ve sonu olarak da bu işareti esas almak uygun olur.
( :. :. ) Vakfı Mu‘âneka: Birbirine yakın iki ayrı yere konan, üçer noktadan ibarettir. Hangisinde durmak tercih edilecekse, diğerinde geçmeyi öngörür.
50-VAKFIN KISIMLARI
Ebû’l-Âlâ tarîkına göre, Cumhûr Ulemanın benimsediği vakf, şu şekilde kısımlara ayrılmıştır.
1. VAKF-I TAM (الوقف التام):Nahiv kaidelerine göre sözün son bulduğu kendisinden sonrası ile lafız ve mana açısından alakası bulunmayan yerde yapılan vakıftır. اولئك هم المفلحون da durmak gibi. Genelde olayın sona erdiği yerlerde bulunurlar. Bu durum ayet sonunda olabileceği gibi ayet ortasında da olabilir. لقد اضلني عن الذكر بعد اذ جائني Bu gibi yerlerdeki durmayı Secâvendî vakf-ı lâzım olarak ifade eder durmak vaciptir. Durulduğunda geriden alınmaz.
2. VAKF-I KÂFÎ (الوقف الكافي): Bir cümlenin, lafzının veya kelime dizisinin nihâyet bulduğu, fakat mâna itibariyle daha sonraki cümle ile alâkalı olduğu yerde vakfetmeye denir. Genel olarak fasılalı ayetlerde bulunur. وما انزل من قبلك (Bakara 2/4) gibi. Bu gibi yerlerde de durmak evlâdır. Durulduğunda geriden alınmadan devam edilir.
3. VAKF-I HASEN (الوقف الحسن): Kelâmın tamam olmakla beraber kendinden sonrası ile lafız ve mana itibâri ile alakası bulunan yerde yapılan vakıftır. بسم الله – صراط الذين انعمت عليهم de durmak gibi. Vakfedilen yerler eğer ayet ortası ise geriden alınarak devam edilirken ayet sonlarında geriden alınmadan kıraate devam edilir.
4. VAKF-I KABÎH (الوقف القبيخ): Kelâmın tamam olmadığı ve bir mananın anlaşılmadığı yerlerde vakfetmeye denir. إن الله لا يستحي بسم رب الحمد gibi kelimelerde yapılan vakıftır. Bir zaruret olmaksızın böyle yerlerde durmak caiz değildir. Durulduğu taktirde muhakkak geriden alınarak başlanır.
51-VAKFIN DİĞER ÇEŞİTLERİ
1. VAKF-I ĞUFRÂN: Peygamber efendimizin dua ve niyazda bulunmak maksadıyla yapmış olduğu vakıflardır. On yerde bulunduğu rivayet edilmektedir.
Bunlar Mâide 51, En’am 36, Secde 18, Ya’sin 12, 30, 52, 61, 81, Mülk 19.
2. VAKF-I CİBRÎL: Vahy meleği olan Cebrâil’in (a.s) vahy esnasında yapmış olduğu vakflara denir. Aynı zamanda bunlara vakf-ı münzel de denilmektedir. Sayıları konusunda ihtilaf bulunsa da meşhurları sekiz tanedir. Bunlar: Bakara 120, 276, Âl-i İmrân 7, 95, Enâm,36, 124, Araf, 187, Yasîn 51.
3. VAKF-I NEBÎ: Peygamber efendimizin vakf yaptığı yerlerdir. Bunların sayısı ihtilaflı da olsa dokuzu meşhur olmuştur. Bakara 148, Al-i İmrâ 7, Yunus 2, 52, Nahl 4, Kadr 2, 4, Nasr 3.
4. VAKF-I BEYÂN: Feth sûresi 9. ayetinde bir birini takip eden iki zamirden birincisinin Rasülüllah’a ait olduğunu göstermek için وتوقروه ifadesinde durulur. İkinci zamir de Allah’a döner. Tevbe sûresi 40. ayette de سكينته عليه ifadesinde zamiri Hz. Ebû Bekr’e döndüğü için durulması durumudur. Yine Yusuf sûresinin 27. ayetinde فكذبت ifadesinde Hz. Yusuf’un doğrulardan olduğunu vurgulamak için durulması vakf-ı beyandır
52-YAPILIŞ BAKIMINDAN İDĞÂMLAR
1. TAM İDĞAM (Kamil İdğam) : Müdğam, zat ve sıfatlarıyla birlikte, müdğamın içinde tamamen kayboluyorsa (ikisi şeddeli bir harfmiş gibi okunuyorsa) buna tam idğam denir.
( إِظَّلَمُوا ) إِذْ ظَلَمُوا , قُلْ رَبِّ ( قُرَّبِّ ) , وَدَّتْ طَائِفَةٌ (وَدَّطَّائِفَةٌ )
2. NAKIS İDĞAM : İdğâm edilen iki harften birincisi olan müdğâm, çeşitli sıfat yönünden müdğâmün fîh içinde tamamen erimiyor ve kaybolmuyor, sıfatlarından biri açıkta kalıyor ise buna da nâkıs idğâm denir. ( أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ ) sâkin vaziyette bulunan kaf ( ق )harfi, kendisinden sonra gelen ve harekeli olan kef ( ك )harfine idğâm edilmelidir. Ancak müdğâm olan kaf harfi (istîlâ sıfatı sebebiyle ) müdğâmün fîh olan kef harfi içinde tamamen eriyip kaybolmamaktadır.
53-ZAMİR: Kelimenin Arapca’daki karşılığı zamiridir.Zamirin okunuşu ise şöyledir:Bir kelimenin sonunda zamir gelmiş ve bu zamirden önceki harfin harekesi de harekeli olarak bulunmuş ise, o takdirde zamir okunur.Zamirin okunması demek şu anlama geliyor:Bir elif miktarı uzatılarak okunur.
KUR’AN VE TECVİD BİLGİLERİ-2

1- Mekke döneminde nazil olmuştur ve 118 ayettir. İlk 10 ayetinde takva sahiplerinin vasıflarını beyan eden, adını ilk ayette geçen ve bu vasıfları taşıyanları niteleyen bir kelimeden alan sure Mü’minün Suresi
2-Mekke döneminde nazil olmuştur ve 9 ayettir. İnsanları çekiştiren, alay eden kimsenin durumunu kınayarak, bu gibi kimselerin varacağı yerin ateş olduğunu bildirir. İnsanları arkadan çekiştiren, ayıplayan kimse anlamına gelen sure ismi Hümeze Suresi
3-Ayetlerin açıklanmasında başka ayetleri, Hz. Peygamber ve ilk nesil Müslümanlarının
açıklamalarını aktarmak suretiyle yapılan tefsire Tefsir bi’r-rivaye deni
4- “Aksâmü’l-Kur’ân” ifadesi Kur’ân’daki yeminler d) Kur’ân’ın sure sure ayrılması
5- “Seb’u’t-tıvâl” Bakara, A’râf, Nisa, Âl-i İmrân, En’âm, Mâide, Enfâl
6-Taberî’nin kaleme aldığı tefsirin özgün adı Câmiu’l-Beyân An Te’vîli Âyi’l-Kur’ân
7- Müessirden esere ya da kanunlardan hadiselere götüren delile Burhân-ı limmî denir.
8- Kur’ân’ın özlü oluşu, kelime ve cümlelerinin derin ve eşsiz anlamlar taşıması aşağıdaki hangi kavramla ifade Îcâz
9-Medine’de son inen sure Nâs suresi
10-“Alamet, nişan, ibret, emr-i acip, delil” anlamlarına gelen Kur’ân kavramı Ayet
11- Ayet sayısı itibariyle Kur’ân’ın en uzun ve en kısa sureleri Bakara, Kevser
12-En çok kabul gören ağırlıklı görüşe göre ve surelerdeki numaralandırılmış ayet sayısı itibariyle Kur’ân’daki ayet sayısı 6236
13- Meâl :Her yönüyle aynen aktarılması mümkün olmayan bir sözün başka bir dile yaklaşık olarak çevirisidir. Özellikle Kur’an tercümeleri için kullanılmaktadır.
14- Tefsir :Kur’an-ı Kerim’i usûlüne göre açıklamak ve yorumlamak demektir.
15- Mushaf :Kur’an-ı Kerim’in, Fatiha Sûresi ile başlayıp Nâs Sûresi ile bittiği şekliyle iki kapak arasında toplanmış haline mushaf denir.
16- Mukâbele :Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir.
17-Tefsir çeşitleri ikidir;
a- Rivayet tefsiri : Ayet ve hadislerle açıklama yapılan tefsirlerdir.
b- Dirayet tefsiri : Ayet, hadis ve akli, felsefi, güncel yorumlarla yapılan tefsirdir.
18- Hurf’u Seb’a Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir.
19-Kur’an’ı Kerim’in hangi suresinin her ayetinde “ALLAH” kelimesi Mücadele suresi.
20- Hangi surenin başında besmele Tövbe suresi.
21- Ayet el Kürsi Bakara suresinde.
22- Kur’an’ı Kerim’deki en uzun ayet Bakara suresi 282. Ayetidir.
23-Kur’an’ı Kerim İslam dünyasında 7 kıraat üzere okunmaktadır. Bizim şu anda elimizde bulunan ve okuduğumuz Kur’an’ı Kerim Kıraat-ı Asım kıraat imamının rivayeti üzerine yazılmıştır.
24- Fi zilali Kur’an tefsirinin Müellifi Seyyit Kutup
25- İfk hadisesini açığa çıkaran ayet Nur suresi ayet 11 ve 12.
26-Tıvâl-ı mufassal; uzun sûrelerdir. “Hücurat” sûresinden “Burüc” sûresinin sonuna kadar olan sûreler bu grupta yer alır. Evsât-ı mufassal; orta uzunluktaki sûrelerdir. Tarık” sûresinden “Lem yekûn” sûresinin sonuna kadar olan sûreler bu grupta yer alır. Bundan sonraki sûreler de, Kısarı Mufassal’dır.
27- Medine’de son inen sure Nasr-
28-Kur’an’da adı en çok geçen peygamber Hz. Musa
29-Her ayetinde Allah c.c lafzı olan sure Mücadele
30- Kerim’i harekeleme ve noktalama işlemi Emevilr dönemde gerçekleşmiştir?
31-Kur’an-ı Kerim’in belgeye dayalı olarak toplanması için kurulan komisyonun başkanı Zeyd bin Sabit
32- Kur’an-ı Kerim’de yaklaşık her beş sahifeden oluşan bölümlere Hizb denir.
33- Sebeb-i med :2 tanedir. Hemze ve sükun’dur.
34- Harekeyi gizli bir ses ile okumaktan ibaret olan kavrama Revm denir.
35-Tul:Medleri en uzun ölçü ile okumak
36- Sükûn :Harekesizliktir, alâmeti cezmdir.
37-Sükûn-u Lâzım :Vakıf hâlinde de vasıl hâlinde de değişmeyen, mevcut sükûndur. Yâni “vakfen ve vaslen sâbit olan sükûn”dur.
38- İşmâm :Sükûndan sonra ötreye işâret etmek üzere dudakları önde yummaktır. Dolayısıyla işmâm sadece ötrede yapılır. İşmâmda ses yoktur. Harekeyi duyma imkânına sahip olamayanlar, işmâmdaki dudak hareketi sayesinde harekeyi anlama imkânı elde ederler.
39- İklâb :Tenvîn veya sâkin nûn’dan sonra ب gelirse, ب’den önce gelen tenvînin nûn’u veya sâkin nûn’u, م’i gunneli okumaya iklâb denir.
40-Sekte:Sekte, nefes almadan bir elif miktârı kadar bir süre sesi kesmeye denir. Kur’ân’da şu dört yerde sekte vardır ve sekte yapılacak yerde harfin altında سكته yazılıdır.
41- Okuyuş şekilleri Tahkik,Hadr,Tedvir.
42- Kur’ân’ın son inen sûresi Nasr sûresi.
43- Kıraat-ı Aşere İmamları ve Râvîlerini söyleyiniz:
1-İmâm Nâfî (Kalun ve Verş)
2-İmâm İbn Kesîr (El-Bezzî – Kunbul)
3-İmâm Ebû Amr ( Ed-Dûrî- Sûsî)
4-İmâm İbn Âmir (Hişâm-İbn Zekvân)
5-İmâm Âsım (Ebû Bekir Şu´be-Hafs b. Süleyman (Bizim ve Müslümanların çoğunun kıraat imâmı)
6-İmâm Hamza (Halef- Hallad)
7-İmâm Kisâî (Ebû Hâris-Dûrî)
8-İmâm Ebû Ca´fer ( Îsâ b. Verdân-Süleymân b. Cemmâz)
9-İmâm Ya´kûb(Ruveys-Ravh)
10-İmâm Halef (İshâk- İdrîs)
44- Kur’an’ın muhtevası nedir?
1) Îtikâd.
2) İbâdetler.
3) Muâmelât.
3) Ukubât.
4) Ahlâk.
5) Nasîhat ve Tavsiyeler.
6) Va’d ve Vaîd.
7) İlmî Gerçekler.
8) Kıssalar ve Duâlar.
45-Mekkî Sûreler’in özellikleri :Âyetler genelde “Ey insanlar!” hitâbıyla başlar, sûre başlarında kasemler çokça yer alır, önceki peygamberlerin kıssaları anlatılır.
46- Medenî Sûreler’in özellikleri :Âyetler genelde “Ey iman edenler, ey kitap ehli” hitaplarıyla başlarlar; evlilik, mîrâs, cihâd âyetlerini ihtivâ eder, münâfıklardan bahseder
47-Sebeb-i Nüzûl :Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûl (inme) sebebidir.
48- Seb’u’t-Tıvâl sureler ;Bakara, A’râf, Nisâ, Âl-i İmrân, En’âm, Mâide, Enfâl.
49-Muhkem ayet :Açık ifâdeli âyetlerdir
50-Müteşâbih ayet ;Birden fazla anlama gelen ayetlerdir
51-Rivâyet Tefsiri: Kur’ân-ı Kerîm’deki bâzı âyet-i kerîmelerin başka âyetlerle veya Peygamberimizin sünneti veya Ashâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması. Buna me’sûr veya naklî tefsir de denir. Örnek olarak;
Taberî: Câmiu’l Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân;
Semerkandî: Tefsîru’l-Kur’ân;
Beyzâvî: Medînetü’l-Menzil;
İbn-i Kesîr: Tefsîru’l Kur’ânü’l Azîm;
Süyûtî: ed-Dürru’l Mensûr;
52- Dirâyet Tefsîri: Akla ve yoruma dayalı tefsirlerdir. Rasûlallah’tan gelen rivâyetler esas alınarak, Kur’ân-ı Kerîm’in lisân bilgilerine ve zamanın fen bilgilerine, aklî ilimlere göre yapılan açıklaması. Bu tefsîre ma’kûl, re’y tefsîri ve te’vîl de denir. Örnek olarak;
Zemahşerî: el-Keşşâf;
İbn Kuteybe: Te’vilü’l Müşkilü’l-Kur’ân;
Şevkânî: Fethu’l Kadîr.
53-Kur’an’ı Kerim’in kalbi olarak zikredilen surenin ismi Yasin
55- -İlk inen ayetler Alak suresinin ilk 5 ayetidir.
56-Medine de ilk nazil olan sure Bakara suresidir.
57-Kuran-ı Kerimdeki surelerin genel kabulüyle , 86 tanesi Mekki 28 sure de Medeni.
58– Kuran-ı Kerimde 114 tane sure vardır.
59-Kuran-ı Kerimde 14 tane tilavet secdesi vardır:
Araf 206, Rad 15, Nahl 41, İsra 107, Meryem 58, Hacc18, Furkan 60, Neml 25, Secde 15, Sad 24, Fussilet37, Necm 62, İnşikak21. Alak 19
60-Tilavet secdesi ile biten sureler : Araf süresi -Necm süresi -Alak süresi
61-Nebilerin ismiyle isimlenen sureler : Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Muhammed, Nuh sureleri
62-Ayet sayısına göre Mekki surelerin en büyüğü :Şuara suresi 227 ayet
63-Sure kelimesiyle başlayan sure Nur Süresi
64-Besmele iki defa zikredilen sure Neml Suresi
65-Besmele ile başlamayan sure Tevbe (Berae) suresi
66-İki nebinin ismi ile biten sure Alâ Suresi
67-Esma-ül Hüsna’dan birisiyle başlayan sure Rahman Suresi
68-Peygamber efendimizin kadınlara öğretilmesi emir buyurduğu sure Nur suresi
69-Kendisinde iki tane secde ayeti olan sure Hacc suresi
70-Mekkede müşriklere karşı Kuran-ı açıktan ilk okuyan sahabe Abdullah b. Mesut
71-Musa a.s ile Hızır a.s kıssasını anlatan süre Kehf 60-82..
72-Kuran-ı Kerimin toplama komisyonu başkanı olan sahabi Hz.Zeyd Bin Sabit.
73-İsra suresini diğer bir adı da Beni İsrail suresidir.
74-Kuran-ı Kerimin ilk defa harekelerini göstermek için noktalama koyan;Ebul Esved ed-Düeli.
75-Kuranın harekelenmesi işine en son şeklini veren alim;Halil Bin Ahmet.
76-Baştan sona kadar tek bir konuyu anlatan sure Yusuf suresidir.
77-Mekke de son nazil olan sure;Müminun suresidir.
78-Kendisin Tercumanül Kuran ve Bahrul-İlim sıfatı verilen müfessir sahabi Abdullah Bin Abbas.
79– Müsebbihat olarak isimlendirilen sureler;hadid,haşr,saff,Cuma ve teğabun sureleridir.
80-Hurf’u Seb’a :Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir.
-Kuran’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline ”Mushaf” denir. “ Mushaf”, “iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelen bir kelimedir
81– Mekke de ilk vahiy katibi: Abdullah b.Sa”d b. Ebi Sarh”tır.Medine de ise ilk vahiy katibi Übeyy b.Ka”b “ tır.Ondan sonrada Zeyd b.Sabit Ali b.Ebİ Talib
82-İstinsah yapılırken Kureyş lügatı esas alınmış ve çoğaltılan Mushaflar Basra, Küfe, Şam,Mekke, Yemen’e gönderilmiştir.
83– Kur’an okuyanlara Kurra’ denir. Ahdi Risalette meşhur olan
84-Sahabe Kurra’ şunlardır:Hazreti Osman, Hazreti Ali, Übey ibni Kâ’b, Zeyd ibni Sabit, Abdullah ibniMes’ud, Ebüd-Derda’, Ebu Musa El-Eş’arî.
85-Tabiînden olan meşhur Kurra’ şunlardır:
Medine’de:Saîd ibni Müseyyeb, Urve, Sâlim ve Zöhri.
Mekke’de:Atâ’, Mücahid, Tâvus, İkrime.
Basra’da:Âmir, Nasr bini Âsım, Yahya bini Ya’mer.
Kûfe’de:Alkame, Esved, Mesruk, Said bini Cübeyr, Şa’bî ve Nahaî.
Şam’da:Mugire bini Ebî Şihab vesaire
86– Tehaddi:Kur’an-ı Kerim edip ve şairlere meydan okuyor ve bir sure veya ayetinin benzerini getirmelerini istiyor. Kur’an’ın bu şekilde meydan okumasına Tehaddi denir.
87-Mukataat-I Süver :29 sürenin basında geçen 14 harftir. İkisi Medeni 14′ü ise Mekki sürelerde geçer
88-Kuran-ı Kerim 42 vahiy katibi tarafından yazılmıştır. En meşhurları Mekke’de Abdullah b. Sa’d Medine’de ise Übey ibni Kab’dır.
89– Kuran da zikredilen en büyük rakam :100 bin rakamı saffat suresi 147. ayet ,en küçük rakam 1/10 Sebe:45
90-Tahkik: Kur’an okumada bütün unsurları ile tam hakkını verecek ve okuyuş hassasiyetinde en son imkanı kullanarak Kur’an okuma tarzıdır.
90-“Tertil”: Kur’an dura dura acele etmeden anlaya anlaya okumaya denir
91-Hadr:Tecvidli hızlı okuma.
92-Tedvir:Tahkik ile hadr arasındaki okuma tarzı.
93- Bazen iki veya daha fazla sureye bir isim verilmiştir.
94-Zehrevân: Bakara ve Ali-i İmran surelerine denilmektedir ki, iki parlak sure anlamına gelmektedir.
95-Muavvizetân: Felak ve Nass surelerine denmektedir.
96-Muavvizât: İhlâs, Felak ve Nass surelerine denmektedir.
97-El-Miûn: Birinci grubu takip eden ve âyet sayıları 100’e yaklaşan veya biraz geçen surelerdir.
98-El-Mesânî: Âyet adedi bakımından el-Miûn’dan sonra gelenlerdir.
99-El-Mufassal: Kur’ân-ı Kerim’in son bölümü olup, tercih edilen görüşe göre, başlangıcı 50. olan Kaf suresinden itibaren sonuncu 114. Nass suresine kadar olan kısımdır. Bu gruptaki sureler de üçe ayrılmaktadır:
1- Tuval-ı Mufassal: Kaf-Burûc, yani 50–58. sureler,
2- Evsat-ı Mufassal: Tarık-Beyyine, yani 86–98. sureler,
3- Kısar-ı Mufassal: Zelzele-Nass, yani 99–114. surelerdir.
100-Ülkemizde ilk tefsir ve meal Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tarafından yapılmıştır.
Kaynak:
1-TDV.İslam Ansiklopedisi
2-Osman Keskioğlu,Kuran-ı Kerim Bilgileri
3-DİB ,Kavramlar Sözlüğü.
4-İlahiyat Ders Notları.

Kur’an ve tecvid bilgileri-3

Asli med: Med harfiyle kaim olup başka bir sebebe (sebebi medde) dayanmayan medde denir. Ayrıca buna; meddi tabi veya meddi zatide denir. Bu meddin uzatılması bir elif miktarıdır; fazla veya eksik olmaz.

Cemi kurra: Bütün kıraat imamları
Dudak ihfası (ihfa-i şefevi): Mim-i sakine den sonra ba harfinin gelmesiyle yapılan ihfaya denir. Buna da mim’in mahrecine nispetle (mim dudak harfi olduğu için ) bu isim verilmiştir.
Fer’i med: Asli med üzerine ziyadeyi gerektiren bir sebep dolayısıyla meydana gelen medde denir. Fer-i medler: Muttasıl, munfasıl,lazım, arız ve lin olmak üzere beşe ayrılır.
• Meddi muttasıl: Kelime manası, “bitişik” med olan meddi muttasıl; harfi medden sonra gelen sebebi medden hemzenin harfi med ile birlikte aynı kelimede bulunması süretiyle meydana gelen med demektir.
• Meddi munfasıl: Kelime manası “bitişik olmayan” med. Harfi medden sonra sebebi medden hemze gelir ikisi ayrı ayrı kelimede bulunursa meddi munfasıl olur. En az 1 en çok 4 elif uzatılır.
• Meddi lazım:Med harflerinden biri sebebi medden sükün-ü lazım aynı kelimede yan yana bulunursa meddi lazım olur. Meddi lazımın tul ile yani dört elif miktarı uzatılarak okunmasında kıraat imamları ittifak halindedir. Çeşitleri:
• Kelime-i müsakkale(lisana ağır gelen kelime ) dört elif miktarı uzattıktan sonra şeddeli okuyuş.
• Kelime-i muhaffefe: (lisana hafif gelen kelime) dört elif miktarı uzattıkdan sonra cezimli okuyuş.
• Harfi müsakkal(lisana ağır gelen harf) dört elif miktarı uzattıkdan sonra idğamdan dolayı şeddeli okuyuş.
• Harfi muhaffef(lisana hafif gelen harf) dört elif miktarı uzattıkdan sonra izhar yapar gibi cezimli okuyuş.
• Meddi arız: Med harflerinin birin den sonra, sebebi med olan arız sükün gelirse meddi arız olur.
• Meddi lin: yumuşak olmak anlamında kullanılan “lin”bir terkip olması itibariyle “yumuşak med” diye tarif edilmiştir. Tecvit ilminde ise meddi lin: bir kelimede lin harflerinden biri bulunup, ondan sonra sebebi med sükün olursa (bu ister lazımi ister arizi olsun) o zaman meddi lin olur.(1)
• Fem-i Muhsin: Kuran-ı Kerimi öğretecek hocanın mahreç ve tecvidi uygulayacak ve en iyi şekilde gösterecek bir ağza okuyuşa sahip olması. (2)
Ğunne: Genizden (burundan) gelen sese denir.(karabaş tecvidi iklab bahsi)
Ha-i sekte:Kelimenin sonunda harekeyi korumak için sakin olarak eklenen, vasıl ve vakıf halinde okunan “he” harflerine sekte “he” leri denir. (3)
Hareke: harfin nasıl ve hangi yöne doğru okunacağını gösteren işaretlere “hareke” denir. Harekeler: üstün, esre ve ötre olmak üzere üç’e ayrılır.
Hareke iki kısımdır:
1. Asli hareke:Üstün ,esre ve ötre olmak üzere üçtür.
2. Fer-i hareke: Kıraat imamlarından, hareke üzerinde imale ve işmam yapanların kabul ettikleri harekedir. Asım kıratında fer-i hareke yoktur.(4)
Harfi med:Bir elif miktarı uzatan harflerdir. (vav, ya, elif)
Hemze: Harekeli olan elife denir.( uzun veya kısa elif şeklinde yazılabilir. Tecvid ilminde med sebebidir.
Hurufu İsti’la: Kalın harfler demektir. Sıfatı lazımdır. Harfler telaffuz edilirken ağzın ses ile dolması, ses ve dilin üst damağa meyletmesidir. Yedi harf( hı, sad, dad, tı, zı, ğayn, kaf) dır. (5)
Hurufu med: Med harfleri ( vav, ya, elif) demektir.
Hükmürra: “ra” nın hükümleri; Ra harfinin diğer harflerden ayrı bir özelliği vardır. (lam hariç) diğer harfler ya kalın ya da ince okundukları halde “ra” bazı yerlerde kalın bazı yerlerde ince okunabilir. (6)
İbtida : Kur’an okurken vakıf yaptıktan sonra nefes alıp tekrar başlamaya veya okuma işine ilk başlayışa “ibtida” denir.
İdğam : Bir harfi diğer harfin içine katmaktır. Tecvit ilmi içindeki tarifi: İdğam, birbirine mütemasil (birbirinin aynı), veya mütekarip (mahrecinde veya sıfatında birbirine yakınlığı olan) iki harf den birincisini, ikincisine katmaya denir.
İdğamın rukünleri: Rükün bir şeyi meydana getiren asıl parçalardan her biri direk, dayanak demektir. İdğamın rükünleri iki tanedir.
1. Müdğam:İdğam edilecek olan (yani,kendisinden sonraki harfe katılacak olan) birinci sakin harfe denir.
2. Müdğamünfih:İdğam kendisinde icra edildiği (yani, sakin olan birinci harfin kendisine katıldığı) ikinci harftir.(7)
İdğamın kısımları:İdğamlar müdğam’ın (yani birinci harfin) harekeli veya sakin olmasına göre iki kısma ayrılır.
1. İdğamı kebir (büyük idğam ): Bir idğamda müdğam ile müdğamün fih’in ikiside harekeli olursa buna idğam-ı kebir denir. Ebu Amr kıratında bulunan bu idğama, bu tür idğam’ın çokluğu, daha kapsamlı olması ve telaffuzdaki zorluğu sebebiyle bu isim verilmiştir.(8)
2. İdğamı sağir (küçük idğam): Bir idğamda müdğam sakin müdğamün fih harekeli olursa, buna idğamı sağir denir. Her kıraatte bulunan bu idğam şekline, icrası (yapılması) kolay ve diğerine (idğam-ı kebire ) nikbetle Kur’anda daha az bulunduğu için bu isim verilmiştir.(9)
İdğamın çeşitleri: Müdğam’la müdğamünfih’in durumuna göre idğamlar altı çeşittir.
1. İdğambilağunne: Gunnesiz idğam, ğunne olmadan, burundan ses getirmeden yapılan idğam demektir. (10)
2. İdğam maalğunne: Gunneli idğam gunne ile beraber yapılan idgam demektir. Tenvin veya nun-i sakinden sonra “ye”, “mim”,”nun”,” vav” harflerinden birisi gelirse, idğammaalgunne yapılır. (11)
3. İdğammisleyn: Mahreçleri ve sıfatları aynı olan ki harften birincisi sakin ikincisi harekeli olarak yan yana gelirlerse, birinci harfin ikinci harfe idğam edilmesine(katılmasına) idğamımisleyn denir.(12)
4. İdğammütecaniseyn: Mahreçleri bir, sıfatları başka olan iki harften birincisi sakin ikincisi harekeli olarak yan yana gelirse, birinci harfin, ikinci harfe idğam edilmesine idğam-ı mütecaniseyn denir.(13)
5. İdğammütekaribeyn: Mahreçleri veya sıfatları yahut hem mahreçleri hem de sıfatları bakımından birbirine yakınlığı olan iki harften birincisi sakin, ikincisi harekeli olarak yan yana gelirlerse, birinci harfin ikinci harfe idğam edilmesine idğam-ı mütekaribeyn denir.(14)
6. İdğam-ı şemsiye: Lamı ta’riften sonra şemsi harflerden birisi gelirse idğamı şemşiyye olur. Lamı tarif: İsimlerin başına gelen belirsiz( nekre ) kelimeyi belirli ( ma’rife ) yapan hemze ve lamdan oluşan el takısıdır. (15)
İdğam ayrıca yapılış bakımından iki grupta toplanır.
1. İdğam-ı tam (kamil idğam): Müdğam zat ve sıfatlarıyla birlikte müdğamünfih’in içinde tamamen kayboluyorsa (ikiside şeddeli harfmiş gibi okunuyorsa),buna tam idğam denir.
2. İdğam-ı nakıs (noksan idğam): Zatı itibariyle müdğamünfih’in içinde kaybolur, fakat her hangi bir sıfatıyla kendisini hissettiriyorsa, buna nakıs idğam denir. (16)
İhfa: Sözlükte; gizlemek, örtmek manasındadır. Istılah da ise izhar ile idğam arasında şeddeden uzak ğunnenin baki kalmasıyla okumaya denir.
İhfanın çeşitleri: Harekenin ve harfin ihfası olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır.
a. Harekenin ihfası: Hareke okunurken sesin zayıflatılması suretiyle meydana gelir. Buna ihtilas da denir. Burada dikkat edilmesi gereken husus zayıflatılan sesin kalan sesden daha az olmasıdır.
b. Harfin ihfası: Bu ihfa ise mahreçlerine nispetle dil ve dudak olmak üzere iki kısma ayrılmıştır.
• Dil ihfası: (tenvin veya sakin nun ihfası) tenvin veya sakin nundan sonra 15 ihfa harflerinden birinin gelmesiyle yapılan ihfaya denir.
• Dudak ihfası: (sakin mim ihfası) kıraat âlimlerinin çoğunun kanaatine göre sakin “mim” den sonra “ba” harfinin gelmesi ile oluşan ihfa çeşididir ki “mim” ile “ba”nin mahreçlerine nispetle buna ihfa-i şefevi (dudak ihfası ) denilmiştir. .(17)
İmale neye denir? Harfi med “elif”ini harfi med “ya”sına meylettirerek okumaya “imale” denir. İki kısma ayrılır.
• İmale-i Kübra: Harfi med elifini harfi med ‘ya’ sına çok meylettirmeye denir.
1. İmale-i suğra: Harfi med elifini harfi med ‘ya’ sına az meylettirmeye denir. Asım’ın kıraati ve hafs’ın rivayetinde sadece Hüd süresinin 41. Ayetindeki “mecreehe “ kelimesinde yapılır. (18)
İklab: Sözlükte bir şeyi çevirmek, döndürmek, bir harfi başka bir harfe dönüştürmek anlamındadır, tecvit ilminde: tenvin veya nun-i sakineyi tam bir mime çevirmek ve onu (bu mim-i )”ba”dan önce ğunne ile ihfa etmektir. (19)
İşmam: Sözlükte, bir kimseye bir şeyi koklatmak anlamındadır. Tecvit ilminde: Sükundan sonra zamme(ötre) harekeye işaret etmek üzere, dudakları öne doğru toplamak demektir.(20)
İzhar: Tecvit ilminde; sakin harfi, izhar edilen harf üzerinde durmadan, sekte yapmadan, ğunne ve şeddeye kaymadan çıkış noktasından çıkarmaktır.
İzhar çeşitleri:
2. Dil izharı: Tenvin veya nun-i sakin ile altı izhar harfi arasında yapılan izhara denir.
3. Dudak izharı: Sakin mim’in “mim” ile “ba” harfinden gayri harflere uğramasında yapılan izhara denir.
4. Bir kelime izharı: Sakin nun ile vav yahut ‘ya’ aynı kelimede bulundukları zaman yapılan izhara denir.
5. Lam-ı tarif izharı: Tarif lamı ile kameriyye harfleri arasında yapılan izhara denir. Buna ayrıca “izharı kameriyye” dahi denilir.
6. Lam-i asli izharı: Kelimenin aslı harflerinden olan lam harfi ile ondan sonra gelen harfler arasında yapılan izhara denir.
7. İzhar sairul hurufat: Diğer harflerin izharı demektir. Normal olarak okuma işi sürdürülürken bir harf den diğer harfe geçiş de her harfin hakkını vererek izhar etmeye denir. Tam gösterilmeyen bir harf ya hareke veriliyormuş gibi veya kalkale yapılıyormuş gibi anlaşılır. Okuyucunun buna dikkat etmesi gerekir. (21)
Kalkale: Sözlükte sarsmak, kımıldatmak, seslenmek, bir şeyi depretmek gibi manalara gelir. Tecvit ilmindeki tarifi: kuvvetli bir ses işitilecek şekilde mahrecin sarsılmasıdır.
Kasr: Sözlükte, bir şeyi kısaltmak, hapsetmek ve men etmek gibi manalara gelir
Lafzatullah: “Allah” lafzı, “Allah” kelimesi demektir. Buna lafza-i celal (yüce kelime) denilir ve sadece “Allah” kelimesi için kullanılır. Aynı zamanda ismi celal tabiri de kullanılır. Tecvitte lamın okunuşuyla ilgili hüküm ya da hükümlerden bahseder. .(22)
Lahn: Lügatte “ezgili ses” ve kıraatte doğrudan saparak hata yapmak veya tecvit ve kaidelerini ihlal etme sonucu kaynaklanan hatalara denir. Kıraat âlimlerimiz okuyuş hatalarını iki kısma ayırmışlardır.
Lahni celi (açık ve büyük hata): lahn-i celi üç yerde olur.
a. Kelime-i teşkil eden harflerde: Bir harfi başka bir harfe dönüştürmek. Kelime içindeki kalın hafi ince okumak, fazladan harf ilave etmek (kalkale’yi hatalı yaparak şeddelemek veya hemze ilave etmek gibi) yahut harf noksanlaştırmakla olur.(meddi tabii terk etmek gibi).
b. Harekede yapılan hata: Herhangi bir harfin harekesini değiştirmek yahut harekeli harfi sakin kılmak şeklinde yapılan hatalardır.
c. Sükunda yapılan hata: Sakin bir harfe hareke vermekle olur. (23)
Lahni hafi (gizli ve küçük hata): Harflerin sıfatı arızalarında meydana gelen hatadır. Arızi sıfat harflerin zatına (yapısına) mahsus olmayan ve harflerden ayrıldıklarında harfin kendi yapısında hiçbir değişiklik olmayan sıfatlardır. Med,idğam,izhar,ihfa,iklap ve sekte gibi. Lahni hafide bazı âlimlere göre iki kısımda incelenir.
a. Tecvitle az çok ilgilenen kişilerin fark edebileceği hatalar. Örneğin : ihfa’yı, iklabı, izharı,idğamı terk etmek.
b. Tecvit ilminde oldukça maharetli ve derin bilgiye sahip olanların fark edebileceği hatalar. Örneğin: “re” harfinin tekririni, “nun” harfinin ğunnesini terk etmek gibi. .(24)
Med: Uzatma demektir.
Meftuh: Üstün harekeli demektir.
Meksür: Esre harekeli demektir.
Mezmum: Ötre harekeli demektir.
Mim-i sakin: Cezimli Mim harfi demektir
Muhtelefunfihi: Kıraat imamları arasında görüş ayrılığı olduğunu gösterir.
Muttefekun aleyhi: Kıraat imamları arasında görüş birliği olduğunu gösterir
Nun-i sakin: Cezimli nun harfi demektir.
Ravm: Sözlükte, talep etmek, istemek anlamınadır. Tecvid ilminde: Hafif bir sesle harekeyi okumaktan ibarettir. Başka bir ifadeyle ravm, sesin üçte birlik kuvvetiyle harekeyi okumaya denir. (25)
Rivayet: Kıraat terimidir. Ravi’lerin ihtilaflarına verilen isimdir. .(26)
Sebebi med: (medsebeb-i, uzatma nedeni) : asli med (yani meddi tabii) üzerine ziyadeyi (artırmayı) gerektiren sebebi demektir. İki kısımdır.
1. Hemze: Bildiğimiz asli harflerden birisidir. Harfi medden sonra geldiği zaman, med sebebi (sebebi medd) olur ve harfi bir elif miktarından fazla uzattırır. Bilindiği gibi hemze, hemze-i vasıl ve hemze-i kat’i olmak üzere ikiye ayrılır. Vasıl hemzeleri vasıl halinde okunmadıkları için, med sebebi olmazlar. Sebeb-i med olan hemze sadece kat’i hemzesidir ki bu, her halükarda ( yazılışta ve okunuşta) bulunan hemze dir.
2. Sükûn: Harekesizlik demektir. Bir harfin harekesizlik hali cezim ile gösterilir ve bu harfe sakin harf denir. .(27)
Secavend: (durak işaretleri) Kuran-ı Kerimin manasına uygun ve doğru okuna bilmesi için durak ve geçiş yerlerini gösteren işaretlerdir. Bunların çoğu imam Secavend tarafından belirlenmiştir. Kuran-ı kerimin secavendleri şunlardır.
• Cim: Durmak evladır.
• Ze: Geçmek evladır.
• Tı: Durmak evladır.
• Sad: Nefes yetmediğinde durulabilir.
• Mim: Durmak vaciptir. Durulmayıp geçilirse anlam bozulur.
• Kıf: Durmak evladır. Hafif bir duruşla ( bir nefeslik ) durulmalıdır
• Kaf: Geçmek evladır.
• Kef: Bir evvelki durağın aynısı demektir.
• Lamelif: Durmak caiz değildir. Eğer durulursa bir önceki kelime ile birlikte tekrar okunur. Ayet sonunda durulunca ise tekrar edilmez çünkü ayet sonlarında durmak caiz hatta efdaldir.
• İki üç nokta(vakf-ı muaneka): Üç noktalı duraklara denir. Birbirine yakın gelen üç noktalı duraklardan birinde durulup diğerinde geçilmelidir.
• Ayn: Konu bütünlüğünü gösteren işarettir. Okuyan namazda ise ve rükû yapmak istiyorsa, bu işaretin olduğu yerde rükû etmesinin münasip olduğunu gösterir. Kur’anda birkaç yerde, kıraat imamlarının oradaki durak işaretlerinde ihtilaf etmelerinden, iki durak işareti birden kullanılmıştır. (28)
• Sekte: Nefes kesilmeksizin sesi kesmek demektir. Yani bir kelimeyi okuyup bir saniye kadar nefes almadan susmak ve sonra okumaya devam etmektir. .(29)
Sukün: (cezim): Harfin harekesizlik haline denir. İkiye ayrılır.
• Sukün-ü lazım: Durulduğunda ve geçildiğinde var olan daimi sükuna denir.
• Sukün-ü arız: Durulduğunda okunan geçildiğinde okunmayan sükûna denir. .(30)
Tecvit : Lüğatta bir şeyi güzel ve hoşça yapmaya, ıstılahta ise, her harfin hakkını ve istihkakını vererek okumaya denir. Harfin hakkı: Harflerde bulunan bazı sıfatlardır ki, “sıfat-ı lâzıme” denir. Harfin istihkakı yine harflerde bulunan bazı sıfatlardır ki, “sıfatı arıza” denir. (31)
Tenvin: İki üstün iki esre ve iki ötre demektir. Asıl itibariyle tenvin isim olan kelimelerin sonunda bulunur. O kelimenin sonunu “nun”lu okutan sakin bir nun harfi gibidir. (32)
Teshil: Yan yana bulunan iki hemzeden, ikinci hemzeyi “e” ile “he” harfleri arasında bir sesle okumaya teshil denir. (33)
Tevessut:2-3 elif miktarı uzatmaya denir.
Tul: 4-5 elif miktarı uzatmaya denir. (yeni karabaş tecvidi Hasan Hüseyin Varol sayfa 62)
Vakıf:“ Kelime üzerinde kıraate tekrar başlamak niyetiyle adet olduğu şekilde nefes alacak kadar bir zaman sesi kesmekten” ibarettir.
Vakfın kısımları:
1. Tam vakıf(vakf-ı tam vakf-ı lazım vakf-ı vacip):Kendisinden sonrası ile mana yönünden alakası bulunmayan bir kelime üzerinde yapılan vakfa tam vakıf denir.
2. Kafi vakıf ( vakf-ı kafi): Kelam, lafız ve mana yönünden tamamlanmakla beraber yine kendisinden sonrası ile anlam bakımından bir alakası varsa bu tür yerlerde yapılan vakfa denir.
3. Hasenvakıf (vakf-ı hasen): Vakfı hasen ayetin başında veya ortasında olabilir.
4. Kabih vakıf (vakfı kabih): Vakfı kabihde kelam tamamlanmadığı için okunandan bir mana anlaşılmaz. .(34)
Vakıf ve ibtidanın önemi: Kur’an-ı kerim Allahın emirlerini, nehiylerini, insanları ikaz eden önemli haberlerini, cennet ve cehennemin durumlarını kıyametin ve mahşerin tehlikelerini haber veren bir kitaptır. Bu kitabı okuyan ve dinleyen kimselerin, bütün bunlara kulak vermesi ve dikkatle dinlemesi lazımdır. Bunların yanlış anlaşılmaması için en önemli hareket, Kur’an okuyan kimselerin nerelerde duracağını ve nerelerden başlayacağını bilmesidir.
Vasıl: Ses ve nefesi kesmeden harfleri, kelimeleri, süre ve ayetleri birbiri ardınca okumaya vasıl denir. (36)
Zamir: Tecvit ilminde söz konusu olan zamir, sadece müfret müzekker gaip zamiri olan “hu” dür buna ha-i kinayede denir. (37)

KUR‘AN BİLGİLERİ

1-Kur’an ın harekelerine bugünkü şeklini veren Halil bin Ahmed el Ferahidi
2-Kur’an hristiyanlar için Nasrani tabiri kullanır.
3-Peygamberimizin Kur’an`ın zirvesi dediği sure Bakara suresidir.
4-Kur’an ayetleri arasında anlam ilişkisi ve bütünlüğünün olmasını ifade eden ıstılah Siyak-Sİbak
5-Savaş için izin verilen ayet Hac-39
6-Müzdelife´nin Kur’an´da geçen ismi Meş’arül haram
7-Ruhu’l Kudüs kelimesi Kur’an´da Cebrail anlamda kullanılmıştır.
8-İçerisinde ‘ Beni Nadir ‘ olayı geçen sure Haşr Suresi
9-Yolculukta namazın kısatılması ile ilgili ayet Nisa-101
10-Kur’an ve Sünnetde ´Hadd-i Kazf´ olarak adlandırılan ceza Zina iftirası cezası
11- Savaş Ganimeti ‘ anlamına gelen sure Enfal
12- Aksamü`l Kur`an ‘ ifadesi Kur’an ‘daki yeminler
13-Ayetler ve sureler arasında icmal-tafsil, umumilik-hususilik, aklilik-hissilik,
sebep-müsebbeb, benzerlik-zıtlık gibi mana irtibatı sağlamaya Tenasüb denir.
14-İfk hadisesi Nur suresinde geçmektedir.
15-Abdestin farz olduğunu ve hangi uzuvların yıkanacağını belirten ayet Maide-6
17-Sebe suresinde geçen Sebelileri cezalandırmak amacıyla
onlara gönderilen sel baskınına Seylü-l arim denir.
18-Bakara ‘nın 251. ayetinde ‘ Calut ‘ un Hz. Davud Peygamber tarafından öldürdüğü belirtiliyor.
19-Semud kavmine Hz.Salih peygamber gönderilmiştir.
20-Tuva vadisinde rabbi ile konuşan peygamber Hz. Musa
21-Huneyn savaşı Tevbe surenin içinde geçmektedir.
22-Orucun farz kılındığını belirten ayet Bakara-183
23-Karınca anlamına gelen sure Neml
24-`Duman´ anlamına gelen sure Duhan
25-Çokça zikri karşılığı Allah’ın demiri işlemeyi ve sudan zırh yapmayı öğrettiği
peygamber Hz.Davud
26-Kur`an okurken acele etmeden açık şekilde okumak anlamındaki
terim Tertil
27-Kur`an ‘ın en uzun ayeti Bakara-282
28-Kur`an ‘daki en uzun ayet Borçlanma Ayeti
29-VAHYIN BASLANGIC TARIHI: Miladi 610 yili Ramazan 17
30-VAHYIN BITISTARIHI: Miladi 632 yili Zi‘l-hicce 9
31-VAHYIN TOPLAM MÜDDETI: 22 YIL ,2 AY,22 GÜN
32-VAHYIN MEKKE MÜDDETI: 12 yil, 5 ay, 13 gün.
33-VAHYIN MEDINE MÜDDETI: 9 yil, 9 ay, 9 gün.
34-MEKKE‘DE INEN SURE SAYISI: 86 SURE
35-MEDINE‘DE INEN SURE SAYISI: 28 SURE
36-MEKKE‘DE INEN AYET SAYISI: 4.743 AYET
37-MEDINE‘DE INEN AYET SAYISI: 1.493 AYET
NOT: Kur‘an‘in %63,3‘ü Mekki, %36,7‘si Medeni‘dir.
NOT: Fatiha Suresi hem Mekke‘de hem Medine‘de, yani iki defa nazil olmustur.
38-ILK GELEN AYET: ALAK SURESI (96): 1-5. ayetler
39-ILK INEN SURE: FATIHA SURESI (1)
40-SON INEN AYET: MAIDE SURESI (5): 3. ayet
41-SON INEN SURE: NASR SURESI (110)
42-KUR‘AN‘IN KELIMELERININ SAYISI:
Mekkelilere göre: 77.437 kelime
Medinelilere göre: 77.934 kelime
43-KUR‘AN HARFLERININ SAYISI: Medinelilere göre: 334.031 harf
44-TOPLAM SURE SAYISI: 114 sure
(Not: Kur‘an‘in bagimsiz bölümlerine SURE denir.)
45-TOPLAM AYET SAYISI: 6.236 ayet
(Not: Kur‘an‘in cümlelerine AYET denir.)
46-EN UZUN SURE: BAKARA SURESI (2): 286 ayet
47-EN KISA SURE: KEVSER SURESI (108): 3 ayet
48-EN UZUN AYET: BAKARA SURESI (2): 282. Ayet (Borc ayeti)
49-EN KISA AYET: MÜDESSIR SURESI (74): 21. ayet
50-TOPLAM CÜZ SAYISI: 30 Cüz
(Not: Kur‘an‘in 20‘ser sayfalik bölümlerine CÜZ denir.)
KUR’AN’DA,
51-14 SURE HAMD-ÖVGÜ ILE BAŞLAR.
52-29 SURE KESIK HARFLERLE BAŞLAR.
53-10 SURE NİDA-ÇAĞRI ILE BAŞLAR.
54-21 SURE HABER CÜMLESI ILE BAŞLAR.
55-17 SURE YEMIN ILE BAŞLAR.
56-7 SURE ŞART CÜMLESI ILE BAŞLAR.
57-6 SURE EMIR CÜMLESI ILE BAŞLAR.
58-6 SURE SORU CÜMLESI ILE BAŞLAR.
59-3 SURE DUA ILE BASLAR.
60-1 SURE TA‘LIL ILE BASLAR.
61-İLK DEFA KURAN-I KERİMİN HAREKE VE NOKTALANMASI:Kur’an’ın harekelenmesi ve noktalanması merhalede tamamlanmıştır.
Birincisi: Muaviye b. Ebu Süfyan döneminde, Muaviye, Ebu’l-Esved’i görevlendirmiş, O da Kur’an okurken meydana gelebilecek okuma hatalarını ortadan kaldırmak amacıyla nokta şeklinde hareke işaretleri koymuştur. İkincisi: Abdülmelik b. Mervan döneminde Kur’an’daki bazı harfleri birbirinden ayırmak için noktalar konulmuştur. Mervan bu işte el-Haccac b. Yusuf’u görevlendirmiş; o da bu işi Nasr b. Âsım ve Hayy b. Yasmur’a havale etmiştir. Üçüncüsü: Bu dönemde i’rab alametleri olan Fetha(Üstün), Zamme(Ötre), Kesre (Esre) ve Sükûn(Cezm( konulmuştur. Bu harekelendirmede Halil b. Ahmed el-Ferahîdî’nin yolu izlenmiştir.
62-İLK DEFA KURANIN TOPLANMASI ve ÇOĞALTILMASI:Kuranı Kerim ilk defa Hz.Ebubekir zamanında Kuran ayetleri toplanarak bir kitap haline getirild.Hz.Osman zamanında Kuranı Kerim çoğaltılarak İslam merkezlerine gönderildi. Hz.Ebu Bekr`in toplattığı” Mushaf”in asıl sayfalarını çoğaltarak her tarafa yaymıştır. Bu sebepten Hz Ebu Bekir`e“Camiul Kuran“Hz Osman`a da “Naşirul Kur`an” denilmiştir

SİYER ALFABETİK TERİMLER-1

1-Abdulmuttalib, insanların en zarifi ve en yakışıklısı, konum bakımından da en büyüğü idi.Onun zamanında hiç kimse onun makam ve şerefine ulaşamadı.O, Kureyş kabilesinin efendisi, Mekke ticaret kervanın sahibi, Mekke’nin en şereflisi, sözüne itaat edileni ve en cömerdi idi.Cömertliğinden dolayı da kendisine cömert,eli açık anlamına gelen, “Feyyaz” denilmiştir. Sofrasından yoksullara, vahşi hayvanlara ve kuşlara yemek ayırırdı.Bu sebeple ovalarda insanları, dağ başlarında ise vahşi hayvanları ve kuşları doyuran kimse lakabını almıştır.
2-Abdulmuttalib’in devrinde Fîl Olayı vuku bulmuştur. Yemen valisi Habeşistanlı Ebrehe el-Eşram, Habeşistanlı atmış bin asker ve beraberindeki fillerle birlikte Kâbe’yi yıkmak için yola çıktı.Mina ile Müzdelife arasındaki Muhassir vadisine gelince, Mekke’ye hücum etmek için hazırlık yapmaya başlayınca, Allah Teâlâ, Ebrehe’nin askerlerinin üzerine “Ebabil Kuşları”nı gönderdi.Kuşlar, askerlerin üzerine pişmiş tuğladan taşlar atmış ve onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirmişti.
3-ABDULLAH BİN SELAM:Yahudi âlim Abdullah bin Selam Hz. Muhammed’in Medine’ye hicret etmesinden kısa süre sonra Müslüman oldu.
4-AKABE SÖZLEŞMELERİ: Sözleşmeleri, Mekke’de ezilen ve bunalan Müslümanların sığınacakları yeni ve güvenli bir yurdun kapısını açtı. Akabe’de Medinelilerle yapılan görüşmeler ve onların İslam’ı kabul etmeleri hicretin zeminini hazırladı. Böylece İslam, Mekke dışına çıkarak Arap Yarımadası’nda yayılmaya başladı.
5-ANNECİĞİM: Hz. Peygamber (s.a.) annesi Âmine’ye, sütannesi Halime’ye ve kendisine annelik yapan Ümmü Eymen ile yengesi Fatma’ya “Annem! Anneciğim!” diye sesleniyordu.
6-BABA HAKKI: Bir adam Peygamber Hz. Peygamber’in (s.a.) yanına gelerek, “Ey Allah’ın Resulü! ‘Benim malım var ama bakmam gereken çocuğum da var. Babam ise malımı yiyip bitirecek” diye yakındı. Hz. Peygamber (s.a.) de ona, “Sen ve malın babana aitsiniz.” dedi Sonra da oradakilere, “Şüphesiz çocuklarınız, kazancınızın en temizlerindendir. Çocuklarınızın kazancından yiyiniz” buyurdu. (Ebu Davud, Büyu’ (icare), 77) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ana babasına iyilik edene ne mutlu/sonu cennet olsun! Aziz ve celil olan Allah onun ömrünü artırsın!” (1)
Mekke fethedildiğinde, Hz. Ebu Bekir, yaşlı ve görme engelli olan babası Ebû Kuhafe’yi sırtına alarak Hz. Peygamber’in huzuruna getirmişti. Bu durumdan rahatsız olan Hz. Peygamber, “Bu ihtiyarı evde koysaydın da onun yanına biz gitseydik ya!” buyurmuştur.(2)
7-BOYKOT YILLARI: 616-619) yılları arasında Müslümanlara uygulanan boykot, onların açlık ve hastalık gibi sıkıntılara düşmesine sebep oldu.
-Müslümanlar boykot sebebiyle dinlerinden dönmediler, aksine dinlerine daha sıkı sarıldılar.
-Boykot, kabilecilik sebebiyle müşrikler arasında görüş ayrılığının ortaya çıkmasına sebep oldu.
-Müslümanlar, Hz. Peygamberin etrafında birleştiler.
-Müşrikler, boykot kararı ile istedikleri hedefe ulaşamadılar.
-Boykot, müşrikler açısından başarısızlıkla sonuçlandı.
8-DARUL ERKAM:Peygamberimiz İslam’a davetin ilk yıllarında tebliğ için genç bir Müslüman olan Erkam’ın evini kullandı. Bu evde Müslüman olmayanlara İslam’ı anlatıyor, Mekke dışından gelenlerle burada görüşüyor ve Müslümanlara dinlerini öğretiyordu. Ayrıca Müslümanlar burada topluca ibadet yapıyorlardı. Burası, İslam tarihinde “Darü’l Erkam” (Erkam’ın evi) diye meşhur olmuştur.(3)
9-EBU LEHEB: Ebu Lehep, her fırsatta Peygamberimizin İslam’ı tebliğine engel olmaya çalışmıştı. O, eşi Ümmü Cemil ile birlikte Peygamberimizin geçtiği yollara dikenler, pislikler atıyordu. Peygamberimize karşı bu amansız düşmanlıkları sebebiyle onlar hakkında Leheb suresi nazil olmuştur:“Ebu Lehep’in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu hâlde karısı da (ateşe girecek).”(4)
10-EBU TALİB: Hz. Peygamber (s.a.), amcası Ebu Talip’in yanında kaldığı yıllarda, sofrada büyüklerinden önce yemeğe başlamaz, büyüklerini ve yemeğin yenme zamanını beklerdi. Bu yüzden amcası Ebu Talip’in ona ayrı sofra kurdurduğu da olurdu.(İbn Sa’d, I, 75; İbn Kesir, el-Bidaye, II, 283) Hz. Peygamber’in (s.a.) amcası Ebu Talip kalaba lık bir aileye sahipti. Hz. Peygamber (s.a.) de bu kalabalık ailenin bir üyesi idi. Ebu Talip, maddi sıkıntılar çekiyor, bu yüzden de ailesine bakmakta zorlanıyordu. Bu zor dönemlerinde, çocuk olmasına rağmen Hz. Peygamber’in (s.a.), ücretli çobanlık yaparak amcasına destek olmaya çalışıyordu.
11-EBU SELEME: Müslümanlar içind e Medine’ye ilk hicret eden kişi Ebu Seleme’dir. Peygamberimizin amcası Abbas ise Mekke’nin fethinden kısa bir süre önce hicret eden son kişi olmuştur.
12-ELÇİLER: için gönderilen elçilerden bazılarışunlardır:
• Bizans imparatoruna
Dıhyet’ül-Kelbi
• İran kisrasına Abdullah bin Huzafe
• Habeş necaşisine Amr bin Ümeyye
• Mısır mukavkısına Hatip bin Ebi Belta
• Gassani melikine Haris bin Ümeyye
13-ENSAR VE MUHACİR: Muhacir: Mekke’den Medine’ye göç eden Müslümanlara denir. Ensar: Muhacirlere sahip çıkan ve onlara yardım eden Medineli Müslümanlara denir. Muhacirler, “ensar kardeşlerimiz, bize mal-mülk verdi, iaşemizi temin etti.” diyerek boş oturmuyorlardı. Her biri elinden gelen gayreti göstererek mümkün oldukça kimseye yük olmamaya çalışıyordu. Bunun en canlı örneği, ensardan Sa’d bin Rebi’nin yaptığı teklife, muhacirlerden olan Abdurrahman bin Avf’ın verdiği cevaptır.Hz. Peygamber tarafından birbirlerine kardeş tayin edilen Sa’d bin Rebi, Abdurrahmân bin Avf’a, “Ben, mal bakımından Medineli Müslümanların en zenginiyim. Malımın yarısını sana ayırdım!” demişti. Büyük sahabe Abdurrahman bin Avf’ın verdiği cevap, yapılan teklif kadar ibret vericiydi: “Allah, sana malını hayırlı kılsın! Benim onlara ihtiyacım yok. Bana yapacağın en büyük iyilik, alış veriş yaptığınız çarşının yolunu göstermendir.”Ertesi sabah, Kaynuka çarşısına götürülen Abdurrahmân bin Avf, yağ, peynir gibi şeyler alıp satarak ticarete başladı. Çok geçmeden epeyce bir kazanç elde etti ve kısa zamanda Medine’nin sayılı tüccarları arasında yer aldı. (5)
14-GAZVE VE SERİYYE: Muhammed’in katıldığı bütün seferlere denir. Seriyye: Hz. Muhammed’in bizzat katılmayıp bir sahabenin komutası altında gönderdiği birliklere denir.
15-Haniflik:Hanif, sözlükte batıldan doğruya dönen kimseye denir. Dinde ise Hz. Muhammed’den önce Araplar arasında Allah’ın birliğine inanan ve putperestliği reddedenlere Hanif denilir.
16-HABEŞİSTAN DÖNÜŞ:Habeşistan’da kalan muhacirler, Hayber’in fethi esnasında Necaşi’nin tahsis ettiği gemiyle Medine’ye döndüler. Cafer’in başkanlığındaki muhacirler, doğruca Hayber’de bulunan Hz. Peygamberin yanına gittiler. Cafer’i karşısında gören Peygamberimiz, “Hangisine sevineceğimi bilmiyorum. Hayber’in fethine mi, yoksa Cafer’in gelişine mi?” diyerek onu kucaklayıp alnından öptü. Medine’ye döndükten sonra Mescid-i Nebevi’nin yanı başında onun için bir oda hazırlattı ve onu buraya yerleştirdi. Cafer, Mute Savaşı’nda şehit oldu. (6)
17-HALİME HATUN: Hz. Peygamberin (s.a.) çocukluğunun geçtiği Sadoğulları yurdunda bir ara kuraklık ve kıtlık baş göstermişti. Orada yaşayan sütannesi Halime ve ailesi oldukça zor günler geçiriyorlardı. Hz. Peygamberin ise maddi imkânlarının iyi olduğu zamanlardı. Hz. Peygamber (s.a.), onların durumunu öğrenir öğrenmez, hemen eşi Hz. Hatice ile konuştu. Hz. Hatice de Halime’ye kırk koyun ile binmeleri ve yüklerini taşıyabilmeleri için bir de deve gönderdi. (7)
18-Hatice’den Olan Çocuklar: Kasım,Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah’dır. Kasım ve Abdullah daha küçükken vefat ettiler.Kızlarının tamamı ise O’nun -sallallahu aleyhi vesellem- Peygamberliğine şahid oldular. Müslüman olup hicret ettiler. Sonra Fatıma dışında hepsi Peygamber-sallallahu aleyhi vesellem-’den önce vefat ettiler. Fatıma ise O’ndan sonra 6 ay yaşadı. ygamber, oğlu İbrahim’in ölümüne çok üzülmüş ve gözleri yaşarmıştır. Bazı Müslümanların bu olayı garip karşılaması üzerine, “Göz yaşarır, kalp üzülür, ancak bu dil asla isyan konuşmaz. Vallahi ey İbrahim, ölümün sebebiyle hepimiz üzgünüz.” diyerek duygularını ifade etmiştir.(8.)
19-Hz.Hatice: Hz. Hatice’nin kendisine olan bağlılığını, sevgisini ve Müslümanlara yaptığı yardımları hiç unutmayan Peygamberimiz, onu her zaman hayırla yâd ederdi. Bir gün Hz. Hatice’nin kız kardeşi Hale, Peygamberimizin huzuruna girmek için izin istedi. Hale’nin sesi Hz. Hatice’ye benzediği için sesi duyan Peygamberimiz, “ Kimse bana inanmadığı zaman o inandı. Herkes müşrik iken o mümin oldu. Kimse bana yardım etmezken o bana yardım etti.” diyerek eşi Hatice’den övgüyle söz etmiştir.(9)
20-HENDEK SAVAŞI: k Savaşı, Medine şehrinin saldırıya elverişli olan kısımlarına hendek kazıldığı için bu isimle anılmıştır. Bu savaşın diğer bir ismi de “Ahzab”dır. Ahzab, hizipler, gruplar anlamına gelir. Bu savaşa Mekke müşrikleri, bazı Arap kabileleri ve Yahudiler birlikte katıldıklarından dolayı Ahzab adı verilmiştir.
21-HEYETLER:Peygamber Efendimize gelen heyetlerden bazılarışunlardır:Beni Temim, Beni Zeyde, Beni Amir, Beni Sa’d bin Bekir, Abdulkays, Beni Hanife, Beni Tay, Kinde, Hemdan.
22-HİCRET: imizin hicret için izin vermesi üzerine Hz. Ömer, diğer Müslümanların aksine Mekke’den gizlice ayrılmadı. Yolculuk için hazırlığını yaparak kılıcını kuşandı ve Kâbe’yi tavaf etti. Ardından orada bulunan müşriklere meydan okuyarak,“İşte ben Medine’ye gidiyorum. Çocuğunu yetim, eşini dul bırakmak ve annesini ağlatmak isteyen varsa peşime düşsün.” dedi ve Mekke’den ayrıldı. Mekkelilerin hiçbiri Ömer’in peşine düşemedi. (9)
Bir kişi Hz. Peygambere (s.a.) geldi ve “Geride gözü yaşlı ana babamı bıraktım ve hicret etmek üzere senin emrini almaya geldim.” Hz. Peygamber (s.a.) de ona şöyle buyurdu: “Dön onlara ve derhal ağlattığın gibi onları güldür.”(10)
23-Bir adam, Allah yolunda savaşıp cenneti kazanma arzusuyla, Yemen gibi uzak bir yerden hicret edip Hz. Peygamberin (s.a.) yanına gelmişti. Hz. Peygamber (s.a.) ona, “Yemen’de herhangi bir kimsen var mı?” diye sordu. Adam, “Annemle babam var.” dedi. Hz. Peygamber (s.a.) bu sefer, “Buraya gelmen için sana izin verdiler mi?” diye sordu. Adam da “Hayır.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.) ona şu emri verdi: “Dön, onlardan izin iste. Eğer izin verirlerse cihada katıl, yoksa orada onlara hizmet et.” (11)
24-Hılful-Fudûl denilmesinin sebebi şu olaydır:Curhum kabilesinden Fadl b. Hâris, Fadl b. Vudâa ve Fadl b. Fudâle adlı kişilerin Mekke’de birbirlerine hakkı tavsiye etmek, güçsüz olan veya Mekke’de ikâmet eden yabancı birisi haksızlığa uğradığında onun hakkını güçlüden almak üzere anlaşmışlardı. Bu antlaşma da ona benzediğinden dolayı bu isimle adlandırılmıştır. Başka bir rivâyette ise bunların isimleri Fadl, Fudâl, Fudayl ve Fudâle idi.
25-Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- de bu andlaşmaya amcaları ile beraber katılmıştı. Allah onu risalet ile şereflendirdikten sonra da şöyle buyurmuştur: “Abdullah b. Ced’an’ın evinde öyle bir sözleşme toplantısına şahid oldum ki, bu olay beni, kızılca develere sahip olmaktan daha beni sevindirmiştir.Şayet İslam döneminde davet edilecek olsaydım yine kabul ederdim.”
26-HİRA: Hz. Muhammed, Hira’dan her inişinde evinden önce Kâbe’ye gidip tavafta bulunmayı âdet edinmişti. Zaman zaman azık olarak yanına çok az miktarda süt, kurutulmuş et veya zeytinyağı ile kuru ekmek alır, bunlar tükenince evinden yeni yiyecekler tedarik edip tekrar döner ve tefekküre devam ederdi. (12)
27-HILFUL-FUDÛL (FÂDILLARIN ANTLKAŞMASI): Ficar savaşının akabinde Zülkâde ayında Kureyş kabilesinden beş aile arasında Hılful-Fudûl (Fâdılların Antlaşması) gerçekleşmiştir.Bu âileler: Haşim oğulları, Muttalib oğulları, Esed oğulları, Zühre oğulları ve Teym oğulları idi.
28-Hüzün Yılı:Sıkıntılarla geçen üç yıllık boykotun bitmesi ile Hz. Peygamber ve Müslümanlar rahatladılar. Ancak kısa bir süre sonra iki acı olay yaşadılar. Hz. Peygamber, önce kendisini müşriklere karşı himaye eden amcası Ebu Talip’i, kısa bir müddet sonra da en büyük yardımcısı olan eşi Hz. Hatice’yi kaybetti. Bu iki kayıp Peygamberimizi ve Müslümanları çok üzdü. Bu sebeple peygamberliğin onuncu yılı olan 620 yılına “Hüzün Yılı” adı verildi.
29-GOETHE: Ünlü Alman şairi Goethe, “Muhammed’in Terennümleri” adlı bir şiirinde, Hz. Peygamberi bir pınardan fışkıran ırmağa benzetir. Öyle bir ırmak ki sahip olduğu manevi güç sayesinde öteki bütün akarsuları sinesinde toplar ve onları muazzam bir zaferle ilahî ummana kavuşturur. (13.)
30-İBADET HÜRRİYETİ:Hristiy an Necran heyeti bir gün Medine’ye gelir ve Peygamberimizin mescidine gider. O sırada Peygamberimiz ve ashabı, ikindi namazını kılmaktadır. İbadet vakti geldiği için Necran heyeti de doğuya yönelerek ibadet etmeye başlar. Bu durumdan rahatsız olan birkaç sahabe olaya engel olmak ister. Fakat Peygamberimiz devreye girerek Hristiyan grubun rahatça ibadet yapmalarını sağlar. (14)
31-İYİ ARKADAŞ: “İyi arkadaş ile kötü arkadaş; misk taşıyan attar ile ateş körükleyen demirciye benzer. Attar; ya sana güzel kokularından bir miktar verir veya sen onun güzel kokularından bir miktar satın alırsın. Ya da yanında olduğun sürece ondan güzel bir koku duyarsın. Demirciye gelince; ya elbiseni yakar yahut da yanında olduğun sürece ondan kötü bir koku duyarsın.” (15)
“Kime Müslüman kardeşi danışır da kendisine danışılan kimse o kardeşine yanlış yolu gösterirse kardeşine hainlik etmiş olur.” (16)
32- Kâbe’nin doğu köşesine tavafa başlangıç işareti olarak konulan siyah taş (Hacer-i Esvet), kuzeybatı tarafında “Hatim ve Mizab-ı Kâbe”, kuzeydoğu duvarında “kapı”, kuzeydoğu duvarının karşısında ise “Makam-ıİbrahim ve Zemzem Kuyusu” vardır. Kur’an-ı Kerim’de Kâbe için; “el-Beytü’l Haram” (Mâide suresi, 2. ayet.), “el-Beytü’l Muharrem” (İbrahim suresi, 37. ayet.), “el-Beytü’l-Atik” ( Hac suresi, 29-33. ayetler.), “el- Beytü’l Ma’mur” (Tûr suresi, 4. ayet.), ve “el-Beyt” (Bakara suresi, 125-127. ayetler.) isimleri kullanılır.
33-KABE ÖRTÜSÜ:1517 yılında Mısır’ın fethiyle Kâbe’nin örtüsünü yaptırma Osmanlı padişahlarına geçti ve Yavuz Sultan Selim, Kâbe örtülerinin eskiden olduğu gibi yine Mısır’dan gönderilmesini istedi. Kanuni Sultan Süleyman zamanından itibaren Kâbe’nin dış örtüsü Mısır’da, iç örtüsü İstanbul’da hazırlanmaya başlandı; ancak iç örtünün kumaşı yine Mısır’da dokunuyordu. Nihayet III. Ahmet Döneminden itibaren kumaşların tamamının İstanbul’da dokunması âdet oldu. İç örtü İstanbul’dan, son olarak 1861’de, tahta çıkışı münasebetiyle Sultan Abdülaziz tarafından gönderildi ve 1943 yılına kadar kullanıldı. Kâbe’nin örtüleri Osmanlılar Döneminde uzun bir süre yeşil, daha sonra siyah atlastan yapılmıştır. Hicaz’ın Osmanlı idaresine girmesinin ardından her yıl Kâbe’nin yıkanması ve kokulandırılması için Haremeyn tahsisatından pay ayrılmıştır.
I. Dünya Savaşı sırasında Mekke Emiri Şerif Hüseyin, Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanınca örtülerin ikisi de yine Mısır’dan gönderilmeye başlandı.(17)
34-Pamberimiz Miraç’tan şu ilahî lütuflarla döndü:
1. Müminlere günde beş vakit namaz kılmak farz oldu.
2. Bakara suresinin son iki ayeti vahyedildi.
3. Ümmetinden şirk koşmayanların cennete girecekleri müjdesi verildi.(18.)
35-KAYNUKA YAHUDİLERİ: Medine’de bulunan Kaynukaoğulları Medine Antlaşması’nı ihlal etmişlerdi. Bu sebeple Medine’yi terk etmeleri istendi. Kaynukalılar, bu şehirden çıkarken Resulullah onlara şöyle söylemişti: “Her zaman için tekrar Medine’ye işlerinizi halletmek üzere gelebilirsiniz; yeter ki burada oturup kalışınız üç günü geçmesin.” (19)
36- KRONOLOJİK SİYER:Bedir Savaşı-‘ (2/624),Uhud Savaşı-‘ (3/625), Hendek Savaşı-‘ (5/627), Hudeybiye Barış Antlaşması-‘ (6/628), Mekke’nin Fethi (8/630),Huneyn – Evtas Savaşları‘ ve Taif Kuşatması‘ (8/630),Kaynukaoğullarının Medineden çıkarışması‘ (2/624) , Nadîroğullarının Medineden Çıkarılması‘ (4/625),Kurayzaoğullar‘ Olay‘ (5/627), Hayberin Fethi (7/628),Mûte Savaşı‘ (8/629), Tebük Seferi (9/630)
37-MEDİNE SÖZLEŞMESİ: hinde önemli bir yeri olan Medine Sözleşmesi’yle Müslümanların ve Yahudilerin din, inanç ve vicdan özgürlüğü garanti altına alınmıştır.
38-MEKKENİN FETHİ: Hz. Peygamber Mekke’nin fethedildiği gün Kâbe’ye geldiğinde buranın etrafında üç yüz altmış put vardı. Bunların en büyüğü olan “Hübel”, Kâbe’nin üstüne konulmuştu. Diğerleri Kâbe’nin etrafına ve içine yerleştirilmişlerdi. Peygamberimiz putları devirirken şöyle diyordu: “Hak geldi, batıl yok oldu, esasen batıl yok olmaya mahkûmdur.”( İsrâ suresi, 81. ayet.)
39-MESCİD-İ NEBİ İNŞAATI: Mescid-i Nebevi’nin üzerine inşa edildiği arsa, Es’at bin Zürare’nin vesayetinde bulunan Sehl ve Süheyl adında ensardan iki yetim çocuğa aitti. Hz. Peygamber burasını mescit yapmak üzere satın almak için çocuklarla konuştu. Çocuklar, bu arsayı karşılıksız olarak bağışlamak istediler. Peygamberimiz bunu kabul etmedi, onlardan arsayı satın aldı. Mescid-i Nebevi’yi temizleyen yaşlı, zenci bir kadın vardı. Efendimiz (s.a.) onu bir ara göremedi. Merak ederek nerede olduğunu sordu. Öldüğünü söylediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.), çok üzüldü ve “Bana haber vermeniz gerekmez miydi?” buyurdu. Sonra da, “Kabrini bana gösterin!” dedi. Doğruca kadının kabrine gitti. Onun için cenaze namazı kıldı ve ona dua etti. (20)
Hz. Peygamber (s.a.), eşi Hz. Hatice’nin büyük desteğini ve pek çok iyiliğini gördü. Hz. Peygamber (s.a.), Hz. Hatice vefat ettikten sonra onu, onun iyilik ve yardımlarını asla unutmadı. Hz. Hatice’yi sık sık hatırlar, hep güzellikle anar, ona dualar ederdi. Bir koyun kesse hemen Hz. Hatice’nin dostlarını bir bir dolaşır ve onlara o etten hediye ederdi.” (21)
40-MUSAB B.UMEYR: yaşında Müslüman olan Mus’ab bin Umeyr, zengin bir ailenin çocuğu idi. Peygamberimiz tarafından İslam’ı öğretmek amacıyla Medine’ye gönderildi. Bu nedenle Mus’ab, İslam tarihinin ilk muallimi (öğretmen) olarak bilinir. İslam’ın Medine’de yayılmasında çok emeği olan Mus’ab, Bedir ve Uhut savaşlarında Müslümanların sancaktarlığını yaptı ve Uhut Savaşı’nda şehit oldu.
41-NECAŞİ: Peygamberimiz, Necaşi’nin Müslümanlara gösterdiği ilgiyi ve yaptığı iyilikleri unutmamıştır. 630 yılında onun vefat haberini aldığı zaman gıyabında cenaze namazı kılmış ve ona dua etmiştir.(22.)
42-Peygamberimizin Kur’an’da ve hadislerde geçen bazı isim ve sıfatlarışunlardır:
• Ahmet: Allah’a çok hamt eden, övgüye layık olan. Saf suresi, 6. ayet.
• Rauf-Rahim: Çok şefkatli, çok merhametli. Tevbe suresi,128. ayet.
• Rahmet: Merhametli. Enbiyâ suresi, 107. ayet.
• Nebi: Peygamber, haberci. Şahit: Tanık ve delil. Mübeşşir: Müjdeci. Nezir: Uyarıcı.
Dai: Davet edici. Siraç: Aydınlatıcı. Ahzâb suresi, 45- 46. ayetler.
• Resul: Elçi-peygamber. Fetih suresi, 29. ayet.
• Mustafa: Seçilmiş. Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 5, s. 25.
• Muhammed: Çok övülen anlamındaki bu isim, Kur’an-ı Kerim’de dört ayrı surede yer almaktadır. Âl-i İmrân suresi 144, Ahzâb suresi 40, Muhammed suresi 2 ve Fetih suresi 29. ayetler.
• Kur’an-ı Kerim’in 47. suresi Muhammed suresidir.
-Rifâde:Kureyş kabilesinin her yıl Beytullah’ı haccetmeye gelenlere hac mevsiminde ikram ettikleri yemeklerdir.
43-SAÇ VE SAKAL:Ebû Katade el-Ensari Resulullah’a (s.a.): ” Benim saçlarım omuzlarıma kadar uzanıyor. Onları tarayayım mı?” diye sorduğunda, Resulullah (s.a.): ” Evet, aynı zamanda onlara iyi bak” diye cevap verdi. Resulullah (s.a.) kendisine “onlara iyi bak” dediği için Ebû Katade bazan saçını günde iki defa yağlardı.” (23).
“Saç ve sakalın beyazlığını değiştirmek için kullandığınız en güzel şey kına ve ketem (denilen ottur.)” (24).
44-Sikâye:Hurma veya bal veyahut da kuru üzüm şırasından yapılan ve hacılara dağıtılan tatlı sudur.
45-SÜT EMZİRME DÖNEMİ: Annesi Âmine’den sonra onu ilk emziren Ebû Leheb’in câriyesi Süveybe’dir.Süveybe, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’i oğlu Mesruh ile beraber emzirdi.Suveybe, daha önce de Hamza b. Abdulmuttalib-Allah ondan râzı olsun- ve Ebu Seleme b. Abdul-esed el-Mahzûmî’yi emzirmişti.Bu sebple Hamza b. Abdulmuttalib-Allah ondan râzı olsun- ve Ebu Seleme b. Abdul-esed el-Mahzûmî, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’in süt kardeşleridir. Ebu Leheb, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in dünyaya gelmesinin sevincinden dolayı câriyesi Süveybe’yi hürriyetine kavuşturmuştu
46-Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’in dadılığını ve bakıcılığını, babası Abdullah’ın câriyesi, Bereket adındaki Habeşistanlı Ümmü Eymen (Eymen’in annesi) üstlenmişti. Ümmü Eymen, müslüman oluncaya kadar kaldı, müslümanlarla birlikte Medine’ye hicret etti ve Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefâtından 5 veya 6 ay sonra vefât etti.
47-TAİF SEFERİ: Peygamberimiz, Mut’im’in Taif dönüşünde kendisine yaptığı bu iyiliği hiç unutmamıştır. Mut’im, Bedir Savaşı’nda müşrik olarak ölmüştü. Oğlu Cübeyr, Bedir esirlerinin bırakılmasını istemek amacıyla Peygamberimize geldiği zaman Peygamberimiz ona, “Mut’im sağ olsaydı ve bunları benden isteseydi hepsini ona bağışlardım.” demiştir.(25)
Taif’te oturan Sakif kabilesinden bir heyet hicretin dokuzuncu yılında Medine’ye gelip Müslüman olduğunda, Hz. Peygamber onlara uymaları gereken hususları içeren bir yazı verdi. Siyasi, sosyal ve ekonomik meseleleri içeren bu yazının metninde çevre ile ilgili olarak onların vadilerinin tümünün koruma altına alındığını, yabani ağaçları kesmenin ve hayvanları öldürmenin yasak olduğunu bildirdi. Vecc Vadisi’ne Sa’d bin Ebi Vakkas’ı koruyucu tayin etti.(26)
48-UHUD SAVAŞI: Uhut Savaşı öncesinde Medine dışında savaşılmasını isteyenler, Peygamber Efendimizin arzusuna aykırı davranmakla hata ettiklerini anlayarak fikirlerinden vazgeçtiler. Fakat Resulullah, “Bir peygamber zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz, eğer sabreder, görevinizi tam yaparsanız, Allah’ın yardımıyla zafer bizimdir.” dedi.(İbn Kayyim el-Cevziyye, Zadu’l-Mead, C 2, s. 231.) Uhut Savaşı’ndan dönen Müslüman birlikler bayan sahabelerden Amr’ın kızı Hint’e, eşi, kocası ve kardeşlerinin öldüğünü söylediler. O, hemen Resulullahın durumunu sordu. Onun sağ olduğunu öğrenince şu veciz sözleri söylemiştir: “Madem ki sen hayattasın, diğer bütün felaketler bir yana konabilir.” (27)
50-YEDİ ASKI: Cahiliye devrindeki Kabe duvarına asılan en meşhur yedi şiire,Muallakat-us-Seb’a, yani yedi askı denilirdi
51-ZELLE: Peygamberlerin küçük hatalarına “zelle” denir. Onların bu hataları da Allah tarafından düzeltilir. Aşağıdaki ayet bu konuyla ilgilidir: “(Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden dolayı yüzünü ekşitti ve çevirdi.(Resulüm! onun hâlini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.” ( Abese suresi, 1- 4. Ayetler)
52-ZEYD BİN SABİT: Peygamberimiz yabancı ülkelerle sağlıklı iletişim kurabilmek maksadıyla yabancı dil öğrenmenin önemini fark etmiştir. Onun emri ile Zeyd bin Sabit Farsça, Yunanca, Kıptice ve Habeş dillerini öğrenmiştir. (28.)

İKİNCİ BÖLÜM:SİYER BİLGİLERİ-2

1- Siyer”, lügatte “siyret” kelimesinin çoğuludur. “Siyret” ise, yol gidiş, hal tercemesi ve insanın mânen tuttuğu yol manalarına gelir. “Siyer-i Nebî” ise Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatını anlatan tarih ilmidir. Siyer-i Nebî, Tefsîr, Hadîs, Fıkıh, İbâdet ve Ahlâk’la alakalıdır.
2-Siyer-i Nebi, Rabbini en iyi tanıyan ve insanlara en güzel şekilde tanıtan Efendimizin mübarek hayatıdır. Allah’ın terbiye ettiği yüce ahlak sahibinin, canımızdan ziyade sevdiğimiz ve O’nu sevmekle Rabbimizin sevgisini kazanabileceğimiz Sevgili’nin, hayat hikâyesidir.
Efendimiz aleyhisselam, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Rabbini çokça zikreden müminlerin en güzel örneği, önderi ve rehberidir. (Ahzab Sûresi 33/21
3- Rasûlullah (s.a.s.) hicret esnasında Kuba ‘ da Amr b. Avf Oğulları’nda 14 gece misâfir kaldı.(el-Buhârî, 1/11; Tecrid Tercemesi, 2/306 (Hadis No: 270)
4- Kur’ân-ı Kerîm’de “takvâ üzere yapıldığı” bildirilen Kuba Mescidi
5- İlk Cuma Namazı ve İlk Hutbe: Hicret esnasında “Sâlim b. Avf oğulları”na âit “Rânûnâ Vâdisi”nde öğle vakti oldu. Rasûlullah (s.a.s.) burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı.
6-Peygamberimiz Medine ‘ de Halid b. Zeyd’ e misafir oldu.Bu misâfirlik “Mescidü’n-Nebî”nin inşâatı tamamlanıncaya kadar 7 ay devam etti.
7-Hâlid b. Zeyd Ebû Eyyûb el- Ensâri, Neccâr oğullarından ve Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib’in annesi Selmâ Hatun’un âilesindendir. Müslüman Araplar tarafından yapılan ilk İstanbul kuşatmasında bulunmuş ve şehit düşmüştür. Fâtih, İstanbul’u fethedince Hz. Hâlid’in kabrini buldurmuş, hâlen ziyâret edilmekte olan türbesini yaptırmıştır. İstanbul’da türbenin bulunduğu semt (Eyyüb), adını onun isminden almıştır.
8- AHKÂM-I HAMSE :Beş hüküm anlamına gelen “ahkâm-ı hamse”; vacip, mendup, mubah, mekruh ve haram’dan oluşan teklifi hükümlere denir.
9- AHMED : Peygamberimizin (a.s.) Kur’ân’da zikredilen isimleri “Ahmed” (Sâf, 61/6) diğeri de “Muhammed”dir (Fetih, 48/29; Muhammed, 47/2, 3/144). Her iki isim de “övülmüş” demektir. Peygamberimiz (a.s.); fiilleri, sözleri, ahlâkı ve davranışlarıyla övüldüğü için “Muhammed”, kendisinden önceki Peygamber ve insanlardan daha çok övüldüğü için “Ahmed” ismi ile nitelenmiştir.
10-Hazreti Muhammedin süt annesi Halime,Sad Oğulları Kabilesindendir.
11- Hz. Abdullahın kabri Medinededir.
12- Hz. Amine eşini ve akrabalarını ziyaret ettikten sonra Medineye giderken hastalandığı yer Ebva Köyü.
13- Ümmü Eymen Hz.Aminenin hizmetçisidir
14- Peygamber efendimizin ilk eşi Hz.Hatice
15-Hz. Peygamber’in insanları ilk defa İslam’a davet etmek için konuşma yaptığı yer Mekke’de bulunan Safa tepesidir.
16-Boykot karalarını yazan ve Kabe’nin duvarına bu kararları asan müşrik Mansur b. İkrime.
17- Boykot kararı 3 Yıl sürdürdüler.
18-Müşriklerin İslam’ı yok etmek için toplandıkları yerin adı Darunnedve
19- Peygamber Efendimizi, Ebu Eyyub el-Ensari’nin evinde ziyaret edip orada Müslüman olan kişi : Abdullah b. Selam.
20- Mekke 630 yılında fethedildi.
21-Sahabeler Hz. Aişe annemize gelerek “Alah Resulünün ahlakı nasıldı?” diye sordular. Hz. Aişe annemiz cevaben:“O’nun ahlakı Kur’an idi.
22-Bir gün Hz. Hasan Efendimiz mübarek ağzına zekat hurmalarından bir hurma atarak tam yerken Efendimiz; “ Tükür,tükür” diyerek Hz. Hasan Efendimizin bu hurmayı yemesine engel olmuştur.Bu hurmanın yenmesine engel olan durum:Sadakayı kabul etmedikleri içindir.
23- Hz. Ebu Bekir Peygamberimize; “Ey Allah’ın Resulü görüyorum ki saçlarınız
ağarmış” dedi ve Allah Resulü de dört süre sayarak bu sürelerin saçlarını ağarttığını
söylemiştir.Bu saydığı dört süre : Hud, Vâkıa, Mürselât, Amme.
24-Allah Resulünü yaşlandıran, saçını ağartan bu sürelerdeki en hassas nokta ve en zor olan yaşam tarzı : “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”
25-Üsve-i Hasene : Güzel örnek
26-Mekke’de müşriklerin dayanılmaz boyutlara ulaşan baskısı karşısında Habeşistan’a sığınan Müslümanların sözcüsü olarak konuşan sahabe Ca’fer b. Ebu Talip
27-Peygamber Efendimizin vahiy kâtiplerini :4 Büyük Halifeler, Zeyd b. Sabit, Ubeyy b. Kaab, Halid b. Ebi Sufyan .
28- Peygamberimiz hastalandığında mescide 3 gün gidememiş ve namazları Hz. Ebu Bekir Efendimiz kıldırmışlardır.
29- Peygamberimizin cemaatle namaz kıldığı son vakit Sabah namazı.
30- Peygamberimiz vefat etmeden önce duası “Ya Rabb! Ölüm şiddetine karşı bana kolaylık ver, canımı tatlılıkla al” diye dua etmişlerdi.
31- Peygamber Efendimiz vefatı esnasında şahadet parmağını yukarı doğru kaldırarak son olarak Refik-i Â’lâ’ya ((ile) “er Rafiku-l E’la” Yüce Dost’a) demiştir.
32-Medinede mescidde dikili bir odun vardı. Hutbe okurken bu direğe dayanırdı. Mimber yapılınca, direğin yanına gitmedi. Odundan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler. Mimberden inip direğe sarıldı. Sesi kesildi. “Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar alayacaktı.” dedi.
33-Muaz Bin Cebel’i vali olarak Yemen’e gönderirken Medine’nin dışına kadar uğurlayıp ona çok nasihatler verdi. “Seninle kıyamete kadar artık buluşamayız” dedi. Muaz Yemen’de iken Resulullah Medine’de vefat etti.
34-Vefat ederken kızı Fatıma’ya “Akrabam arasında bana evvela kavuşan sen olacaksın” dedi. Altı ay sonra Hz. Fatıma vefat etti. Akrabasından O’ndan evvel kimse vefat etmedi.
35-Kays Bin Şemmaz ismindeki kimseye “güzel olarak yaşarsın ve şehit olarak ölürsün” dedi. Hazreti Ebu Bekir halife iken Yemame’de Müseylemetül Kezzap ile yapılan muharebede şehit oldu. Hazreti Ömer ve Ali’nin şehit olacaklarını dahi haber verdi.
36- Nabiga ismindeki meşhur şair şiirleinden bir kaçını okuyunca, araplar arasında meşhur olan “Allahü Teala dişlerini dökmesin” duasını söyledi. Nabiga yüz yaşına gelmişti. Dişleri ak ve berrak, inci gibi dizilmiştir dururdu.
37- Aşere-I Mübeşşere’den Abdurrahman bin Avfa bereket ile dua etti. Malı o kadar çoğaldı ki, dillerde destan oldu.
38- Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi için mektup gönderdi. Hüsrev mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid etti. Resul aleyhisselam bunu işitince çok üzüldü ve “Ya Rabbi benim mektubumu parçaladığı gibi, onun mülkünü parçala” dedi. Resullulah hayattta iken Hüsrevi oğlu Şiruye hançerle parçaladı. Hazreti Ömer halife iken, Acem memleketlerinin hepsini müslümanlar fethettiler. Hüsrev’in nesli de mülkü de kalmadı.
39-Hicretin dödüncü senesinde Beni Nadir’de Resulullah, Yahudilerin kale duvarları altında Eshabı ile konuşurken, bir yahudi büyük bir değirmen taşını yukarıdan atmak istedi. Taşa elini uzatınca iki eli çolak oldu.
40- Peygamber Efendimizin 2. eşinin ismi Hz.Sevde
41- Cebrail (a.s.) Peygamberimize vahiy getirdiginde bazen yüzünün güzelligi ile meşhur bir sahabinin suretinde geldigi olurdu. Bu sahabenin ismi Dıhye-i Kelbi
42- Hendek savaşının diğer adı Ahzap
43- Peygamber efendimizin son seferi Tebük olmuştur.
44- Habeşistan Hicreti sırasında Habeşistan Necaşişi Ashme, Cafer b. Ebi Talib’ten İslamiyet hakkında bilgi istemiştir. Bunun uzerine Hz. Cafer,Necaşi’ye Meryen Suresini okutmuştur.
45- Birinci Akabe Biatı’ndan sonra Hz. Peygabber,Yesrib halkına Kur’an’ı ve İslam’ı ögretmesi için Mus’ab b. Umeyr
göndermiştir.
46- Mekkede Cahiliye döneminde düzenleyen panayırlarda dereceye giren yedi şiir Kebenin duvarına asılıdır. Bu yedi şiire Muallakatı seb’a denir.
47- Medineye ilk hicret eden sahabi Ebi Seleme bin Abdülesad
– Hz. Peygamber efendimizi (s.a.v.)’i vefatından sonra Hz.Ali yıkadı.
48- İslam tarihinde okçuların emiri (komutanı) adıyla meşhur olan sahabe Abdullah b.Cübeyr
49- Uhut savaşında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kılıcıyla savaşan sahabe Ebu Dücane
50-Peygamberimizin “Ben Abdullah bin Cuda’nin evinde bir antlasma yapılırken bulundum ki bu antlaşmayı güzel ve kızıl develere değişmem İslam’da böyle bir antlaşmaya çağrılsam derhal kabul ederim”dediği antlaşma Hilfül Fudül Antlasması
51-Hz Peygamber döneminde meydana gelen çarpışmalar, dünya harp tarihinin bilinen en az kan
dökülen savaşlarındandır.Müslümanlardan 138 şehit , müşriklerden 216 ölü
52- Hz. Peygamber bir gün bir sahabeye: “ Sen Süryanice biliyormusun? Bana mektuplar geliyor.” buyurmustur. O sahabenin ise bilmiyorum demesi üzerine Hz. Peygamber “ Onu öğren” buyurmustur. Bunun üzerine İbranice ve Süryanice öğrenen sahabe Zeyd b. Sabit
53-İfk hadisesinde Hz Aişe için iftira atılan kişi Safvan b.Muattal
54-Mekkeli müşriklere meydan okuyup Kur’ân-ı Kerimi ilk kez açıkça okuyan sahabi Abdullah bin Mesud
55-Hz. Peygambrin Doğumu: 20 Nisan 571 Fil olayıdan 55 gün sonra ve kamerî aylardan Rebîülevvel’in 12. Gecesi
56-İlk Vahiy: (610) yılı Ramazan ayının 27. gecesinde sabaha karşı
57-Habeşistan’a Birinci Hicret: Peygamberliğin 5. yılında ( 615) -(4 kadın, 11 erkek toplam 15 kişi)
58-Habeşistan’a İkinci Hicret: Peygamberliğin 6. yılında ( 616)- (18 kadın, 82 erkek toplam 100 kişi)
59-Hâşimoğullarına Boykot: Peygamberliğin 7. yılından (616), 10.yılına (619)’a kadar (3 yıl).
60-Hüzün Yılı: Peygamberliğin 10. yılında(620) Amcası Ebû Tâlib ve hanımı Hz. Hatice kısa süre arayla vefat ettiler. (Âmü’l-Hüzn)
61-Birinci Akabe Görüşmesi: Peygamberliğin 11. yılında (620) Hac mevsiminde. (Hazrec’li 6 Kişi Es’ad b. Zürâre’nin Müslüman oluşu)
62-İsrâ ve Mi’rac : Receb (621) (Beş vakit Namaz’ın Farz Kılınışı).
63-Birinci Akabe Bîatı : Peygamberliğin 12. yılında (621) Zilhicce ayında. (10 Hazrecli 2 Evsli) Mus’ab b. Umeyr’in gönderilmesi
İkinci Akabe Bîatı : Peygamberliğin 13. yılında (622) Hac mevsiminde. (2’si kadın toplam 75 Medineli)
64-Hicret : İkinci Akabe biatından üç ay kadar sonra, Rebîülevvel ayında. (622)
65-Cuma Namazının farz kılınışı: Hicretin 1. yılı. (622
66-Ezan’ın yürürlüğe konması: Hicretin 1.yılı (622) veya bir rivayete göre 2. (623)
67-Orucun farz kılınşı: Hicretin 2. yılı şaban ayında.
68-Zekatın farz kılınışı: Hicretin 2. yılında Ramazan ayından sonra. (Medine döneminde).
69-Müslümanlarla yaptıkları antlaşmayı ilk bozan Yahudi kabilesi Kaynukâ’oğullarıdır.
70-Peygamberimizi Uhut savaşında;Ebû Dücâne vücuduyla onu bir kalkan gibi koruyor, Sa’d b. Ebû Vakkas da düşmana ok atıyordu. Düşmanın vurduğu kılıç darbelerine karşı Hz. Peygamber’i koruyan Talha b. Ubeydullah’ın kolu kesildi ve çolak kaldı. Bu arada İbn Kamie, Mus’ab b. Umeyr’i şehit etti. Onu Hz. Peygamber’e benzeterek, öldürdüğünü sandı. O esnada Hz. Peygamber’i gören Ka’b b. Mâlik, “Ey mü’minler! Müjde! Resûlullah burada!” diye haykırdı.
Vahşî b. Harb Hz. Hamza’nın ciğerini sökerek Hind bint Utbe’ye götürdü. Uhud Savaşıda Enes b. Nadr, Sa’d b. Ebû Vakkas ve Ebû Dücâne gibi bazı Müslümanların büyük kahramanlıkları görülmüştür.
Müslümanlar, 70 şehit vermişlerdir. Bu savaşta müşrikler 22 (23 veya 37 olduğu da söylenir) ölü vermişlerdir.
71-Benî Nadîr Yahudilerinden Ka’b b. Eşref şairdi; Hz. Peygamber’i ve Müslümanları daima kötülerdi. Hatta Müslümanların zaferine o kadar içerlemiş olacak ki, “Yerin altı üstünden daha iyidir” değerlendirmesini yapmıştı. Müslümanların hanımları için aşk şiirleri terennüm etmeye başladı. Peygamberimiz bir gün sahâbilere “Ka’b b. Eşref için kim hazırdır? Çünkü o, Allah ve Resûlü’ne eziyet etmiştir.” dedi. Bunun üzerine Evs kabilesinden Muhammed b. Mesleme, Ka’b b. Eşref’i öldürmeyi üstlendi. Muhammed b. Mesleme, içlerinde Ka’b’ın süt kardeşi Ebû Nâile’nin de bulunduğu bir grup Müslümanla bir plan hazırladılar ve onu kendi kalesinde öldürdüler. Nadîroğulları Uhud Savaşı’nda müşrik ordusunun karargâhına gelerek onları Müslümanlara karşı kışkırtmışlardı. Bunun dışında Müslümanları bir kaç defa düelloya davet etmişler, hatta suikast tertiplemişler, ancak bu planlarını uygulamaya muvaffak olamamışlardı. Hz. Peygamber onları ikaz etti. Muhammed b. Mesleme’yi onlara elçi olarak göndererek, hainlik ve vefasızlıklarını hatırlattı ve on gün içinde Medine’yi terketmelerini emretti. Münafıkların başkanı Abdullah b. Übey, Arapların ve diğer Yahudilerin yardım edeceğini vaadederek Nadîroğullarının direnmelerini istedi. Yardım gelmeyince Nadîroğulları başkanı Huyey b. Ahtab kabilesiyle Medineyi terk etti.
72-Bi’r-i Maûne olayı:Uhud savaşından dört ay sonra Safer 4/Temmuz 625′te Âmir b. Sa’saa kabilesi başkanı Ebû Berâ (Âmir b. Mâlik)’in isteği üzerine islâmiyeti anlatmak üzere gönderilen Ehl-i Suffe’den 70 kadar kurrâ’nın Bi’r-i Maûne denilen kuyunun yanında konakladıkları sırada(silahsız ve savunmasızdılar) Ebû Berâ’ın yeğeni Âmir b. Tufeyl tarafından şehit edilmesi.
73-Recî’ Olayı:Yine aynı yılın Safer ayında, Bi’r-i Maûne faciasının meydana geldiği sıralarda Adal ve Kâre kabilelerinin isteği üzerine islâmiyeti anlatmak üzere 10 kişilk bir Müslüman ekip Recî’ suyuna vardıklarında Hüzeyl kabilesinin bir kolu olan Lihyânoğulları’nın saldırısına uğrayarak esir alınıp Mekke müşrklerine idam etmeleri için satılmak istenmesi ve bir kısmının direnmesi üzerine şehit edilmeleri.
74-İlk yazılan siyer kitabı İbn İsak’ a aittir.
75-Allah’a inandığı için ilk şehit edilen müslüman Yasir
76-Bedir Savaşında Müslümanların sancaktarları Musab b. Umeyr, Hz.Ali, Sad b. Muaz
77- Peygamber Efendimiz Veda Haccı’nı 632 yılında yapmıştır.
78- Kabenin anahtarını elinde bulundurma görevine Hicabet denir.
79- Hacılara konaklama konusunda yardımcı olma görevine,Rıfada
80-Mekke-i Mükerreme fethedildiğinde Hz Muhammed SAV Efendimiz, Kabe-i Muazzama’nın anahtarlarını Osman b. Talha verdi.
81-Hz. Muhammed’in a.s hayatı söz ve davranışlarıyla, savaşlarını konu alan eserlere ,siyer ve meğazi
82-Peygamberimizle din konusunda tartışan Hıristiyan heyete kaşı söylenecek söz kalmadığında Peygamberimiz «Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah’ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim»ayetine muhatap olmuştur. Bu ayete Mübâhale ad verlir.
83-Peygamberimiz (SAV) ’in İslam’ın ilk yıllarında Mekkeli müşriklerin zulüm ve baskıları yüzünden gizli bir merkez olarak kullanıp, eğitim faaliyetlerini yürüttüğü yer,Darül Erkam
84-Kuranı kerimin vahyi 23 yılda tamamlandı.
85-Muvatta maliki mezhebin kaynak kitabıdır.
86-Sikâye .Kâbe’yi ziyârete gelen hacıların sularını tedârik etmektir.
87-Rifâde: Kâbe’yi ziyârete gelen hacıları ağırlamak ve barındırmaktır.
88-Sidâne :Kâbe’nin muhafızlığını yapma görevidir.
89-Bedir savaşında ilk şehit edilen Hz.Mihca (r.a)
90-“Fetretül vahy” :İlk vahiyden ikinci vahiy gelene kadar geçen süre
91-İlk yazılan siyer-meğazi kitapları:İbn İshak: es-Sire(öl. H 151/M 768),Vakidi: Kitabü’l-Meğazi(öl. H 208/M 823),İbn Hişam: es-Siretü’n-Nebeviyye,(öl. H 219/M 834),İbn Sa’d: Kitabü’t-Tabakat(öl. H 230/M 845)
92-Hadari: Yerleşik hayata geçmiş olan Araplar.
93-Çölde, çadırla konup göçerek yaşayan kimselere bedevi denir.
(Şemsettin Sami, Kamus-ı Türki, C 1, s.103) .
94- Peygamberimiz Miraç’tan şu ilahî lütuflarla döndü:
1. Müminlere günde beş vakit namaz kılmak farz oldu.
2. Bakara suresinin son iki ayeti vahyedildi.
3. Ümmetinden şirk koşmayanların cennete girecekleri müjdesi verildi.(Buhari, Tecrid-i Sarih, C 2, s. 261.)
95- Ünlü Alman şairi Goethe, “Muhammed’in Terennümleri” adlı bir şiirinde, Hz. Peygamberi bir pınardan fışkıran ırmağa benzetir. Öyle bir ırmak ki sahip olduğu manevi güç sayesinde öteki bütün akarsuları sinesinde toplar ve onları muazzam bir zaferle ilahî ummana kavuşturur. (Muhammed İkbal, Cavidname, s. 17)
96- Hristiyan Necran heyeti bir gün Medine’ye gelir ve Peygamberimizin mescidine gider. O sırada Peygamberimiz ve ashabı, ikindi namazını kılmaktadır. İbadet vakti geldiği için Necran heyeti de doğuya yönelerek ibadet etmeye başlar. Bu durumdan rahatsız olan birkaç sahabe olaya engel olmak ister. Fakat Peygamberimiz devreye girerek Hristiyan grubun rahatça ibadet yapmalarını sağlar.(İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, s. 278.)
97- Peygamberimiz yabancı ülkelerle sağlıklı iletişim kurabilmek maksadıyla yabancı dil öğrenmenin önemini fark etmiştir. Onun emri ile Zeyd bin Sabit Farsça, Yunanca, Kıptice ve Habeş dillerini öğrenmiştir.(Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 2, s. 840.)
98-Ammar bin Yasir’in annesini inancından dolayı Ebu Cehil öldürmüştür.
99- Hz Ömer’n kız kardeşinin ismi Fatma
100-Mesci-i Nebinin yanında üstü kapalı olarak yapılan yere Suffa denir.
101-Suffada barınanlara Ashab-ı Suffa denir.
102-Peygamberimizden en çok hadis rivayet eden kişi Ebu Hureyre.
103- Hendek savaşında müşriklerin komutanı Ebu Süfyan
104– Medine’nin eski adı Yesrib’ti. Rasûlüllah (s.a.s.) hicret edip yerleştikten sonra “Peygamber Şehri” anlamında “Medinetü’n-Nebî” denildi. Daha sonra kısaltılarak sâdece Medinetü’l Münevvere denilmiştir.

SİYER NOTLARI

1-Darun-Nedve,Kureyş müşriklerinin toplanıp karar verdikleri meclis. Bu mecliste Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) in öldürülme emri çıktı. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Medine ye hicret etmek zorunda kaldı.
2-Medineye ilk hicret eden ,Ebu Seleme bin Abdulesad (Radiyallahu Anh).
3-İlk Cuma namazı ve ilk hutbe ,Medineye hicret ederken Rânûna Vadisi, Benî Sâlim mahallesinde ilk Cuma namazı kılındı ve ilk hutbe okundu.
4-Hicri Tarih ,Kamer yılı esas ve Resulüllah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in hicret tarihi başlangıç kabul edilerek, müslümanların kendilerine mahsus tarihidir.
5-Hicri takvimi Hz Ömer(Radiyallahu Anh) başlattı.Hicri yıl 354 gündür.
6-Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Medine de Asıl adı Halid bin Zeyd olan Ebu Eyyup el-Ensari (Radiyallahu Anh) ın evinde misafir oldu.
7-İslâmda ilk ganîmet ve esir Abdullah Bin Cahş serriyesi tarafından alındı.
8-Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in bizzat orduya komutan olarak ilk katıldığı savaşın, başka bir ifade ile ilk gazvenin adı Ebva (Veddan) Gazvesi.
9-Gazve ,Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in bizzat sevk ve idare ettiği savaşlara denir.
10-Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Yirmi yedi gazveye katılmıştır.
11-Ramazan orucu ,Ramazan orucu, oruç tutmaya gücü yeten her müslümanın üzerine farzdır. Bedir Gazvesinden bir ay evvel hicri 2, miladi 624 yılında, Bakara Sûresinin 183 üncü ayet-i kerimesiyle farz kılındı.
12-Bedir SavaşındaMüslümanlar büyük bir zafer kazandı. 70 müşrik öldürüldü. 14 müslüman şehid oldu. 70 müşrikte esir alındı.Zengin esirler fidye karşılığında, fakirler ise her biri 10 müslümana okuma-yazma öğretmek şartıyla serbest bırakılmıştır.
13-Bedir Savaşı kaç yılında Hicri 2, miladi 13 mart 624 yılında oldu.
14-Ramazan ve Kurban Bayramları ,Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz Medineye teşrif buyurdukları zaman, Medinelilerin iki bayramları olduğunu görmüştü. O günlerde oyunlar oynuyorlar, şenlik yapıyorlardı. Bunu müşahede eden Sevgili Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurdu: Allah Teala iki bayrama bedel daha hayırlılarını, Iyd-ı Fıtr (Ramazan Bayramı) ile Iyd-ı Edha (Kurban Bayramı) günlerini tahsis etmiş-tir Böylece Asr-ı Saadetten beri bütün İslâm aleminde bir yılda iki defa dini bayram kutlana gelmiştir.
15-Zekat ,İslâmın beş şartından biri olan zekat, hicri 2, miladi 624 yılında, Ramazandan ve Fıtır Sadaka-sının vacip kılınışından sonra farz kılınmıştır.
16-Hz. Fatıma ile Hz. Ali,Hicri 2, miladi 624 yılında evlendiler.
17-İslâm tarihinde ilk resmi hastahane ,Hicretten sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in izniyle Kuaybe bint Sa d (Radiyallahu Anh) sorumluluğunda Mescid-i Nebevinin içinde kurduğu bir çadırda hasta ve yaralılara hizmet verilerek kurulmuştur.
18-Buas Savaslari:Evs –Hacrec kabileleri arasinda 120 yil süren savaslar. Bu savaslarin sonuncusu hicretten 3 yil önce oldu.276-Besir:Hz.Peygamber icin kullanilan isim veya sifatlardan biri.
19-Betul:Hz.Meryem ve Hz.Fatima icin kullanilan“iffet ve namauslu kadin“ anlaminda bir sifat.
20-Bilal-i Habes:Ibn-i Rebah.Künyesi Ebi Abdullah veya Ebu Abdilkerim`dir.Peygamberimizin ilk müezzini olan sahabe.Medine de ilk defa sabah ezanini, Mekke`nin fethinde Kabe`de ögle ezanini okudu.Islami iilk kabul edenlerden, büyük sahabi,Islam`in ilk müezzini.Aslen habesli olup annesi hamame, babasi iseRebah`tir.Ümeyye b. halef`in kölesi iken gördügü bütün baskilara ragmen islam`a girmis ve cektigi bir cok eziyet karsilik dininden vazgecmemistir
21-Buvat Gazvesi:Hz.Peygamber`in ilk gazvelerinden biri.
22-Bi`set-i Muhammediye Peygamberin,peygamberlikle gönderilisi.
23-Mescid-i Haram : Yeryüzünde insanlara ibadet yeri olarak kurulan ilk mesciddir. Müslümanların kıblesi Kâbe, bu Mescid’in ortasında bulunur. Hac ve umre sebebiyle tüm dünya müslümanlarının buluşma ve kaynaşma yeri olan Mescid-i Haram, Mekke şehrindedir.
24-Mescid-i Nebî : Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hicretten sonra yaptırdığı ve ömrünün sonuna kadar da bizzat imamlığını yaptığı, pek çok olaya şahit olan, ilmin beşiği, İslam’ın ilk üniversitesi ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kabrinin bulunduğu mesciddir. Medine şehrindedir.
25-Mescid-i Aksâ : Yeryüzünde inşa edilen ikinci mesciddir. Hz. Süleyman (a.s.) tarafından yaptırılmıştır. Müslümanların ilk kıblesi, İsra ve Mi’rac’ın ilk durağı, peygamberlerin buluşma yeridir. Beyt-i Makdis de denir. Kudüs şehrindedir.
Bugün Yahudilerin işgali altında bulunan Mescid-i Aksâ’nın işgalden kurtarılması, bütün müslümanların en önemli görevlerindendir.
26-Cahiliye:Islam`dan önce Arap yarimadasindaki döneme verilen isimdir.
27-Cemel olayi:Hicri 36. senesinde vuku bulan, elem verici ilk muharebedir.Hz.Aise, Talha ve Zübeyr 30 bin , Hz.Ali 20 bin kisi.Netice de her iki taraftan 10 bin sehit ediliyor.
28-Cebel-i Nur:Nur dagi demektir.Mekke`de bulunan bir dagin adidir.Hz.Muhammed(sas)`e ilk vahiy, Nur daginin tepesinde bulunan Hira magarasinda nazil olmustur.
29-Cebel-i Rahme:Arafat ovasinin ortasindaki tepe.Rahmet dagi demektir.
30-Cebel-i Sevr Peygamberimizin Mekke`den medine`ye hicret ederken ilk sigindigi yer.Sevr dagi.Yaninda magara arkadasi Ebubekir`i Siddik bulunmaktaydi.
31-Cennetü`l Mualla:Mekke mezarligi.Hz.Peygamberin büyk dedelerinden Kusay, dedesi Abdülmuttalib, amcasi Ebu Talib, ilk hanimi Hz.Hatice`nin Hacun mezarligina defnedilmistir.
32-Cin Mescidi(Mescid-i Cin):cinlerin Hz.Muhammed(sas)`e iman ettikleri yeri simgeleyen mescid.
33-Cihar yar-i güzin:Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali.
34-Cihat: Hicretin 2.ci yilda cihada izin verilmisti.
35-İslâm da ilk vatandaşlık ,Medine Vesikasıyla Hıristiyan, Yahudi ve putperstlerle karşılıklı görüşme ve antlaşma sonucu, İslâm devleti vatandaşlığını kabul etmeleri üzerine imzalanmıştır.
36-İslâm’da ilk Nüfus Sayımı ,Hicretin 1 nci yılında Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in emirleriyle ilk Nüfus Sayımı yapıldı. Yapılan ilk Nüfus Sayımında Medine’de 10.000 kişinin yaşadığı, bunlardan 1.500′ünü Müslüman, 4.000′inin Yahudi ve 4.500′ünün müşrik Arap olduğu anlaşılmıştı.
37-Ömer (Radiyallahu Anh)ın Hicri 1, Miladi 622 yılında gördükleri sadık rüya ile beraber, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in tasdikiyle uygulanmaya konuldu.
38-Seriyye ,Bir sahabenin kumandası altında gönderilen birliklere seriyye denir.
39-İlk seriyye ,Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimizin Medineye hicretlerinden 9 ay sonra Ramazan ayında, Hz. Hamza (Radiyallahu Anh)ı muhacirlerden 30 kişilik bir süvari gurubun başında, Kureyş müş-riklerinden 300 kişilik bir birliğin muhafazasında Şamdan Mekkeye gitmekte olan ticaret kervanını gözetlemek için gönderildi
40-Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Elli altı seriyye göndermiştir.
41-Ganimet ,Savaşta düşmanlardan alınan mal demektir.
42-Ganîmetlerin taksimi ile ilgili âyet ,Enfâl suresi, 41. Âyet.
43-Gazve:Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in bizzat sevk ve idare ettiği savaşlara denir.
44-Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Yirmi yedi gazveye katılmıştır.
45-İçki, hicri 4, miladi 626 yılında yasaklandı. İçki üç safhada inen ayetlerle haram kılındı.
(-Bakara Sûresi :216,2-Nisa Sûresi :43,3-Mâide Sûresi :90-91)
46-Resulü Ekrem Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) İbranice ve Süryaniceyi öğrenmesi için Zeyd bin Sabit (Radiyallahu Anh)a emir buyurdu. İbraniceyi 15, Süryaniceyi 17 günde öğrendi. Okuma yazmayı da daha önce Bedir Savaşında esir düşenlerden öğrenmişti.
47-İfk Hadisesi ,Hz. Aişe (Radiyallahu anha) validemize münafıkların reisi Abdullah bin Übeyy tarafından yapılan iftira hadisesidir. Cenab-ı Allah (Celle Celaluhu) Nûr Suresi 11-20. ayeti celileleriyle Hz. Aişe (Radiyallahu anha) annemiz hakkında söylenenlerin iftira olduğu açıklandı.
48-Uhud Savaşının sebebi Müşrikler Bedirde aldıkları yenilginin intikamını almak istedikleri için.Müslümanlar 700, müşrikler ise 3.000 kişi idi.Hicri 3, Miladi 625 yılında oldu.
49-Uhud Savaşında peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) in şehid edilen Hz. Hamza (Radiyallahu Anh) Peygamberimizin amcası idi.
50-Uhud savaşında Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)e fırlatılan ok a elini siper yaparak çolak kalan sahabi Talha Bin Ubeydullah (Radiyallahu Anh)
51-Hendek Savaşının sebebiYahudiler Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) e yaptıkları suikast girişiminden sonra Medineden sürüldüler. Mekkeli müşriklerle anlaşarak onları savaşa teşvik ettiler. Müşrikler Ebu Süfyan komutasında 10.000 kişilik bir kuvvetle Hicri 5, miladi 24 Ocak 627 tarihinde Medineye hücum ettiler.
52-Hendek kazma fikrini,Selman-ı Farisi (Radiyallahu Anh) ın önerisiyle oybirliği ile alındı bu karar.Hendek savaşına adı verilen hendeklerin Uzunluğu: 5,5 km, derinliği: 5 m, eni:9 m. dir.?
53-Yağmur duası ilk Hicri 6, miladi 628 yılında kuraklıktan dolayı Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Yağmur Duası yaptı.
54-Mute Harbi Hicri 8, miladi 629 tarihinde Suriyede Bizansla ilk karşılaşma. Halid b. Velidin askeri dirayeti sayesinde 3.000 kişilik İslan ordusunun 100.000 kişilik Bizans ordusunun karşısında durması.Hâlid Bin Velide Allahın kılıcı ünvanını,
Mûte savaşında arka arkaya üç komutanın şehid olmasından sonra, ordu komutasını ele alıp müslümanları zafere götürdüğü zaman, peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) vermiştir.
55-Ummül Kura Mekkenin diğer şehirler arasında önemli bir yeri vardır. Kur an-ı Kerim de Mekke şehrine Ummül Kura (Şehirlerin anası) adı verilmiştir. (En am Suresi:92)
56-Huneyn Savaşı Hicri 8, Miladi 27 Ocak 630 yılında oldu.
57-Hicri 9, miladi 630 yılı Recep ayında vefat eden Habeşistan kralı Necaşi Ashame nin gıyabı cenaze namazını kılmıştır.
58-Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) in son katıldığı savaş Tebuk savaşı.
59-Tebuk seferi Hicri 9, Miladi 630 yılında.
60-Hac ne zaman farz İslâmın beş şartından olan Hac, hicri 9, miladi 631 yılında, Âl-i İmrân Sûresi: 96-97 ayeti kerimeleriyle farz kılındı.
-Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) in cemaata kıldırdığı son namaz hastalandığında Velmürselatti suresini okuyarak kıldırmış olduğu akşam namazıdır.
61-Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) vefatından önce hastalandığında Hz Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) sahabilere 17 vakit namaz kıldırmıştır.
62-Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) hangi sahabilerin Hz. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) ve Abdurrahman Bin Avf (Radiyallahu Anh)ın arkalarında namaz kılmıştır.
64-Peygamber anıldığında Salavat getirilir. Yani en kısa şekliyle Allahümme salli alà Muhammed denir.
65-Hulefa-i Raşidin Dört halife olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali dir. (Allah onlardan razı olsun)
66-Makam-ı Mahmud ;Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)e Allah tarafından, ahirette verileceği en yüce şefaat makamı.
67-Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in İncil ve Tevratta geçen isimleri :İncilde; Baraklit, Tevratta; Münhemenna.
67-Resulüllah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) den sonra halife Hz. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) seçildi.
68- Aşere-i Mübeşşere dünyada iken Cennetle müjdelenen 10 sahabedir.
1-Hz. Ebu Bekir (v.634)
2-Hz. Ömer (v.644)
3-Hz. Osman (v.656)
4-Hz. Ali (v.661)
5-Hz.Talha bin Ubeydullah (v.656)
6-Hz. Zübeyr bin Avvam, (v.656)
7-Hz. Abdurrahman bin Avf, (v.652)
8-Hz. Sad bin Ebi Vakkas, (v.674)
9-Hz. Sad bin Zeyd, (v.671)
-Kuranda ismi ile anılan tek sahabi Zeyd bin Harise (Radiyallahu Anh) (Ahzab Suresi:37)
69Kuran-ı Kerimde ismi geçen tek kadın Hz. Meryem.
70-Peygamber Efendimizin ilk hanımı Hz. Hatice validemizdir. Efendimizin altısı Hz. Hatice validemizden, birisi Mısırlı hanımı Meryem validemizden olmak üzere yedi çocuğu dünyaya gelmiştir. Erkek evlatları: Kasım, Abdullah ve ibrahimdir,Kız evlatları: Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatımadır.
71-Peygamberimizin iki kızıyla evlendiği için Zinnureyn lakabı verilen sahabe Hz Osmandır.
72-İlk vahiy 610 yılında, Nur dağındaki Hira mağarasında, Peygamber Efendimiz 40 yaşında Peygamberimize ilk inanan eşi Hz.Hatice oldu.
73-Peygamberimizin gençlik döneminde haksızlığa karşı birlik içinde olduğu grubun adı Hılful Fudul
74-Peygamberimizin süt kardeşi olan amcası Hz.Hamza.
75-İlk Müslüman lar ( kadınlardan) Peygamber Efendimizin eşi Hz. Hatice validemiz, çocuklardan Hz. Ali, kölelerden Hz. Zeyd b. Haris ve büyüklerden Hz. Ebu Bekir dir.
76-Mekke’den hicret ederek Medine’ye gelen Müslümanlara “Muhacir”; Medine’nin yerli halkı olan ve Mekke’den hicret edenlere her türlü yardımı yapan Müslüman’lara “Ensar” denir.
77-Peygamberimizin Medinelilerle birlikte gönderdiği ilk Kur’an öğretmeni Hz Mus’ap b Ümeyr.
78-Hz.Hatice ve Ebu Talib’in ölümü vefat ettiği sene hüzün yılı olarak kabul edilmiştir.
79- Peygamber Efendimiz 632 yılında Medine’ de 63 yaşında iken ruhunu teslim etti.
80-Peygamberimiz Medine’ye vardığında ilk olarak Ebu Eyyüb’el Ensari evinde misafir olarak kaldı.
81- Peygamber Efendimizi gören ve Müslüman olarak ölen kimselere sahabe denir.
82-Peygamber Efendimiz vefat ettiği yere defn edilmiştir (Suudi Arabistan- Medineyi Münevvere). Kabrinin bulunduğu yere ” Ravza-i Mutahhare” denilmektedir.
83-Peygamberimizin 632 yılında yüz binin üzerinde insana yaptığı konuşmanın adı Veda Hutbesidir.
84-Haram aylarda yapılan savaşlara Ficar savaşları denir.
85-Evi ilk vakıf olan sahâbî: ERKAM BİN EBİ’L ERKAM
86-Meleklerin yıkadığı sahâbî: HANZALA BİN EBÛ ÂMİR
87-Darağacında ilk namaz kılan sahâbî: HUBEYB BİN ADİY
88-İslâmda ilk öğretmen: MUS’AB BİN UMEYR
89-Şehîd olurken nasîhat eden sahâbî: SA’D BİN REBİ
90-Medîne’de en son vefât eden sahâbî: SEHL BİN SA’D
91-Bedir’de babasına karşı savaşan sahâbî: ABDULLAH BİN SÜHEYL
92-Medîne’de muhâcirlerden ilk doğan sahâbî: ABDULLAH BİN ZÜBEYR
93-Arıların koruduğu sahâbî: ÂSIM BİN SÂBİT
94-Hz. Ebû Bekir’e ilk bîât eden sahabî: BEŞİR BİN SA’D
95-Peygamber efendimizin müezzini: BİLÂL-İ HABEŞİ
96-Cebrâil aleyhisselâmın şekline girdiği sahâbî: DIHYE-İ KELBÎ
97-Peygamber efendimizin fedâisi: EBÛ DÜCÂNE
98-Mihmândâr-ı Resûlullah: EBÛ EYYÛB-EL ENSÂRÎ
99-En çok hadîs-i şerîf rivâyet eden sahâbî: EBÛ HÜREYRE
100-Tevbesi ile meşhûr sahâbî: EBU LÜBÂBE
101-Hane-i saadet Peygamberimizin hanimlarina ait bu odalar mescide bitisik oldugundan peygamberimiz itikaf zamaninda basini Mescid`den iceri uzatir, zevcelerinden biri de saclarini tarardi, yikardi.Her odanin hacmi dört bes arsin eninde ve boyunda idi, yüksekligi ancak bir adam boyu kadardi , kapilarina kilim, kece , battaniye gibi bir örtü gerilirdi.Cok defalar geceleri kandil bile yakilmazdi.Iste Hane-i saadet budur.Bu odalar uzun zaman durmustur.Emevi halifelerinden pek dindar bir zat olan Ömer Ibn-i Abdülaziz bunlari görünce,Halk su odlara baksa da Peygamberin ne kadar sade ve mütevazi bir hayat sürdügünü anlasa , demistir.
102-Hanzala:Hz.Hanzala Uhutta sehit olan ve meleklerin yikadigi sahabe.Kuba mescidinin imami Hanzala bin Ebi Hanzala, müezzini Sa`dül-Kuraz.
103-Haram Aylar:Recep,Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylari.
104-Hatice Peygamberimizin ilk hanimi ve Peygamberimize ilk inanan kadin. Peygamberimiz 25 yasindan 53 yasina kadar 28 sene Hz.Hatice vefat edene kadar tek esle yasamisti.Peygamberimiz Hz.Hatice ile evlendiginde ;Hatice tarafindan Varaka b .nevfel nikah aktinde vekil idi.Hz.peygamber tarafindan da, amcasi Ebu Talib akid isini idare ediyordu.Hz.Hatice;Kureys´in esed ogullari kolundan Huveylid b. esed´in kizidir.Hz.Hatice Peygamberimizle evlenmeden önce iki defa evlenmisti.
1.Tevm kabilesinden Ebu Hala`dir.Bundan hale, Tahire,Hind adli üc oglu oldu.
2-Mahzun kabilesinden Atik b.A`iz`dir.Ondanda Hind adli bir kizi oldu.Hz.Hatice`nin babasi Hüveylid, annesi Fatma, 65 yasinda iken vefat etti. Ebu Talib`in ölümünden 3 gün sonra vefat etti.
105-Hayber Savasi:Hayber savasi ile Sam ticaret yolunun güvenligi saglanmistir.
106-Haris Ibn-i Ebi Hale:Kanlari Harem-i Serife dökülen ilk Islam sehidi.
107-Hayber savasi:Yahudilerle yapilan en büyük savas, Hayber savasidir.Hicretin 7.ci yilinda yapilmistir.

SİYER BİLGİSİ

1-Sasanilerin son, İslamın ilk valisi Bazen
2-Mekkeye ilk yerleşenler Amelika Kabilesi
3-Arabül müstaribe Hz.İsmailin neslinden olanlar, yani Araplaşmış Araplar denilen Kuzey Arapları türemiştir.
4-Rifade:Mekkelilerden para toplayıp fakir hacılara yemek verme görevi.
5-Sikaye :Hacıların su ihtiyaçlarının karşılanması
6-Hicabe veya Sidane:Kabenin perdedarlığı, bakımı ve anahtarının muhafazasıdır.
7-Liva :Kureyşin bayrağını taşıma görevi
8-Eşnak : Diyetlerin ödenmesi ve zarar tesbit görevidir.Teymoğullarının elindedir.
9-Kubbe ve E’inne :Kubbe:Savaş zamanında bir çadırın kurulması ve Kureyşlilerin orduyu techiz için getirdikleri savaş malzemeleri ve paraları burada toplama görevidir.E’inne:Savaşta Kureyş ordusundaki süvari birliğine kumandanlık yapmaktır.Masumoğullarından Halid b.Velid’in uhdesinde idi.
10-Sifaret :Kureyşin yabancıların nezdinde temsil edilmesi
11-Eysar ve Ezlam :Bir işe başlamadan önce “ezlam” adı verilen oklarla bir çeşit kumar oynamak ve fala bakmak. Safvan b.Ümeyye yürütüyordu.
12-Meşura ve meşveret :Kim yürütüyordu?Kureyş kabile reislerinin bir işe karar vermeden önce bu işe bakan kimseyle istişare etmeleridir.Esed’den Yezid b.Zem’a bu görevi yürütüyordu.
13-Hukume veya emvalimuhaccere :Kim yürütüyordu?Putlara sunulmuş olan malların saklanmasıdır.Sehmollularından Haris b.Kays buna bakıyordu.
14-Car :Resmi koruma altındaki kimseye car denir.
15-Arap yarımadasının kanunu nedir?Örf ve adet
16-Mele:Kabile meclisi
17-Kabile nizamının esası “asabiyet”’dir.
18-Eyyamul arap :Arap kabileleri arasında meydana gelen savaşlara denir.
19-Araplar arasındaki meşhur savaşlar :Yevmu Buas, Yevmu Zü-kar, Yevmü Ficar
20-Nikah’ı mut’a :Süreli Nikah
21-Nikah’ı bedel :Eşleri karşılıklı değiştirme
22-Nikah-ı istibda :Bir erkekten çocuk sahibi olmak için eşi ona sunma
23-Nikah-ı makt :Büyük oğlun babasının ölümünden sonra üvey annesiyle evlenebilmesi
24-Nikah-ı Şıgar :Başlık ve mehir vermemek için kızların değiştirilmesi
25-Fezailul arab :Arapların güzel davranışları
26-Necm süresi okunurken Sözde Garanik hadisesi cerayan etmiştir.
27-Hz. Ömer Taha Suresini dinledikten sonra Müslüman oldu.
28-Hz. Ömer’e Taha suresini Habbab b Eret Okudu.
29-Allahı ve onun yaratıcı gücünü düşünerek ibadet etme ferdi arınmaya Tehannüs denir.
30-Ebu Talip ile Hz. Haticenin öldüğü yıla …Senetül Hüzün… denir.
31-Peygamberimiz Taif’ten gelince Mekke’ye Mutim bin Adiyy himayesinde girmiştir.
32- Hicret esnasında peygamberimize kılavuzluğu Abdullah bin Uraykıtyapmıştır. Hicret esnasında Peygamberimizin izlerini koyunlarla kaybettiren Amir bin Fuheyra dir.
33-Hicrette peygamberimize yaklaşınca atının ayakları kuma batıp iman eden Peygamberimizden emanname alan: SÜRAKA
34-Peygamberimizin hicret esnasında çadırına uğradığı kadın: Ümmü Mabed
35-Peygamberimizin bizzat katıldığı savaşlara Gazve denir.
36-Peygamberimizin bizzat katılmadığı, bir sahâbînin kumandası altında gönderdiği askerî birliklere seriyye adı verilir.
37-Bedir savaşında kuyuların yakınına yerleşme fikrini veren sahabe:
Hübbab bin Münzir
38-Bedir savaşında yakalanan ve peygamberimizin öldürülmelerine müsaade ettiği kişiler şunlardı: Ukbe b. Ebû Muayt ile Nadr b. Hâris’i
39-Uhud savaşında peygamberimizin miğferini ikiye bölen ve miğferin halkaları peygamberimizin yanağına batıran kişi:İbn Kamie,.
40-Uhud savaşında taşla peygamberimizin alt dudağını yaran ve dişlerini kıran: Utbe b. Ebû Vakkas
41-Yahudiler, Bedir Gazvesi’nden önce tarafsız kalmaya söz vermişken, Bedir zaferinden sonra Müslümanların başarısını kıskanmaya başlamışlardır. Kab bin eşref. üzüntüsünden “Yerin altı üstünden iyidir” demiştir.
42-Peygamberimizin uhud savaşında atının üzerinde yaraladığı ve daha sonra o yarayla ölen kişi: Übeyy bin Halef
43-Uhud savaşında peygamberimizin ölmediğini haykıran sahabi:Kab bin Malik…
44-Harp hiledir prensibiyle harekete geçen yahudi ve müşrik ittifakını bozan sahabe:Nuaym ibni Mes’ûd
45-Tebük seferine gitmek için binek bulamayan ve savaşa katılamadıkları için ağlayan yedi kişi için müslümanların kullandıkları tabir: Bekkain
46-Hz.Peygamberin eşlerinin isimleri:Hatice 2.Sevde 3.Aişe 4.Hafsa 5.Zeynep binti huzeyme, 6.Reyhane,7.Safiyye.8.Ümmü Seleme 9.Cüveyriye.10.Mariye 11.Zeynep binti cahş 12.Ümmü habibe 13.Meymune
47-Peygamberimiz hz. Hatice’ den sonra hz.Sevde. ile evlendi
48-Kaside-i bürde (banet suad) eseri Kab bin Züheyr adlı sahabiye aittir.
49-İçkiliyken akşam namazını kıldırırken kafirun suresini yanlış okuyan sahabe (içki yasaklanmadan önce) Abdurrahman bin Avf
50-Resûl-i Kibriyâ Efendimizin Hücre-i Saadetlerinde yıkama işiyle meşgul olmak için hz Ali yıkadı. Yıkarken yardım edenler ,Hz. Abbas, Fadl bin Abbas, Kusem bin Abbas, Üsâme bin Zeyd ve Peygamberimizin azadlısı Şükrân (Salih) bulunuyordu.
51-Ganimet mallarında başkumandan payına Safiyy denir.
52-Bir işe başlamadan önce fal okları atmaya Ezlam denir.
53 -Hılfıl fudul antlaşmasına zemin hazırlayan zulmü yapan As bin Vail. dir.
54 -Hz. Muhammed (s.a.s.)’in halaları : Âtike, Beyzâ, Ervâ, Berre, Safiye ve Ümeyme
55-Şakkı sadır : Hz. Peygamber’in göğsün yarılması hadisesi
56-Hz. Muhammed (s.a.s.), Ficâr Savaşlarından kısa süre sonra Hâşim, Muttalib, Esed, Zühre ve Teymoğullarının ittifakı ile kurulan Hilfü’l-Fudûl Antlaşması’na katılmıştır.
57-Fetretü’l-Vahiy : İlk vahyden sonra Cebrâil (a.s)’ın uzunca bir süre Peygamber efendimize görünmemiş olması.
58-Mus’ab b. Umeyr : Birinci Akabe Bîatı denilen bu olaydan sonra Hz. Peygamber Yesrib halkına Kur’an’ı öğretmesi ve henüz Müslüman olmayanları İslâm’a davet için Mus’ab b. Umeyr’i gönderdi. Mus’ab, Es’ad b. Zürâre’nin evinde misafir oldu.
59-Senetü’l-Vüfûd : Heyetler yılı. İslam dinini kabul etmek için Medineye heyetlerin yoğun bir şekilde geldiği Hicretin 9. Yılı (630-631).
60-Mübahele : Dinî bir konunun karşılıklı konuşmak suretiyle halledilmesi imkansız hale gelince, meseleyi çözümlemek için her iki tarafın haksız olanın Allah’ın lanetine uğraması için Allah’a dua ve niyazda bulunmalarıdır.
61-Müsle : Öldürülen bir kimsenin bir organının kesilmesi (Hz. Peygamber buna asla izin vermemiştir)
62-Mübadele : Esir alınan Düşman askerine karşılık Müslüman esirlerin serbest bırakılması.
63-Sa’d b Âiz : Kuba mescidinde ve Bilâl-i Habeşî’den sonra Mescid-i Nebevî’de müezzinlik yapan sahâbî.
64-Hz. Peygamber’in cenazesini Hz. Ali yıkadı. Hz. Abbas, onun oğulları Fazl ve Kusem ile Üsâme b. Zeyd, Hz. Ali’ye yardımcı oldular. Mezarı Kazanlar : Ebû Talha el-Ensârî (Zeyd b. Sehl). Kabrine indirenler : Hz. Ali, Fazl b. Abbas, Kusem b. Abbas ve Üsâme b. Zeyd’in indikleri rivayet edilir.
65-Muhacirlere yardım eden Medineli Müslümanlara da “Ensar” denir.
66-İslam tarihinde yapılan ilk mescid “Kuba Mescidi”dir.
67-İslamın ilk şehitleri Hz. Sümeyye ve eşi Hz.Yasir’dir.
68-İlk Cuma namazı ve ilk hutbe ,Medineye hicret ederken Rânûna Vadisi, Benî Sâlim mahallesinde ilk Cuma namazı kılındı ve ilk hutbe okundu.
69-Hicri Tarih ,Kamer yılı esas ve Resulüllah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in hicret tarihi başlangıç kabul edilerek, müslümanların kendilerine mahsus tarihidir.
70-Hicri takvimi Hz Ömer(Radiyallahu Anh) başlattı.Hicri yıl 354 gündür.
71-Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Medine de Asıl adı Halid bin Zeyd olan Ebu Eyyup el-Ensari (Radiyallahu Anh) ın evinde misafir oldu.
72-İslâmda ilk ganîmet ve esir Abdullah Bin Cahş serriyesi tarafından alındı.
73-Ganîmet beşte biri Allahâ ve Resulüne , beşte dördü ise mücahitler aitti. Fakat bu beşte biri de beşe ayrılıyor; Peygamberin akrabası, yetimler, kafirler ve aciz yolcularda hisse alıyorlardı.
74-Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in bizzat orduya komutan olarak ilk katıldığı savaşın, başka bir ifade ile ilk gazvenin adı Ebva (Veddan) Gazvesi.
75-Gazve ,Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in bizzat sevk ve idare ettiği savaşlara denir.
76-Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Yirmi yedi gazveye katılmıştır.
77-Ramazan orucu ,Ramazan orucu, oruç tutmaya gücü yeten her müslümanın üzerine farzdır. Bedir Gazvesinden bir ay evvel hicri 2, miladi 624 yılında, Bakara Sûresinin 183üncü ayet-i kerimesiyle farz kılındı.
78-Ramazan ve Kurban Bayramları ,Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz Medineye teşrif buyurdukları zaman, Medinelilerin iki bayramları olduğunu görmüştü. O günlerde oyunlar oynuyorlar, şenlik yapıyorlardı. Bunu müşahede eden Sevgili Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurdu: Allah Teala iki bayrama bedel daha hayırlılarını, Iyd-ı Fıtr (Ramazan Bayramı) ile Iyd-ı Edha (Kurban Bayramı) günlerini tahsis etmiş-tir Böylece Asr-ı Saadetten beri bütün İslâm aleminde bir yılda iki defa dini bayram kutlana gelmiştir.
79-Hicri takvimi Hz Ömer(Radiyallahu Anh) başlattı.
80-İslâm’da ilk Nüfus Sayımı ,Hicretin 1 nci yılında Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in emirleriyle ilk Nüfus Sayımı yapıldı. Yapılan ilk Nüfus Sayımında Medine’de 10.000 kişinin yaşadığı, bunlardan 1.500′ünü Müslüman, 4.000′inin Yahudi ve 4.500′ünün müşrik Arap olduğu anlaşılmıştı.
81-Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Elli altı seriyye göndermiştir.
82-Ganimet ,Savaşta düşmanlardan alınan mal demektir.
83-Ganîmetlerin taksimi ile ilgili âyet ,Enfâl suresi, 41. Âyet.
84-Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Yirmi yedi gazveye katılmıştır.
85-İslâm tarihinde ilk resmi hastahane ;Hicretten sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in izniyle Kuaybe bint Sad (Radiyallahu Anh) sorumluluğunda Mescid-i Nebevinin içinde kurduğu bir çadırda hasta ve yaralılara hizmet verilerek kurulmuştur.
86-İfk Hadisesi ,Hz. Aişe (Radiyallahu anha) validemize münafıkların reisi Abdullah bin Übeyy tarafından yapılan iftira hadisesidir. Cenab-ı Allah (Celle Celaluhu) Nûr Suresi 11-20. ayeti celileleriyle Hz. Aişe (Radiyallahu anha) annemiz hakkında söylenenlerin iftira olduğunu belirttiler.
87-Ummül Kura Mekkenin diğer şehirler arasında önemli bir yeri vardır. Kuran-ı Kerimde Mekke şehrine Ummül Kura (Şehirlerin anası) adı verilmiştir. (Enam Suresi:92)
88-Habeş hükümdarı Necaşinin vafatı üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) kendisine dua edip salih bir kardeşin öldüğünü söyleyerek gıyabında cenaze namazını kıldı.
89-Hac ne zaman farz İslâmın beş şartından olan Hac, hicri 9, miladi 631 yılında, Âl-i İmrân Sûresi: 96-97 ayeti keri-meleriyle farz kılındı.
90-Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) in cemaata kıldırdığı son namaz hastalandığında Velmürselatti suresini okuyarak kıldırmış olduğu akşam namazıdır.
91-Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) vefatından önce hastalandığında Hz Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) sahabilere 17 vakit namaz kıldırmıştır.
92- Muhammed (s.a.s.) ismi Kur’ân-ı Kerîm’de Muhammed (s.a.s.) ismi Kur’ân-ı Kerîm’de 4 yerde (Âl-i İmrân Sûresi 144, Ahzâb Sûresi 40, Muhammed Sûresi 2 ve Fetih Sûresi 19);
93-Ahmed ismi Ahmed ismi ise 1 yerde (Saf Sûresi, 6) geçmektedir.
94-Mekke’de ilk kez halkın içersinde “La ilahe İllallah” diyen sahabe Ebu Zer Gifari (r.a.)
95- Dıhyetül Kelbi (r.a.) (Dıhye İbni Halife) Ashabın en güzel simalarından biri idi. Bazı zaman Cebrail (a.s.) Resulü Ekrem (s.a.v.)’in huzuruna onun suretinde gelirdi.
96-Hz. Bilal’i özgürlüğüne Hz. Ebu Bekir (r.a.) kavuşturdu?
97- Kus Bin Saide Hz. Muhammed (s.a.v.)’e peygamberlik gelmeden önce, Ukaz panayırında içlerinde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ve Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ın de bulunduğu bir topluluk içinde yakında bir peygamber geleceğini bildiren şahıs
98- Camiu’l-Kur’an unvanı ile anılan halife Hz. Ebu Bekir
99-Savaş ganimetleri anlamına gelen sure Enfal
100- Hz. ömer kaç yaşında 33 yaşında müslüman oldu.
101-Zeyd bin Harise nerede şehid oldu?-zeyd bin harise komutanlığını yaptığı Mute savaşında şehid oldu.
102-Zeyd bin Sabit ,Medine de 665 yılında vefat etti.
103-Hz.Hamza`yi kabre,Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Ali ve Zübeyr b. Avvam indirdiler
104-Bizanslılarla ilk mücadele: MuteSavaşı
105-Peygamberimizin en son katıldığı katıldığı savaş:Tebük Savaşı
106-Hendek savaşının adı Ahzab denmiştir.
görüşlerinin kabul edilerek karara bağlandığı konsül:
107-En son vefat eden sahabe kimdir?Tufeyl Amr bin Vâsile (r.a) (ö:722)
108- Fıkhul ekber kimin eseridir?İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin
109-Peygamberimizi ilk vahiyden sonra belli bir sure vahiy gelmemesine Fetreti Vahy denir.
110-Bedir savaşında kuyuların yakınına yerleşme fikrini veren sahabe:Hübbab bin Münzir
111-Bedir savaşında yakalanan ve peygamberimizin öldürülmelerine müsaade ettiği kişiler şunlardı: Ukbe b. Ebû Muayt ile Nadr b. Hâris’i
112-Uhud savaşında peygamberimizin miğferini ikiye bölen ve miğferin halkaları peygamberimizin yanağına batıran kişi İbn Kamie.
113-Uhud savaşında taşla peygamberimizin alt dudağını yaran ve dişlerini kıran: Utbe b. Ebû Vakkas
114-Uhud savaşında peygamberimizin ölmediğini haykıran sahabi: Kab bin Malik…
115-Mekke fethinde Peygamberimiz Kabenin anahtarını Osman bin Talha’ya verdi.
117-Peygamberimiz hz. Hatice’ den sonra Hz.Sevde. ile evlendi
118-Hz. Aişe peygamberimizden 2260. hadis rivayet etmiştir.
119-Kaside-i bürde (banet suad) eseri Kab bin Züheyr adlı sahabiye aittir.
120-Ganimet mallarında başkumandan payına Safiyy denir.
121-Bir işe başlamadan önce fal okları atmaya Ezlam denir.
122-Putu veya puta tapıcılığı Mekke’ye Amr b. Luhay getirmiştir.
123-Mesâlibü’l-Arab : “Arapların ayıpları” Câhiliye dönemindeki çirkin davranışları olan Araplara denilir.
Fezâilü’l-Arab : “Arapların faziletleri” Câhiliye döneminde güzel davranışları olan Araplara denilir.
124-Eyyâmü’l-Arab : Arap kabileleri arasında meydana gelen savaşlar
125-Yevmü Buâs, Yevmü Zû-Kâr ve Yevmü Ficâr : Savaşın geçtiği yere, sebebe veya sonuca göre bu savaşların her birine verilen isim.
126-Yevmü Zû-Kâr : Hz. Peygamber kırk yaşında iken Araplarla İranlılar arasında geçen savaş.
Yevmü Buâs : Evs ile Hazrec arasında geçen savaş.
127-Yevmü Ficâr : Kureyş ve Kinâne ile Kays-Aylan arasında geçen savaş.
128-Mevâlî : Azat edilen köle (tekili: mevlâ) sahibi tarafından azat edilirse, azat edenin mevlâsı (azatlısı) olur.
129-Muâhât : Kardeşleştirme. İslam kadeşliği
130-Mübareze : Teke tek vuruşma. Arap geleneğine göre savaş mübareze (teke tek vuruşma) şeklinde başlar.
131-Fey : Gayr-i müslimlerden silah kullanmadan ele geçirilen ve İslâm devletinin gelir kaynakları arasında yer alan taksim esasları.
132-Sâatü’l-Usre :Tebük seferine çıkılan zamana Kur’an dilinde güçlük zamanı olarak geçmektedir.
133-Gazvetü’l-Usre :Tebük seferi Kur’an dilinde güçlük Gazvesi olarak geçmektedir .
134-Ceyşü’l-Usre : Tebük seferine çıkan ordu Kur’an dilinde güçlük ordusu olarak geçmektedir.
135-Bekkâîn : Çok ağlayanlar. Fakirlikleri dolayısıyla savaşa katılamayıpta ağlayn ve haklarında Âyet inen yedi sahabeye verilen isim.
136-Senetü’l-Vüfûd : Heyetler yılı. İslam dinini kabul etmek için Medineye heyetlerin yoğun bir şekilde geldiği Hicretin 9. Yılı (630-631).
137-Mübahele : Karşılıklı lanetleşme.
Üstüvânetü’l-Vüfûd : Heyetler Sütunu
138-Müsle : Öldürülen bir kimsenin bir organının kesilmesi (Hz. Peygamber buna asla izin vermemiştir)
139-Mübadele : Esir alınan Düşman askerine karşılık Müslüman esirlerin serbest bırakılması.
140-Humusu’l-humus : (Beşte birin beşte biri) yani yüzde dört oranındadır..
141-Abdullah b. Amr b. As:Hz.Peygamberden duydugu hadisleri onun huzurunda yazmasına izin verilen sahabe.
142-Abdullah b.Amr b.Haram:Uhut savaşında ilk sehit düşen sahabi.
43-Abdullah b. Cübeyr:Uhut savaşında Ayneyn tepesindeki okçularin kumandanlığını yapan sahabi.
144-Etiyopya:Dogu Afrika`da ülke.Eski adi Habesistan.
145-Faratlit:Incil`de Hz.Isa`nin kendisinden sonra gelecegini müjdeledi kimseye verilen ad.
146-Hassan b.Sabit(ö.60/680):Hz.Peygamberin sairi olarak taninan sahabi.
147-Hendek gazvesi:Müslümanlarla Mekkeli müsrikler ve müttefikleri arasinda yapilan savas(5/627)
148-Hicret:Peygamberimizin Mekke`den Medine`ye göcü. Hicret, 12 Rebiulevvel/23 Eylül 622`de olmustur.Bu tarih Peygamberimizin 53`üncü dogum yil dönümüdür.
149-Huzeyme b. Sabit(ö.37/657):Züssehateyn (sehadeti iki sahit yerine gecen) diye taninan sahabi.
150-Ibn Ishak(ö.151/768):Siyer, megazi müellifi, muhaddis.
151-Ibn Mülcem(Abdurrahman b. Amr b.Mülcem ö.40/661):Hz.Ali`nin katili.
152-Ka`b b.Esref(ö.3/624):Islam`a düsmanligi ile taninan yahudi sairi
153-Ka`b b.Malik(ö.50/670):Hz.Peygamberin meshur üc sairinden biri.
154-Kasidetü`l-Bürde:Ka`b b.Züheyr`in(ö.24/645):Hz.Peygamber`e sundugu ünlü kasidesi.
155-Peygamberimizin süt anneleri:Annesi Amine Hatun( 3 gün emzirdi),Süveybe Hatun(7 gün emzirdi),Halime Hatun(4 yil emzirdi.).
Kaynak:
1- Hz.Muhammed ve Evrensel Mesajı (DİB)
2-Hatemül Enbiya(DİB)
3-Siyer-i Nebi,Osman Keskioğlu
4-DİB İslam Ansiklopedileri

iman Esasları (Amentü)

1-Allâh’a iman, Allâh’ın varlığına, birliğine, ezeli ve ebedi olduğuna, yani varlığının bir başlangıcı ve sonunun bulunmadığına, eşinin, benzerinin, ortağının, çocuğunun olmadığına; varlığı kendinden olup varlığı için bir başka şeye muhtaç olmadığına, yaratılmış olan şeylerden hiç birine benzemediğine, dolayısıyla düşündüklerimizden ve hayalimize gelen şeylerin hepsinden başka olduğuna; her şeyi bildiğine, her şeyi gördüğüne, her şeyi işittiğine, duyduğuna, her şeye gücünün yettiğine, her şeyi yaratan olduğuna.. kısacası, her türlü eksiklikten uzak olduğuna yürekten, tereddütsüz bir şekilde inanmaktır. Ergenlik çağına ulaşmış her akıl sahibinin, Allâh’a bu şekilde inanması farzdır.
Kur’an’da Yüce Allâh, kendisiyle ilgili olarak bazen biz ifadelerini kullanmaktadır. Neden?
Kur’an-ı Kerim’de Allâh Teâlâ bazen, kendisiyle ilgili olarak “biz” ifadesini kullanması, O’nun azamet ve şanının yüceliğine işaret eder. Hemen bütün dillerde saygı ve yücelik ifadesi olarak bu tür ifade biçimine başvurulmaktadır.
Kur’an’da, Yüce Allâh’ın zat ve sıfatlarından bahseden ayetlerde genellikle tekil zamir, fiillerinden bahsedilirken ise bazen tekil, bazen de çoğul zamir kullanılmıştır. Nitekim, “Sizi Biz yarattık” (Vâkıa, 56/57), “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık” (Kâf, 50/6), “Andolsun, insanı Biz yarattık” (Kâf 50/16), “Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yarattı. Gökten de yağmur indirip, orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik” (Lokman 31/10), “Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alamet yaptık” (İsrâ 17/12) gibi, fiilleriyle ilgili âyetlerde, hem tekil, hem de çoğul zamir kullanılmıştır. Kendi zâtı ve uluhiyeti ile ilgili şu ayetlerde ise, tekil zamir kullanılmıştır: “Şüphe yok ki Ben, rabbinim senin.” (Tâ-hâ 20/12), “Şüphe yok ki Ben, Allah’ım, Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O halde bana ibadet et.” (Tâ-hâ 20/14), “O, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’tır.” (Haşr 59/22).
2-Meleklere İman:İslâm inanç sisteminde melekler, yemeyen, içmeyen, erkeklik ve dişiliği olmayan, uyumayan, günah işlemeyen, Allah’ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren ve gözle görülmeyen latif, nuranî varlıklardır.
Meleklerin varlığını gönülden kabul etmek, imanın temel şartlarından biridir. Kur’an’da meleklere imanın farz olduğunu bildiren birçok ayet vardır: “Peygamber, rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler.” (Bakara 2/285), “… asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin … iyiliğidir.” (Bakara 2/177).
Buna göre meleklere inanmayan kişi, dinden çıkmış olur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisa 4/136) buyurulmakta, meleklere düşman olanların, Allah’ın düşmanı olduğu bildirilmektedir (Bakara 2/98).
Gayb bilgisi yalnız Allah’a mahsus olduğundan, melekler gaybı bilemezler. Ancak Allah onlara bildirebilir. Kur’an’da Allah’ın Hz. Adem’e varlıkların isimlerini öğrettiği, sonra da bunları meleklere göstererek isimlerini söylemelerini istediği, meleklerin de, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur…” dedikleri bildirilmektedir (Bakara, 2/31-32).
Meleklerin temel görevleri, Allah’a kulluk etmek; O’nun emirlerini yerine getirmektir. Melekler görevleri açısından bir kaç gruba ayrılır. Melekler yüklendikleri görevler itibariyle farklı isimlerle anılmışlardır. Bunlardan dördü, büyük melek olarak bilinmektedir: Cebrâîl, Mikâîl, İsrâfîl ve Azrail. Bilinen diğer melekler de şunlardır: Münker-Nekir (Ölümden sonra, kabirde sorguyla görevli melekler), Kirâmen Kâtibin/Hafaza (İnsanların amellerini yazmakla görevli melekler), Hamele-i Arş (Arşı taşıyan melekler), Hazin (Cennet ve cehennemde bekçilikle görevli melekler), Zebânî, Mâlik (Cehennemde görevli melekler), Rıdvân (Cennette görevli melekler), Mukarrabûn ve İlliyyûn (Allah’a çok yakın ve onun katında üstün mevkie sahip melekler).
Dört büyük melekler ve görevleri :
Cebrâîl
Dört büyük melekten birinin ismi olup, peygamberlere vahiy getirmekle görevlidir. Kur’an’da bu meleğin ismi Cibrîl, Rûhu’l-Kudüs, Ruhu’l-Emîn, Ruh ve Resul şeklinde geçmektedir. Bütün peygamberlere vahyi getiren Cebrâil’dir. Kur’an’a göre o, karşı konulmayacak bir güce, üstün ve kesin bilgilere sahip, Allah nezdinde çok itibarı olan ve diğer meleklerin kendisine itaat ettiği şerefli bir elçidir. Yenilmez bir kuvvet ve Allah nezdinde büyük bir makam sahibi olduğu ifâde edilmiştir: “O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve arşın sahibi (Allah’ın) katında itibarlı bir elçinin (Cebrâil’in) getirdiği sözdür.” (Tekvir, 81/19-20)
Mikail
İsrafil (A.S.)
Allah’ın emri ile kıyamet kopacağı zaman sûra üflemekle görevlendirilen İsrafil, dört büyük melekten biridir. Bir hadiste İsrâfil, sahib-i karn (sûr’un sahibi, borunun sahibi) olarak isimlendirilmiştir (Tirmizî, Kıyamet, 8). İsrafil sûr’u iki defa üfleyecektir. Birinci defa üfürdüğünde göklerde ve yerde bulunan her şey yok olacaktır: “Sûr’a üfürüleceği ve Allah’ın dilediği kimselerden başka, göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler.” (Neml 27/87); “Sûr’a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur” (Hakka, 69/13-15). İkinci defa üfürdüğünde, bütün insanlar tekrar dirilecek ve mahşer yerinde toplanmak üzere sevk edileceklerdir: “Sûr’a üfürülür. Bir de bakarsın kabirlerden çıkmış Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.” (Yasin, 36/51).
Azrail (A.S.)
Dört büyük melekten birinin ismi olup, insanların canını olmakla görevlidir. Bu melek Kur’an ve sahih hadislerde, Azrâîl ismiyle değil, melekü’l-mevt (ölüm meleği) şeklinde geçmektedir. “De ki: Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” (Secde 32/11) Her insanın canını almakla görevli bir ölüm meleği vardır. Azrâîl bu meleklerin başıdır: “Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde kusur etmezler.” (En’am, 6/61, A’raf, 7/37).
Melekler nasıl varlıklardır?
Nurdan yaratılan ve insandan tamamen farklı olan melekler Allah’a isyân etmezler. Hangi iş için yaratılmış iseler o işi yaparlar. Daimâ Allah’a ibadet ve itaat ederler. Kur’ân’da bu hususa şöyle işaret edilmiştir. “Üzerlerinde hakim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.” (Nahl, 16/50), “Şüphesiz Rabbin katındaki (Melek)ler O’na ibadet etmekten büyüklenmezler. O’nu tesbih ederler, yalnız O’na secde ederler” (A’raf, 7/206),
Melekler bir anda Allah’ın emrettiği bir mekândan diğer bir mekâna intikal edecek, hatta yerleri ve gökleri dolaşacak bir kabiliyette yaratılmışlardır. Kur’ân-ı Kerim’de meleklerin kanatlı varlıklar olduğu ifade edilmemtedir: “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini arttırır..”(Fâtır,35/1) Melekler son derece kuvvetli ve süratli varlıklardır. İnsanların yapamadıklarını kolayca yaparlar, ulaşamadıkları yerlere çabucak ulaşırlar.
Melekler, Allah’ın emirleriyle farklı şekillere girebilirler. Örneğin Cebrâil, Hz. Peygamber’e gelirken bazen Dıhye adındaki sahabi gibi görünmüş, bazen da kimsenin tanıyamadığı bir yabancı gibi gelmiştir (Müslim; Îmân; 1). Hz. İbrahim ve Hz.Meryem’e gönderilen meleklerin de birer insan şeklinde göründükleri yine Kur’ân’da haber verilmektedir (Meryem 19/16-17; Hûd 11/69-70).
Meleklerin gözle görülmeyişleri onların yok olduklarından değil, gözlerimizin o kabiliyette yaratılmamış olmasındandır. Melekleri gözlerimizle müşahade edemeyişimiz onları inkâr etmemizi gerektirmez. Zira gözümüzle görmediğimiz halde varlığını kabul ettiğimiz çok şey vardır. Akıl, ruh, zekâ gibi varlıklar; sevinç ve üzüntü gibi haller bunlardandır. O halde meleklerin varlığına da ruhumuz ve aklımız gibi inanmak zorundayız.
3-Kitaplara iman :Allâh, insanlara doğru yolu göstermek, onları dünya ve ahirette mutlu kılacak ilkeleri bildirmek, akıllarıyla cevaplarını bulmaları imkansız bazı konularda onları aydınlatmak üzere Peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerden bazılarına insanlara tebliğ edilmek üzere yol gösterici kitaplar indirilmiştir. Allâh Teâlânın Kitap göndermesi, sahifeler halinde başlamıştır. İlk sahifeler, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’e gönderilmiştir. Sayıları henüz son derece sınırlı olan, hayatları ve ilişkileri henüz kompleks hale gelmemiş o zamanın toplumlarının ihtiyacının görülmesinde bu sahifeler yeterli olmaktaydı.
Peygamberlerin getirdiği esaslarla ve bu esasların ışığında insan aklının faaliyetleriyle uygarlık ilerledikçe, insanların hayat ve ilişkileri daha kompleks hale geldikçe Allâh Teâlâ da daha kapsamlı sahifeler ve kitaplar göndermiştir. İlahi kitaplar son kitap Kur’an-ı Kerim’le zirveye ulaşmış ve Kur’an-ı Kerim ilahi korumaya alınmıştır. Artık bundan sonra ilahi kitap gelmeyecek ve Kur’an-ı Kerim Kıyamete kadar insanlığın rehberi olacaktır. Tevrat Hz. Musa’ya, Zebur Hz. Davut’a, İncil ise Hz. İsa’ya indirilen büyük kitaplardır.
Müslüman, Allâh tarafından Peygamberlere indirilen kitapların hepsine inanır. Ancak bu kitaplardan, Allâh’ın indirdiği gibi hiç bir harfi bile değişmeden günümüze kadar ulaşan yegane ilahi kitap, sadece Kur’an-ı Kerim’dir. Diğerleri ise ya tamamen kaybolmuş veya insanlar tarafından değiştirilmiş; böylece asli şekillerini kaybetmişlerdir. Bu yüzden bugün Kur’an-ı Kerim’in dışında elde mevcut bulunan diğer ilahi kitaplarda yer alan sözlerden hangilerinin Allâh’a ait olduğu, hangilerinin ise insanlar tarafından bu kitaplara sokulduğunu ayırt etmek mümkün değildir.
Esasen Kur’an-ı Kerim indirildikten sonra diğer ilahi kitaplara ihtiyaç kalmamıştır. Zira Kur’an-ı Kerim, diğer kitapların da ihtiva ettiği Allâh’ın birliğine Peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, ahiret gününe iman; canın, malın, neslin, aklın ve dinin korunması gibi hak dinin temel esaslarını yeniden ve en mükemmel bir şekilde ortaya koymuş, daha önceki kitaplarda da yer alan gerçekleri tasdik etmiş, tahrif edilen hususların doğrusunu açıklamıştır.
Kur’anda kaç ayet vardır?
Kur’ân-ı Kerim’in mânâ, işaret veya hüküm ifade eden, kısa veya uzun cümlelerinden her birine “âyet” denir. Âyetlerin sayısında aşağıda açıklanan bazı sebepler dolayısıyla İslâm bilginleri arasında görüş ayrılığı vardır:
a) İslam bilginlerinin çoğunluğuna göre surelerin başında yer alan Besmele, Kur’an-ı Kerim’den bir âyettir. Ancak, bunlardan her birinin, başında bulunduğu sûreden bir parça ve sûrenin ilk âyeti olup olmadığı konusunda farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Şafiî âlimler, söz konusu “Besmele”leri, başında bulundukları sûrenin bir parçası saydıkları halde Hanefî bilginler, bu Besmelelerin, başında bulundukları sûrenin bir parçası olmayıp, her birinin o sûreden ayrı müstakil bir âyet olduğunu, sûrelerin arasını ayırmak ve teberrûk olunmak (bereket ve feyzinden yararlanılmak) için indirildiğini söylemişlerdir.
b) Bazı sûrelerin başında, “Yâ-sîn, Hâ-Mîm, Elif-Lâm-Mîm-Râ, Tâ-Hâ…” gibi “huruf-u mukattaa” denilen harfler, bir kısım bilginlerce, müstakil birer âyet kabul edilmiş, diğer bir kısım bilginler ise bu gibi harfleri, başında bulunduğu sûrenin ilk âyetinin bir parçası saymışlardır.
c) Bazı uzunca cümleler, bir kısım bilginlerce iki veya üç âyet sayılmışken, diğer bazı bilginlerce tek âyet itibar edilmiştir.
Netice olarak ayet sayısının, kıraat imamlarından Nâfî 6217; Şeybe 6214; Mısırlı bilginler 6226; bir rivayete göre İbn-i Abbas 6616 olduğunu söylemişlerse de, Kufelilerin görüşü olan 6236 sayısı kabul görmüş ve yeryüzünde basılı bütün Mushaflarda ayetler bu sayıya göre numaralandırılmıştır. Halk arasında bilinen 6666 sayısının herhangi bir dayanağı olmayıp, muhtemelen çocuklara kolay öğretmek amacıyla yuvarlak olarak söylenmiş bir rakamdır. Bu ihtilaflar ayetlerin numaralandırılmasıyla ilgili olup, Kur’an’ın metni ve muhtevası ile ilgisi yoktur.
4-Peygamberlere iman :Yüce Allâh, insanlara kendi içlerinden seçtiği son derece yetkin insanlar aracılığıyla dinini bildirmiştir. Bu kimselere “peygamber” denir ki Allâh ile kulları arasında bir elçi demektir.
Peygamberlik, Allâh’ın insanlardan dilediğine verdiği bir görevdir. Çalışmakla elde edilmez. İlk Peygamber, Hz. Adem son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) dır. Bu ikisinin arasında, her millete kendi diliyle konuşan peygamberler gönderilmiştir. Sayılarını Allâh’tan başka kimse bilmez. Bunlardan bir kısmının adı Kur’an’da geçmektedir.
Peygamberler de insandır. Bu bakımdan yeme, içme, uyuma, dinlenme, evlenme, hastalanma gibi beşeri hususlarda diğer insanlarla aralarında bir fark yoktur. Bunlar peygamberler için bir eksiklik değildir. Ancak hepsinde mutlaka bulunması gereken ortak nitelikler şunlardır. Sıdk (doğruluk), emanet (güvenilir olma), fetanet (çok zeki ve akıllı olmak), tebliğ (bildirmekle yükümlü bulundukları hükümleri insanlara anlatmak), ismet (günahsız olmak). Peygamberlerin, peygamberliğini insanlara ispatlamak için Allâh kendilerine mucizeler vermiştir. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’e de böyle pek çok mucize verilmiştir. Fakat O’nun en büyük ve sürekli mucizesi, hiç şüphesiz ki Kur’an’dır.
5-Ahirete iman :Allâh’tan başka hiç bir varlık ezeli ve ebedî değildir. Hepsi de Allâh’ın yaratmasıyla sonradan meydana gelmiştir. Sonradan yaratılan şeylerin bir de sonu vardır. Dünyanın da sonunun gelip düzeninin alt üst olmasından yani Kıyametin kopmasından sonra Allâh’ın emriyle bütün canlılar tekrar diriltilecektir. Buna öldükten sonra tekrar dirilme denir. İnsanlar dünyada yaptıkları şeylerden sorguya çekilecek, haklı haksız ayırt edilecek, kimin kimde hakkı varsa alınacak, herkes dünyada yaptığı iyilik ve kötülüğün karşılığını mutlaka görecektir. İşte bütün bunlara inanmak iman esaslarındandır.
Ahirete inanmayan kişi, Kurân ayetlerini de inkar etmiş olacağından dinden çıkmış olur:
“….Ey iman edenler! Allah’a,peygamberine,peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı,meleklerini,kitaplarını ,peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisa:4/136) ayeti bunu açıkça belirtmektedir.
Ruh göçü (Reenkarnasyon) ve İslam’daki yeri nedir?
Tenasuh, reenkarnasyon, hulûl kavramlarıyla da ifade edilen ruh göçü, ruhların beden değiştirerek dünyaya tekrar tekrar gelmelerine inanmaktır. Ruh göçü inancı, Hindistan ve Çin’in büyük bir bölümü başta olmak üzere dünyanın bazı bölgelerinde varlığını sürdürmektedir. Bu inanca sahip olanlara göre, ruhun bir defa dünyaya gelmesiyle evreni tanıması mümkün değildir. Bunun için bir beden ölünce ruhu, başka bir bedene geçer. Bu yeni bedende ruh öncekine oranla daha da olgunlaşır. Söz konusu intikal her ömrün sonunda başka bedende ve varlıkta gerçekleşebilir. Nitekim su, bulut ve gök gürültüsüne dönüşüyor. Yumurta kuş biçimine geliyor. Palamut, meşe ağacı oluyor. Odun ateş ve kül halini alıyor.
Tenasüh inancı İslâm’la bağdaşmaz. İslam inancına göre ruh, ezelî olmayıp sonradan yaratılmıştır. O, bedenin tamamlayıcısıdır. Ölümle bedenden ayrılan ruh, tekrar başka bedenlerle dünyaya gelmeyecek, ahirette beden yeniden yaratılınca ruh tekrar ona iade edilecektir. Dolayısıyle dünyadaki ameline göre mükafat veya cezaya muhatap olacaktır. Kur’ân’da ruh göçünün olmadığı kesin olarak ifade edilmektedir: “Nihayet onlardan birine ölüm gelince: ‘Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım’ der. Hayır! bu sadece onun söylediği boş bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.” (Mü’minûn 23/99-100).
Kabir hayatı :Ölümle başlayıp yeniden dirilmeye kadar devam edecek hayata kabir hayatı denir. Kabir hayatı, “Berzah” diye de adlandırılır. Hz.Peygamber, “Kabir, ahiret duraklarının ilkidir. Bir kimse o duraktan kurtulursa, sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulmazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır.” (Tirmizi, Zühd 5;İbn Mâce, Zühd 32) buyurarak ahiret hayatının ölümle başladığını bildirmiştir.
İnsan öldükten sonra kabre konulunca Münker ve Nekir adında iki melek kendisine gelerek “Rabb’in kimdir?”, “Peygamberin kimdir?” “Dinin nedir?” diye soracak, iman ve güzel amel sahipleri bu sorulara doğru cevaplar verecekler ve kendilerine cennet kapıları açılarak gösterilecektir. Kafir ve münafıklar ise bu sorulara doğru cevap veremeyecek, onlara da cehennem kapıları açılarak cehennem gösterilecektir. Kafirler ve münafıklar kabirde acı ve sıkıntı içinde azap görürlerken müminler nimetler içerisinde mutlu ve sıkıntısız bir hayat süreceklerdir (bk. Tirmizî, Cenaiz, 70). Kabir azabı ve nimeti ile ilgili olarak Kur’an’da ve sahih hadislerde çeşitli bilgiler bulunmaktadır.
6-Kader ve kazaya İman:Sözlükte ölçmek, tahmin etmek ölçüp takdir ederek tayin etmek; güç yetirmek ve kudret anlamlarına gelen kader, dinî bir terim olarak, Allah’ın ebede kadar olacak şeyleri, bunların zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, nasıl ve ne zamanda olacaklarsa onların tamamını ezelde bilip bu bilgi doğrultusunda takdir etmesine denir. Bu durumda kader Allah’ın ilim sıfatını ilgilendirmektedir. O halde kader, Allah’ın ilmi doğrultusunda, kainatı ve ondaki her şeyi belli bir düzen ve ölçüye göre idare eden ilâhî bir kanundur. Bu konuda Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır: “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.” (Kamer 54/49); “Allah her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O’nun katında bir ölçüyledir.” (Ra’d,13/8); “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçü ile indiririz.” (Hicr 15/21); “… O her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.” (Furkân,25/2). “Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (Hadîd 57/22).
Kazâ ise, Cenab-ı Hakk’ın ezelde irade etmiş olduğu ve takdir buyurduğu şeylerin, zamanı gelince her birisini ezelî ilim, irade ve takdirine uygun bir biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır. Bu takdirde kaza, Allah’ın tekvin sıfatını ilgilendiren bir konu olmaktadır. Bu tanım, İmam Mâtüridî ve taraftarlarına göredir. Eş’arîler ise kazayı daha farklı bir şekilde tarif etmişlerdir: Kaza; hüküm mânâsınadır. Allah’ın eşyayı sonradan nasıl olacaksa ezelde öylece irade etmesidir. Kader ise, Allah’ın her şeyi vakti gelince, ezelî ilmine uygun olarak, irade ettiği şekilde yaratmasıdır.

İNANÇLA İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR
İnançla ilgili temel kavramlar:
A- İman; Arapça lügatte mutlak olarak “tasdik etmek”anlamındadır. Çünkü tasdik eden, tasdik ettiğini yalanlamaktan emin kılmış veya kendisi yalandan emin olmuş olur.Istılahi anlamıyla İslam, Allah’ın emirlerine tam teslimiyet ve itaattir.
B-Küfür; Lügatte “bir şeyi örtmek” demektir. Bu sebepledir ki, tohumu toprağa eken ve böylece onu örtüp gizleyen çiftçilere “küffar” denilmiştir. Kılıcı örttüğü için kınına, karanlığı ile herşeyi örttüğünden geceye “kafir” denilmiştir. Hurma çiçeği kapçığına “kafur”, kalça etine “kafire”, tevbe ve ibadet özelliği taşıyan bazı cezalar da, günahları örttüğü için “keffaret” diye isimlendirilmiştir.
Küfür kavramı, Yüce Allah’ın nimetlerini insanlara bahsetmesi insanların bu nimetlere karşı tutumu hususunda kullanıldığında kelime “ele geçen menfaatleri örtmek” yani “bilmemezlikten gelmek ve bu suretle “nankör olmak” anlamına gelmektedir. Demek ki küfür kavramının anlam çekirdeğinde “nankörlük” öğesi bulunmaktadır.
C-ŞİRK; Allah’ın ortağı kabul etmek ve yaptığı ibadetine başkalarını da ortak yapmak demektir.
D-NİFAK; lügatte; tükenmek, azalmak; ruhu çıkmak, ölmek, eşyaya rağbetin çok olması ve alışverişin artması, yaranın kabuk bağlaması gibi çeşitli anlamlara gelir.
EHL-İ SÜNNET VE’L – CEMÂAT : Ehl-i Sünnet: “Rasülüllah (s.a.v) efendimizin sünneti ile ashâb cemaatinin akaid sahasında takip ettikleri yolunu benimseyenler” diye tarif etmek mümkündür.Ehl-i Sünnet Selefiyye, Eş’ariye ve Mâturidiye gruplarından meydana gelmiştir.
SELEFİYYE: Ehl-i Sünnet-i Hâssa da denen Selefiyye “sahabe ve tabiun mezhebinde bulunan fukaha ve mühaddisunun yolu” tarif olunmaktadır.
Matüridî ile Eş’ari arasındaki başlıca fikir ayrılıkları şunlardır:
1.Cüz’i irade:Eş’arilere göre cüz’i iradeyi Allah yaratır. Matüridîlere göre ise cüz’i iradeyi Allah yaratmaz
2.Hüsün ve kubuh:Eş’arilere göre hüsün ve kubuh, yani bir şeyin iyi veya kötü olduğu aklen bilinemez. Hüsün ve kubuh , Allah’ın emir ve nehiyleriyle bilinir. Allah bir şeyi emrettiyse o şey iyidir. Allah bir şeyi yasak etti ise o şey kötüdür.
Matüridîlere göre ise hüsün ve kubuh akıl ile idrak olunur. Emir ve nehiy bir şeyin iyi veya kötü olduğuna delalet eder. Herhangi bir şey iyi ise Allah onu emretmiştir. Kötü ise Allah onu yasak etmiştir.
3.Allah’ı tanıma:Eş’ariler, Allah’ı tanımanın şer’an vacip olduğunu söylerler. Matüridîler ise Allah’ı tanımanın aklen vacip olduğu fikrindedirler.
4.Tekvin:Eş’ariler tekvini itibarî bir sıfat olarak kabul ederler. Hakikî sıfat olarak kabul etmezler. Matüridîler ise tekvinin, kudret ve irade gibi hakiki bir sıfat olduğunu söylerler.
5.Kula gücü yetmeyecek şeyleri teklif:Eş’arilere göre Allah’ın kula gücü yetmeyecek şeyleri teklif etmesi caizdir. Mesela cisimleri yaratmak gibi. Matüridîlere göre ise Allah’ın kulun gücü yetmeyeceği şeyleri ona teklif etmesi caiz değildir.
6.İlliyet ve hikmet:Eş’ariler ‘Allah’ın fiileri için sebep aranamaz’ der. Onun fiileri hikmet ile bağlı da değildir. Çünkü Allah yaptığından sorumlu değildir. Sorumlu olan kullardır.
Matüridîlere göre Allah abesten münezzehtir. Allah’ın fiilleri hikmeti icabı meydana gelir. Çünkü Allah Hakîm’dir, Alîm’dir. Allah tekvinî fiilerinde ve teklifî hükümlerinde hikmetini gösterdi ve irade etti. Hasılı Allah’ın fiileri hikmeti ile bağlıdır ve fiiller bir sebebe bağlıdır. Bu Allah’ın abesle meşgul olmasının icabıdır. Allah yaptıklarından sorumlu değildir.
7.Ezelde ma’duma hitap: Eşariye’ye göre ma’duma ezelde ilahî hitap taalluk eder. Buna göre Allah ezelde Mükellim’dir. Matüridîye’ye göre Allah ezelde Mükellim değildir. Çünkü ma’duma ezelde ilahi hitap taalluk etmez.
8.Nübüvvet için Cinsiyet: Eş’arilere göre nübüvvet için erkeklik şart değildir, kadınlar da nebi olabilirler. Nitekim Meryem, Asiye, Sare, Hacer, Havva ve Hz. Musa’nın annesi nebidirler.Nübüvvetin Matüridîlere göre ise nübüvvetin şartlarından birisi erkek olmaktır. Kadınlar nebi olamazlar.
9.İbadetin ifası:Eş’ariler müslim olmayanın ibadetle mükellef olduğu reyindedir. Onlara göre gayri müslimler bu sebeple de ceza görürler. Matüridîler ise, müslim olmayanların ibadeti ifa ile mükellef almadıkları reyindedirler. Onlar küfürden dolayı ceza görürler ve fakat ibadeti ifa etmedikleri için cezaya çarptırılmazlar.
10.İrtidat:Eş’arilerce mürted yeniden imana dönerse amelleri de avdet eder. Matüridîlere göre ise mürted imana dönse de amelleri avdet etmez.
11.Tevbe-i ye’s:Eş’arilerce tevbe-i ye’s makbüldür. Maturilerce makbul değildir.
12.Kur’ân:Eş’arilerce Kur’ân’ın bazı âyetleri, bazılarından büyüktür. Matüridîlere göre ise, büyük olamaz.
İMAM-I EŞ’ARİ (Ebü’I-Hasan):Adı Ali ibni İsmail’dir. Baba tarafından Ebu Musa El-Eş’ari soyundandır. İtikadda Eş’ariyye mezhebinin sahibi olup hicri 206 tarihinde Basra’da dünyaya gelmiş ve 330 tarihinde Bağdad’da vefat etmiştir. Evvela üvey pederi bulunan Mu’tezile Alimlerinden Ebu Ali Cubal’nin talebelerinden olduğu halde sonra yanlış yolda olduklarını anlayarak onlara cebhe almış ve fikirlerini cerhetmişti (çürütmüştü). Bundan sonra akaid ilminde kendine mahsus bir mezheb kurdu. Kurmuş olduğu mezheb zamanın birçok büyük Alimleri tarafından benimsenmiş olmakla bu mezhebe tabi olmuşlar ve Eyyubiler zamanında bilhassa Mısır ve Şam’da ve daha sonra Kuzey Afrika’da mezhebi yayılarak diğer mezhebler azınlıkta kalmıştı.

DİN, BİLİM, KÜLTÜR, AHLÂK VE İMAN ESASLARI BİLGİSİ
1.İmanın Bireysel Boyutu: İman inanılacak şeyleri tasdikten ibarettir, yani kalpte, gönülde ve zihinde oluşur.
İnanılacak Hususlar Açısından İman
1.İcmâlî İman: İnanılacak şeylere kısaca ve toptan inanmak demektir.
2.Tafsîlî İman: İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inanmaya tafsili iman denir.
Bilinçli Olup Olmaması Yönüyle İman
1.Taklîdî İman: Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile vücut bulan, kişinin İslâm toplumunda büyümüş olmasının tabii sonucu olarak oluşan bir imandır.
2.Tahkîkî İman: Delillerle, bilgiye araştırma ve kavramaya dayalı imandır. Asıl olan böyle bir imana sahip olmaktır.
b.İmanın Artması ve Eksilmesi
İman, inanılması gereken esaslar açısından artmaz ve eksilmez. Ancak iman güçlü veya zayıf olabilir. Kiminin imanı tam anlamıyla içine sinmiş ve kuvvetli iken, kimininki işitme ve düşünmeye bağlı bilgi ve inanç seviyesinde kalmıştır.
c.İman – Amel İlişkisi:Amel iradeye dayalı tavır, davranış, eylem demektir. Tasdik de ikrar da birer ameldir. Ancak amel deyince daha çok kalp ve dil dışında kalan organların ameli anlaşılır. İmanla amel arasında sıkı bağ bulunmaktadır. Amel, imanın ayrılmaz parçası değil, sonucudur. Ehl-i sünnet bilginlerine göre amel imanın bir unsuru değildir.
d.İman-İslâm İlişkisi: İslâm sözlükte, “itaat etmek, boyun eğmek, bağlanmak, bir şeye teslim olmak, esenlikte kalmak” anlamlarına gelir. Terim olarak, “yüce Allah’a itaat etmek, Hz. Peygamber’in din adına bildirmiş olduğu şeylerin hepsini kalp ile tasdik edip dil ile söyleyerek, inandıklarını yaşamak, sözleri ve davranışları ile kabul edip benimsediğini göstermek” demektir.
e. “Büyük Günah” Kavramı :Büyük günah, bozgunculuğa sebep olan, hakkında tehdit edici bir nas bulunan, işleyenin dünyada veya ahirette cezalandırılmasına sebep olan suçlar ve davranışlar demektir
a.Tasdik ve İnkâr Bakımından İnsanlar:Mü’min Kâfir Müşrik Münafık
Mü’min: İnanan kimse demektir
Kâfir: İnkar eden kimse demektir.
Müşrik: Şirk, sözlükte ortak koşmak manasına gelir
Münafık: Kur’an-ı Kerim’in haber verdiği ve Hz. Peygamber’den (tevatüren) bize ulaşan iman esaslarını kabul ettiğini söyleyerek, Müslümanlar gibi ibadet ettiği halde, kalpten inanmayan kimselerdir
3. Küfür,Şirk,Tekfir ve irtidat
Küfür, kelime olarak örtmek demektir. Küfür kelime olarak “örtmek” demektir. Dinî literatürde ise Hz. Peygam¬ber’i Allah’tan getirdiği şeylerde yalanlayıp, onun getirdiği kesinlikle sabit dinî esaslardan bir veya birkaçını inkâr etmek anlamına gelir.
Şirk sözlükte “ortak kabul etmek” anlamına gelir, terim olarak Allah Teâlâ’nın ulûhiyetinde, isim, sıfat ve fiillerinde, eşi, dengi ve ortağı bulundu¬ğunu kabul etmek demektir.
Tekfir Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışlarını gerekçe göstererek kafir saymak demektir. Kişinin başkası tarafından küfrüne hükmedilmesidir.
İrtidat ise, Müslümanın isteyerek, kendi iradesiyle dinden çıkmasına denir. Böyle kimseye de mürted denir.
4.İman Esaslar:İman esasları ilmihal kitaplarında amentü terimiyle ifade edilir.
“Esmâ-i Hüsnâ”: Allah’ın bütün isimleri için kullanılan bir terimdir. “Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler O’na mahsustur.” Allah’ın Kur’an’da ve sahih hadislerde geçen pek çok ismi vardır. Kul bu isimleri öğrenerek Allah’ı tanır. Bu isimlerle dua ve niyazda bulunur. Bunu Allah emretmiştir. Hz. Peygamber yüce Allah’ın 99 isminin bulunduğunu, bu isimlere inanan ve inancı doğrultusunda yaşayan kişinin cennete gireceğini haber vermiştir. Bunların dışında başka isimleri de mevcuttur. Hadisteki 99 isim bir sınırlama değil, en meşhurlarını ifadedir. Allah’ın isimleri konusunda temel dayanak vahiy olduğu için, bu isimler insanlar tarafından değiştirilemezler.
•Allah’ın Sıfatları
A- Zâtî Sıfatlar: Sadece Allah’ın zatına mahsus olan, yaratıklarından herhangi birine verilmesi mümkün olmayan sıfatlardır. Bunların zıddı Allah için düşünülemediği için bu sıfatlara tenzihi veya selbî sıfatlar da denir.
§Vücûd: “Var olmak” demektir.
§Kıdem: “Ezelî olmak, başlangıcı olmamak” demektir.
§Bekâ: “Varlığının sonu olmamak, ebedî olmak” demektir.
§Muhâlefetün li’l-havadis: “Sonradan olan şeylere benzememek” demektir.
§Vahdaniyyet: “Allah Teâlâ’nın zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olması, eşi, benzeri ve ortağının bulunmaması” demektir.
§Kıyam bi-nefsihi: “Varlığı kendiliğinden olmak, var olmak için bir başka varlığa ihtiyaç duymamak” demektir.
B- Subûtî Sıfatlar: Varlığı zorunlu olan ve kemal ifade eden sıfatlardır.
§Hayat: “Diri ve canlı olmak” demektir. Yüce Allah diridir ve canlıdır
§İlim: “Bilmek” demektir. Allah her şeyi bilendir.
§Semi’: Allah işitendir. Gizli, açık ne söylenirse işitir.
§Basar: “Görmek” demektir. Yüce Allah her şeyi görücüdür
§İrade: “Dilemek” demektir. Allah dileyicidir.
A.Tekvînî İrâde: Yapma ve yaratma demektir. Bütün yaratıkları kapsamaktadır. Bu tür irade her hangi bir şeyle bağlantılı olursa o şey derhal meydana gelir.
B.Teşriî İrade: Yasama ve tavsiye etme demektir (dînî irade). Yüce Allah’ın bir şeyi sevmesi ve ondan hoşnut olması anlamını içerir. Allah’ın teşriî irade ile bir şeyi dilemiş olması, o şeyin meydana gelmesini zorunlu kılmaz. Tekvini irade hayırla da şerle de, iyilikle de kötülükle de bağlantılı olduğu halde, teşrii irade sadece hayır ve iyilikle bağlantılıdır. Yani Allah, hayrı da şerri de irade edip yarattığı halde, O’nun şerre rızası yoktur, onu emretmez ve ondan hoşlanmaz.
§Kudret: “Gücü yetmek” demektir
§Kelâm: “Söylemek ve konuşmak” demektir.
§Tekvîn: “Yaratmak, yok olanı yokluktan varlığa çıkarmak” demektir. Yüce Allah yegâne yaratıcıdır. O, ezelî ilmiyle bilip dilediği her şeyi sonsuz güç ve kudretiyle yaratmıştır. Yaratmak, rızık vermek, diriltmek, öldürmek, nimet vermek, azap etmek ve şekil vermek tekvîn sıfatının sonuçlarıdır. Bir âyette “Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir” buyurulmuştur.
a.Meleklere İman:özlükte “haberci, elçi, güç ve kuvvet” anlamlarına gelen melek, Allah’ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren, gözle görülmeyen nûrânî ve ruhanî varlıktır.Kur’an’da meleklere imanın farz olduğunu bildiren birçok âyet vardır: “Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler…”
“…Asıl iyilik Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamber¬lere iman edenlerin iyi amelidir…”
Meleklere inanmamak, dolaylı olarak vahyi, peygamberi, peygamberin getirdiği kitabı ve tebliğ ettiği dini de inkâr etmek anlamına gelir. Çünkü dinî hükümler, peygamberlere melek aracılığıyla indirilmiştir. Özellikleri:
1. Melekler nûrdan yaratılmış; yemek, içmek, erkeklik, dişilik, uyumak, yorulmak, usanmak, gençlik, ihtiyarlık gibi fiillerden ve özelliklerden arınmış nûrânî ve ruhanî varlıklardır: “…O’nun huzurunda bulunanlar, O’na ibadet hususunda kibirlenmezler ve yorulmazlar. Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah’ı) tesbih ederler” “Onlar rahmânın kulları olan melekleri dişi kabul ettiler. Acaba meleklerin yaratılışlarını mı gör¬müşler? Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir”
2. Melekler Allah’a isyan etmezler, Allah’ın emrinden çıkmazlar. “Onlar, üstle¬rindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar”
3. Melekler, son derece süratli, güçlü ve kuvvetli varlıklardır: “Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer üçer ve dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a hamdolsun. O, yaratmada dilediği artırmayı yapar. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir” İslâmî kaynaklarda meleklerin kanatları ol¬duğu bildirilmekle birlikte bu kanatların mahiyeti konusunda bir şey söyle¬mek mümkün değildir. Meleklerin nûrânî varlıklar olduğu göz önünde tutu¬lursa, bunları kuş veya uçak kanatları gibi maddî nitelemelere konu etmenin doğru olmayacağı ortadadır. Kanatların mahiyetini ancak Allah ve melekleri gören peygamberler bilebilirler. Meleklerin kanatları onların sûretini, kanat¬larının fazlalığı onların güç ve sürat yönünden derecelerini, Allah katındaki değerlerini gösterdiği şeklinde anlaşılabilir.
4. Melekler Allah’ın emir ve izniyle çeşitli şekil ve kılıklara bürünebilir¬ler. Cebrâil (a.s) Hz. Peygamber’e ashaptan Dihye şeklinde görünmüş, bazan kimsenin tanımadığı bir insan şeklinde gelmiştir. Yine Cebrâil (a.s), Hz. Meryem’e bir insan şeklinde görünmüş meleklerden bir grup, Hz. İbrâhim’e bir oğlu olacağı müjdesini getiren insanlar şeklinde gel¬miş, o da onları misafir zannederek kendilerine yemek hazırlamış, fakat yemediklerini görünce korkmuş, sonra da melek olduklarını anlamıştır Bu âyetten meleklerin yiyip içmedikleri sonucu da çıkmaktadır.
5. Melekler gözle görünmezler. Onların görünmeyişleri, yok olduklarından değil, insan gözünün onları görebilecek kabiliyet ve kapasitede yaratılmamış olmasındandır. Melekler peygamberler tarafından aslî şekilleriyle görülmüşler¬dir. Asıl şekillerinden çıkıp bir başka maddî şekle, meselâ insan şekline girme¬leri durumunda diğer insanlarca da görülmeleri mümkün olur. Cibrîl hadisi diye bilinen, iman, islâm ve ihsan kavramlarının tanımlarının yapıldığı hadiste belirtildiği gibi, Cebrâil ashap tarafından insan şeklinde görülmüştür.
6. Melekler gaybı bilemezler. Çünkü gaybı, ancak Allah bilir. Eğer Al¬lah tarafından kendilerine gayba dair bir bilgi verilmiş ise, ancak o kadarını bilebilirler. Kur’an’da ifade edildiğine göre Allah, Hz. Âdem’e varlıkların isim¬lerini öğretmiş, sonra da isimlerin verildiği varlıkları meleklere göstererek, bunların isimlerini haber vermelerini onlardan istemiş, bunun üzerine me¬lekler “Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgi¬miz yoktur. Çünkü her şeyi hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan sensin” demişlerdir. Bunun üzerine de Cenâb-ı Hak Hz. Âdem’in, varlıkların isimlerini haber vermesini emretmiş, o da söyleyiverince şöyle seslenmiştir: “Size demedim mi ki, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ben bilirim. Neyi açıklarsanız neyi de gizlemişseniz ben bilirim”
erkek veya dişi olmak, yorulmak ve usanmak, yemek, içmek gibi insana has özellikler, onlar için söz konusu değildir. Allah’ın emrine mutlaka itaat ederler. Sürekli O’nu övme, yüceltme ve O’na itaat etmekle meşgul varlıklardır.
Âyet ve hadislerde sayıları hakkında herhangi bir bilgi bulunmayan fa¬kat pek çok oldukları anlaşılan meleklerin temel görevleri Allah’a kulluk ve O, neyi emrederse onu yerine getirmektir. Melekler görevleri açısından şu gruplarda incelenebilirler:
•Cebrâil, dört büyük melekten biridir. Allah tarafından vahiy getirmekle görevlidir.
•Mîkâîl, dört büyük melekten biri olup, kâinattaki tabii olayları ve yaratıkların rızıklarını idare etmekle görevlidir.
•İsrâfîl, sûra üflemekle görevli melektir. İsrâfil, sûra iki kez üfleyecek, ilkinde kıyamet kopa¬cak, ikincisinde ise tekrar diriliş meydana gelecektir.
•Azrâil ise, görevi ölüm sırasında canlıların ruhunu almak olduğu için “melekü’l-mevt” (ölüm meleği) adıyla anılmıştır: “De ki: Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz”
•Kirâmen Kâtibîn, insanın sağında ve solunda bulunan iki meleğin adı¬dır.
•Münker ve Nekir, ölümden sonra kabirde sorgu ile görevli iki melektir.
•Hamele-i Arş, arşı taşıyan meleklerin adıdır.
.Mukarrebûn ve İlliyyûn adıyla anılan melekler, Allah’ı tesbih ve an¬makla görevli olup, Allah’a çok yakın ve O’nun katında şerefli mevkii bulu¬nan meleklerdir
•Atîd–Rakîb: İnsanın sağ ve sol yanında bulunup yaptıklarını bütün ayrıntılarıyla kayda geçiren yazıcı meleklerdir. Bunlara şerefli yazıcılar anlamında Kirâmen – Kâtibîn de denir.
•Rıdvan–Malik: Cennet’teki meleklerin başkanının adı Rıdvan, Cehennem görevlilerinin başı ise Mâlik’tir. Böylece büyük meleklerin sayısı 10’a çıkmaktadır.
b.Kitaplara İman: Kitap, sözlükte “yazmak ve yazılı belge” anlamına gelir. Terim olarak ise, Allah Teâlâ’nın kullarına yol göstermek ve aydınlatmak üzere peygam¬berine vahyettiği sözlere ve bunun yazıya geçirilmiş şekline denilir. Çoğulu “kütüb”dür. Hıristiyan ve yahudilere ilâhî kitap olarak İncil ve Tevrat verildi¬ğinden onlara “Ehl-i kitap” denilmiştir. İlâhî kitaplara Allah katından indiril¬miş olması sebebiyle “kütüb-i münzele” veya “semavî kitaplar” da denilir.
İlâhî Kitaplar
İlâhî kitaplar Allah kelâmı olmak bakımından aralarında farklılık bulun¬mamasına rağmen, hacimleri ve hitap ettikleri kitlenin büyüklüğüne göre, suhuf ve kitap olmak üzere ikiye ayrılırlar.
Suhufa göre daha hacimli ve kitap şeklinde olan ve evrensel mesajlar içeren ilâhî kitaplar ise Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an olmak üzere dört tanedir.
•Tevrat:Tevrat İbrânîce bir kelime olup “kanun, şeriat ve öğreti” anlamlarına ge¬lir. Hz. Mûsâ’ya indirilmiştir. Tevrat’a Ahd-i Atîk ve Ahd-i Kadîm de (Eski Ahit) denilir.
Zebur:Kelime olarak “yazılı şey ve kitap” anlamına gelen Zebur, Hz. Dâvûd’a indirilmiş olan ilâhî kitabın adıdır. Zebur, ilâhî kitapların en küçüğü olup, yeni dinî hükümler getirmemiştir.
Mezmûrlar adıyla Eski Ahid’de yer almaktadır.
•İncil:İncil kelime olarak “müjde, tâlim ve öğretici” anlamına gelir. İncil’e Ahd-i Cedîd de (Yeni Ahit) denilir.
•Kur’an-ı Kerim:Allah tarafından gönderilen ilâhî kitapların sonuncusu olan Kur’ân-ı Ke¬rîm, son peygamber Hz. Muhammed’e indirilmiştir. Sözlükte “toplamak, oku¬mak, bir araya getirmek” anlamına gelen Kur’an terim olarak şöyle tarif edilir:
“Hz. Peygamber’e indirilen, mushaflarda yazılı, Peygamberimiz’den bize kadar tevâtür yoluyla nakledilmiş, okunmasıyla ibadet edilen, insanlığın benzerini getirmekten âciz kaldığı ilâhî kelâmdır
1.Kur’an’ın Nüzûlü:Kur’ân-ı Kerîm, Allah Teâlâ’dan Hz. Peygamber’e Cebrâil aracılığıyla ve vahiy yoluyla indirilmiştir
2. Kur’an’ın Muhtevası:İnsanları hem bu dünyada hem de âhirette mutluluğa kavuşturmak için gönderilmiş bulunan Kur’ân-ı Kerîm başlıca şu konuları kapsamaktadır:
1. İtikad
2. İbadetler:
3. Muâmelât
4. Ukubat:
5. Ahlâk:
6. Nasihat ve Tavsiyeler
7. Va‘d ve Vaîd:
8. İlmî Gerçekler.:
9. Kıssalar:
10. Dualar:
Peygamberlere İman: Peygamber, Farsça’da “haber taşıyan ve elçi” anlamlarına gelir. Dinî te¬rim olarak, “Allah’ın kulları arasından seçtiği ve vahiyle şereflendirerek emir ve yasaklarını insanlara ulaştırmak üzere görevlendirdiği elçi”ye peygam¬ber denir. Arapça’da, peygamber kelimesinin karşılığı olarak, gönderilmiş ve elçi demek olan resul ve mürsel kelimesi kullanılır. Terim olarak resul ve mürsel, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla insanlara gönderilen peygambere denilir. Çoğulları “rüsul” ve “mürselûn”dür. Nebî de Allah’ın emir ve yasakla¬rını insanlara haber veren, fakat yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderil¬meyip, önceki bir peygamberin kitap ve şeriatını ümmetine bildirmeye gö¬revli olan peygamberdir. Çoğulu “enbiyâ”dır. Risâlet ve nübüvvet kelimeleri masdar olup, peygamberlik anlamına gelmektedir.
Peygamberlere iman, imanın altı esasından biridir.
Peygamberlerin Sıfatları:Her peygamberde insan olmanın da ötesinde birtakım sıfatların bulunması gerekli ve zorunludur. Bunlara vâcip sıfatlar denir. Bu sıfatlar şunlardır:
1. Sıdk.
2. Emanet. “
3. İsmet.
4. Fetânet.
5. Tebliğ.
Allah’ın (c.c.) gönderdiği peygamberlerden 25 tanesinin ismi Kur’an-ı Kerîm’de geçmektedir. Bunlar sırasıyla şunlardır: Âdem (a.s.), İdris (a.s.), Nûh (a.s.), Hûd (a.s.), Salih (a.s.), İbrahim (a.s.), Lût (a.s.), İsmail (a.s.), İshak (a.s.), Yakub (a.s.), Yûsuf (a.s.), Şuayb (a.s.), Musa (a.s.), Harun (a.s.), Davud (a.s.), Süleyman (a.s.), Eyyûb (a.s.), Zülkifl (a.s.), Yûnus (a.s.), İlyas (a.s.), Elyesâ (a.s.), Zekeriyya (a.s.), Yahya (a.s.), İsâ (a.s.), Muhammed (a.s.)
Bunlar dışında Kur’an’da geçen Üzeyir, Lokman ve Zülkarneyn adındaki kişilerin peygamber olup olmadıkları tartışmalıdır. Diğerlerinden farklı olarak Peygamberimiz (s.a.v.) belli bir millete değil tüm insanlığa gönderilmiştir. O ve getirdiği Kur’an, kıyamete kadar geçerli olacaktır. Zaten Kur’an-ı Kerîm, O’nun en büyük ve sürekli mucizesidir.
Olağanüstü Haller
1.Mûcize:Sözlükte “insanı âciz bırakan, karşı konulmaz, olağan üstü, garip ve tuhaf şey” anlamlarına gelen mûcize, terim olarak “yüce Allah’ın, peygamberlik iddiasında bulunan peygamberini doğrulamak ve desteklemek için yarattığı, insanların benzerini getirmekten âciz kaldığı olağanüstü olay” diye tanımlanır.
2.İrhâs. Peygamber olacak şahsın, henüz peygamber olmadan önce gösterdiği olağan üstü durumlardır. Hz. Îsâ’nın beşikte iken konuşması gibi.
3.Keramet. Peygamberine gönülden bağlı olan ve ona titizlikle uyan velî kulların gösterdikleri olağan üstü hallerdir.
4.Meûnet. Yüce Allah’ın velî olmayan bir müslüman kulunu, darda kaldığı veya sıkıntıya düştüğü zaman, olağan üstü bir şekilde bu darlık ve sıkıntıdan kurtarmasıdır.
5.İstidrac. Kâfir ve günahkâr kişilerden arzu ve isteklerine uygun olarak meydana gelen olağan üstü olaydır.
6.İhanet. Kâfir ve günahkâr kişilerden, arzu ve isteklerine aykırı olarak meydana gelen olaydır. Meselâ, peygamberlik taslayan inkârcılardan Müseylime, tek gözü kör olan bir adama, iyi olsun diye dua etmiş, bunun üzerine adamın öbür gözü de kör olmuştur.
c.Ahirete İman:Âhiret, sözlükte “son, sonra olan ve son gün” anlamlarına gelir.
Terim olarak âhiret, İsrâfil’in (a.s.) Allah’ın emriyle, kıyametin kopması için sûra ilk defa üflemesiyle başlayacak olan ebedî hayata denilir.
Âhiret Halleri
1.Ba‘s“Öldükten sonra tekrar dirilmek” anlamına gelen ba‘s, âhiret hayatının en önemli devrelerinden biridir.
2.Haşir ve Mahşer:Sözlükte “toplanmak, bir araya gelmek” demek olan haşir, terim olarak yüce Allah’ın insanları hesaba çekmek üzere tekrar dirilişten sonra bir araya toplamasıdır
3.Amel Defterlerinin Dağıtılması:İnsanlar hesaplarının görülmesi için toplandıktan sonra, kendilerine dünyada iken yaptıkları işlerin yazılı bulunduğu amel defterleri dağıtılır.
4.Hesap ve Sualİnsanlar amel defterlerini ellerine aldıktan ve yaptıklarının en ince deta¬yına kadar yazıldığını gördükten sonra Allah Teâlâ tarafından hesaba çekile¬ceklerdir. Hesap ve sorgulama sırasında amel defterlerinden başka, insanın organları ve yeryüzündeki mevcûdat da insanın yaptıklarına şahitlik edecektir.
5.MîzanSözlükte “terazi” anlamına gelen mîzan, âhirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartıldığı ilâhî adalet ölçüsüdür.
6. SıratSırat cehennemin üzerine uzatılmış bir yoldur. Herkes buradan geçecektir.
7. HavuzKıyamet gününde peygamberlere ihsan edilecek havuzlar bulunacaktır. Müminler bunların tatlı ve berrak suyundan içerek susuzluklarını gidere¬ceklerdir. Kur’an’daki “Kuşkusuz biz sana kevseri verdik” ) âyetinde geçen kevser, genellikle havuz olarak anlaşılmıştır. Bu sebeple Hz. Peygamber’in kıyametteki havuzu için “havz-ı kevser” denilmiştir.
8.ŞefaatÂhirette bütün peygamberlerin Allah’ın izniyle şefaat etmeleri haktır ve gerçektir.
9.A‘râf“Dağ ve tepenin yüksek kısımları” anlamına gelen a‘râf, cennetle cehennemin arasında bulunan sûrun ve yüksek kısmın adıdır
10. CehennemKelime olarak “derin kuyu” anlamına gelen cehennem, âhirette kâfirlerin sürekli olarak, günahkâr müminlerin de günahları ölçüsünde cezalandırılmak üzere kalacakları azap yeridir.
11.Cennet:Sözlükte “bahçe, bitki ve sık ağaçlarla örtülü yer” anlamına gelen cennet, terim olarak “çeşitli nimetlerle bezenmiş olan ve müminlerin içinde ebedî olarak kalacakları âhiret yurdu”na denir. Cennet ve oradaki hayat sonsuzdur.
Kur’an’da cennet için çeşitli isimler kullanılmıştır.
f. Kadere İmanAllah (c.c.) ezelî ilmiyle kâinattaki olmuş ve olacak her olayı önceden bilir. Bütün hâdiselerin
Allah katında malum ve yazılı olması kaderdir. Bu bilinenlerin gerçekleşmesi, zamanı gelince meydana gelmesine de kaza denir.
Tevekkül:Sözlükte “güvenmek, dayanmak, işi başkasına havale etmek” anlamlarına gelen tevekkül terim olarak, hedefe ulaşmak için gerekli olan maddî ve mânevî sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah’a bırakmak demektir.
Hayır ve Şer:Sözlükte “iyilik, iyi, faydalı iş ve fayda” anlamlarına gelen hayır, Allah’ın emrettiği, sevdiği ve hoşnut olduğu davranışlar demektir. Sözlükte “kötülük, fenalık ve kötü iş” demek olan şer de Allah’ın hoşnut olmadığı, sevmediği, meşrû olmayan, işlenmesi durumunda kişinin ceza ve yergiye müstehak olacağı davranışlar demektir.
Rızık:Sözlükte “azık, yenilen, içilen ve faydalanılan şey” anlamına gelen rızk, terim olarak, “yüce Allah’ın, canlılara yiyip içmek ve yararlanmak için verdiği her şey” diye tanımlanır.
Ecel:Sözlükte “önceden tesbit edilmiş zaman ve süre” anlamına gelen ecel, terim olarak, insan hayatı ve diğer canlılar için belirlenmiş süreyi ve bu sü¬renin sonunu yani ölüm anını ifade eder.
İslam’da İnanç Ekolleri
a.Ehl-i Sünnet: “Ehl-i sünnet” tabiri dinî literatürde, “dini anlama ve yaşamada Hz. Peygamber’in ve sahâbenin yolunu izleyen, onları örnek kabul eden, Allah’ın kitabını ve Hz. Muhammed’in sünnetini rehber edinen ümmetin çoğunluğu” anlamında kullanılır. Bu grup sünnete bağlı olduğu ve cemaat ruhundan ayrılmadığı için “Ehl-i sünnet ve’l-cemâat” adıyla da anılmış, “ehl-i hak” terimi de çoğunlukla Ehl-i sünnet anlamına kullanılmıştır. Ehl-i sünnet’e, hadiste geçen “kurtuluşa erenler” ifadesinden hareketle “fırka-i nâciye” adı da verilmiştir.
Ehl-i sünnet, Selefiyye, Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye olmak üzere üçe ayrılmıştır. Selefiyye’ye “Ehl-i sünnet-i hâssa”, Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye’ye “Ehl-i sünnet-i âmme” denildiği de olur. Ehl-i sünnet’in üç mezhebi arasındaki görüş ayrılıkları Ehl-i sünnet’in temel prensiplerini oluşturan çerçeveyi ihlâl etmeyen sınırlar içinde kabul edilmiştir. Bugün dünya Müslümanlarının % 90′dan fazlası kendisinin Ehl-i sünnet’e bağlı olduğunu ifade etmektedir.
•Selefiyye: Sözlükte selef “önceki nesil”, selefiyye de “bu nesle mensup olanlar” anlamı taşır. İslâmî literatürde Selef ilk dönemlere mensup bilginler ve geçmiş İslâm büyükleri anlamında, Selefiyye terimi ise iman esaslarıyla ilgili konularda ilk dönem bilginlerini izleyerek âyet ve hadislerdeki ifadelerin zâhiri ile yetinip bunları aynen kabul eden, teşbih ve tecsîme düşmeyen (Allah’ı yaratıklara benzetmeye ve cisim gibi düşünmeye yeltenmeyen), bunları başka bir anlama çekme (te’vil) yoluna gitmeyen Ehl-i sünnet topluluğunu belirtmek için kullanılır.
Allah’ın zâtî, fiilî ve haberî sıfatlarının hepsini te’vilsiz, nasılsa öyle kabul ettiği için Selefiyye’ye “Sıfâtiyye” de denilmiştir. “Ehl-i sünnet-i hâssa” ismi ile kastedilen zümre olan Selefiyye Hz. Peygamber ve sahâbîlerin inançta takip ettikleri yolu -kendi yorumlarını katmaksızın- izleyen gruptur. Tâbiûn, mezhep imamları, büyük müctehidler ve hadisçiler Selefiyye’dendirler. Eş‘arîlik ve Mâtürîdîlik ortaya çıkıncaya kadar, Sünnî Müslüman çevrede hâkim olan inanç, Selef inancıdır. İmam Şâfiî, Mâlik, Ahmed b. Hanbel -bir kısım görüşleri itibariyle Ebû Hanîfe- Evzaî, Sevrî gibi müctehid imamlar, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Dârimî, İbn Mende, İbn Kuteybe ve Beyhaki gibi hadisçiler, Taberî, Hatîb el-Bağdâdî, Tahâvî, İbnü’l-Cevzî ve İbn Kudâme gibi bilginler Selef düşüncesinin önde gelen isimleri arasında sayılabilir.
İlk dönem (mütekaddimûn) Selefiyye anlayışının en belirgin özelliği akaid sahasında akla rol vermemek, âyet ve hadisle yetinmek, mânası apaçık olmayan, bu sebeple de başka mânalara gelme ihtimali bulunan âyet ve hadisleri yorumlamadan, bunları bilmeyi Allah’a havale etmektir.
Selefiyye, müteşâbih âyet ve hadisleri aklın ışığında yorumlayan kelâmcılarla filozofları da, keşf ve ilhamın ışığında yorumlayan sûfîleri de ağır biçimde eleştirmiş, onları bid‘atçı ve sapık olmakla suçlamıştır. Hicrî VIII. asırdan önce yaşamış olan Selef bilginleri akıl karşısında kesin tavır takınıp, nakli tek hâkim kabul ederken, sonraki Selef bilginleri akıl karşısındaki tutumlarını gözden geçirmişler, inanç konularında az da olsa akla yer vermişlerdir. Bu dönemin en önemli ismi sayılan İbn Teymiyye (ö. 728/1328) sağlam olduğu bilinen nakil ile aklıselimin asla çelişmeyeceğini, dolayısıyla te’vile de gerek kalmayacağını ısrarla savunmuştur. Ona göre akılla nakil çelişirse ya nakil sahih değildir veya akıl sağlıklı bir muhakeme yapamamaktadır. Bu dönem ve sonrası Selefiyye’nin (müteahhirîn Selefiyye) akılcılığı hiçbir zaman kelâm ve felsefedeki akılcılık gibi olmamış, nasların müsaadesi ile sınırlı bir çerçevede kalmıştır. Sonraki dönemin en meşhur Selef âlimleri arasında İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350), Şevkânî (ö. 1250/1834) ve Mahmûd Şükrî el-Âlûsî (ö. 1342/1924) sayılabilir.
Selefiyye günümüze kadar az çok taraftar bulmuştur. Genellikle fıkıhta Hanbelî olanlar akaidde Selefî’dirler. Hadisle ilgilenen bilginler de çoğunlukla Selef inancını benimsemişlerdir. Günümüzde dünya Müslümanlarının % 12′si Selefîdir. En yoğun oldukları ülkeler Suudi Arabistan, Kuveyt ve Körfez ülkeleridir.
İslâm dünyasında hicrî II. asırdan itibaren ortaya çıkan bid‘atçı mezheplere, özellikle akılcı bir tavır takınan Mu‘tezile’ye, Selef’in metoduyla karşı çıkmak, Ehl-i sünnet inancını savunmada yetersiz kalıyordu. Bu sebeple inanç konularında, âyet ve hadislerin yanında akla da yer verecek, aklî açıklamalar yaparak konunun daha iyi anlaşılmasını ve kabul edilmesini sağlayacak yeni doktrinlere ihtiyaç duyuluyordu. Bu ihtiyacın bir sonucu olarak Ehl-i sünnet kelâmının iki önemli mezhebi Mâturîdiye ve Eş‘ariyye ortaya çıkmıştır.
•Eş‘ariyye:Ehl-i Sünnet’in ikinci büyük kolu Eş’ariyye’dir. Nasları hareket noktası kabul etmekle birlikte dinî ilkeleri aklî bilgiler ve dil kurallarına dayanan yorumlarla temellendirme yöntemini benimseyen Sünnî kelâm hareketinin hicrî III. yüzyılın ilk yarısında Haris el-Muhâsibi, İbn Küllâb el-Basrî ve Abdülazîz el-Mekkî’nin çalışmalarıyla başladığını söylemek mümkündür. Sünnî kelâmın o dönemlerde İslâm dünyasının en önemli kültür havzasını oluşturan Ortadoğu’daki asıl kurucusu Ebu’l-Hasan el-Eş’arî olmuştur.
Mezhebin kurucusu olan İmam Eş‘arî, h.260 (m.873) yılında Basra’da doğmuş, kırk yaşına kadar Mu‘tezile mezhebine bağlı kalmış, sonra “üç kardeş meselesi” diye bilinen meselenin tartışmasında hocası Ebû Ali el-Cübbâî (ö. 303/916)’nin görüşlerini doyurucu bulmadığı için Mu‘tezile’den ayrılmış ve Eş‘arî ekolünün öncüsü olmuştur.
İmam Eş‘arî, Allah Teâlâ’nın ezelî sıfatları bulunduğunu kabul etmiş, inanç konularında akla da değer vererek, âyet ve hadislerin yanında aklî deliller de kullanmıştır. Eş‘arî’nin inanç metodu kendisinden sonra gelen kelâmcılar tarafından da devam ettirilmiştir. En meşhur Eş‘arî kelâm bilginleri arasında, Bâkıllânî (ö. 403/1013), İbn Fûrek (ö. 406/1015), Cüveynî (ö. 478/1085), Gazzâlî (ö. 505/1111), Şehristânî (ö. 548/1153), Âmidî (ö. 631/ 1233), Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210), Kadî Beydâvî (ö. 685/1286), Teftâzânî (ö. 793/1390) ve Cürcânî (ö. 816/1413) sayılabilir.
Eş‘arîlik, daha çok Mu‘tezile’ye bir karşı tez olarak doğmuştur. Eş‘arî bilginler zamanla te’vile çok fazla yer vermişlerdir. Zaman zaman da kelâmda yenilikler ve değişiklikler yapmışlar, bu ilmi felsefe ile rekabet edebilecek bir güce kavuşturmuşlardır. Eş‘ariyye mezhebi Ehl-i sünnet’in temel prensiplerini kabullenmekle beraber, bazı noktalarda kendine has görüşlere de sahiptir.
Sünnî Müslümanların % 13′ünü oluşturan Mâlikîler’in hemen hemen tamamı ile % 33′ünü teşkil eden Şâfiîler’in dörtte üçü, Hanefîler’le Hanbelîler’in çok az bir kısmı inançta Eş‘ariyye mezhebini benimsemişlerdir. Eş‘arîlik daha çok Endülüs, Hicaz, Kuzey Afrika, Mısır, Irak, Suriye ve Endonezya’da yayılmıştır.
•Mâturîdiyye:Ehl-i Sünnet’in üçüncü büyük kolu olan Maturîdiyye, akaid konusunda Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Mâturîdî’nin görüşlerini benimseyenlerin oluşturduğu mezhebin adıdır.
Muhtemelen Eş’arî’den de önce Sünnî kelâm ekolünü Mâverâünnehir civarında kuran bir diğer âlim Ebû Mansûr el-Mâtürîdî olmuştur. Ebû Hanîfe’nin ilim geleneğine mensup bulunan Mâtürîdî, Eş’arî’ye nisbetle kelâmda daha akılcı bir yöntem geliştirip uygulamış ve Sünnî inançları daha doyurucu bir muhteva ile temellendirmeye çalışmış, bu sebeple kurduğu ekol Eş’ariyye ile Mu’tezile arasında, fakat akılcılıkta Mu’tezile’ye daha yakın kabul edilmiş ve Ebû Hanîfe’nin fıkıh mezhebiyle birleşerek tek başına Müslüman çoğunluğunu kendisine bağlamayı başarmıştır.
İmam Mâtürîdî yaklaşık h.238 (m.852) yılında Türkistan’da Semerkant şehrinin bir köyü olan Mâturîd’de doğmuştur. Türk olması kuvvetle muhtemeldir. Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmayan İmam Mâturîdî’nin eserleri incelendiğinde, onun kelâm, mezhepler tarihi, fıkıh usulü ve tefsir alanlarında otorite olduğu görülür. Eserlerinde Ehl-i sünnet’in temel prensiplerini hem âyet ve hadislerle hem de aklî delillerle savunmuş, özellikle Mu‘tezile ve Şîa’nın görüşlerini tenkit etmiştir. 333 (944) yılında Semerkant’ta vefat etmiştir.
Mâturîdîlik, akaid sahasında âyet ve hadisle birlikte, aklı da dinin anlaşılması için gerekli bir temel kabul etmiş, İmam Mâtürîdî’den itibaren kelâm metodunu gittikçe geliştirmiştir. Mâturîdiyye, bazı konularda Selef’e Eş‘ariyye’den daha yakındır. Bazı konularda ise, daha akılcı davrandığından Eş‘ariyye ile Mu‘tezile arasında yer almıştır. Bir kısım araştırmacılar Mâturîdîliği Hanefîliğin devamı sayarlar. Onları bu düşünceye iten sebep, İmam Mâturîdî’nin, İmam Ebû Hanîfe’nin akaid konusunda koyduğu prensipleri açıklayıp geliştirmiş olmasıdır. Ebû Hanîfe’nin ve Hanefîliğin bu anlamdaki etkisi bir gerçek olmakla beraber, İmam Mâturîdî ve öğrencilerinin eserleri incelendiğinde, Mâturîdîliğin inanç konularında tutarlı ve köklü çözümler getiren, meselelere çok iyi nüfuz ederek önemli bir sistem kuran müstakil bir kelâm mezhebi olduğu açıkça görülür. Ne var ki Mâturîdîlik, Mâverâünnehir gibi kapalı bir havzada ortaya çıkması, Bağdat ve Basra gibi dönemin ilim ve siyaset merkezlerinden uzak bir bölgede yayılması sebebiyle Eş‘arîlik kadar şöhret bulamamıştır.
Hakîm es-Semerkandî (ö. 342/953), Ebû Seleme es-Semerkandî (ö. IV/X. asır), Ebü’l-Yüsr Muhammed el-Pezdevî (ö. 493/ 1100), Ebü’l-Maîn (Muîn) en-Nesefî (ö. 508/1115), Ömer en-Nesefî (ö. 537/1142), Ebü’l-Berekât Hâfızüddin en-Nesefî (ö. 710/1310), Burhâneddin en-Nesefî (ö. 687/1289), İbnü’l-Hümâm (ö. 861/1457), Kadı Celâleddinzâde Hızır Bey (ö. 863/1458) ve Beyâzîzâde Ahmed Efendi (ö. 1098/1687) en meşhur Mâtürîdî kelâmcılarıdır.
Mâturîdiyye Ehl-i sünnet’in temel prensiplerinde Eş‘arîler ile aynı görüşte olmakla beraber, şu görüşleriyle onlardan ayrılırlar:
1. Dinî tebliğ olmasa da kişi akılla Allah’ı bulabilir.
2. İyi ve kötü, güzel ve çirkin akılla bilinebilir. Allah Teâlâ bir şeyi güzel ve iyi olduğu için emretmiş, kötü ve çirkin olduğu için yasaklamıştır.
3. Kulda başlı başına bir cüz’î irade vardır. Kul iradesiyle seçimini yapar, Allah da kulun seçimine göre fiili yaratır.
4. Yüce Allah’ın diğer sıfatları gibi tekvîn sıfatı da ezelîdir.
5. Allah kulun gücünün yetmeyeceği şeyleri kula yüklemez.
6. Allah’ın fiillerinin muhakkak bir sebep ve hikmeti vardır. Fakat kul her zaman bu sebep ve hikmetleri bilemeyebilir.
7. Peygamberlerde aranan niteliklerden biri de erkek olmaktır. Bu sebeple kadın peygamber gönderilmemiştir.
8. Allah’ın nefsî kelâmı işitilemez. İşitilen nefsî kelâmın varlığını gösteren lafzî kelâm yani Kur’an’ın harf ve sesleridir.
Bugün dünyadaki Sünnî Müslümanların en azından yarısını oluşturan Hanefîler’in büyük bir çoğunluğu inançta Mâtürîdî mezhebine bağlıdırlar. Mâtürîdiyye, Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Eritre’de yayılmıştır. Genellikle Türkler fıkıhta Hanefî, inançta Mâturîdî’dirler.
a.Ehl-i Bid’at:“Ehl-i bid‘at” kelimesi, sözlükte “dinle ilgili yeni görüş ve davranışları benimseyenler” anlamına gelirken dinî literatürde, akaid sahasında Hz. Peygamber’in ve ashabının izledikleri yoldan ayrılan, İslâm ümmetinin ana gövdesini oluşturan Ehl-i sünnet’e muhalefet eden mezhepler ve gruplar anlamında kullanılır. Buna göre ehl-i bid‘at terimi, Ehl-i sünnet teriminin karşıtıdır. Ğâliyye, Bâtıniyye, Yezîdiyye gibi ehl-i bid’at olan mezheplerin bir kısmı, görüşleri itibariyle İslâm ve iman çerçevesinin dışına çıkmışlardır. Bir kısmı da Ehl-i Sünnet’e muhalefet etmektedirler fakat görüşleri farklı diye tekfir edilmezler, görüşlerinin yanlış olduğu ifade edilir. Bunlar ehl-i kıbledirler ve İslâm ümmetine mensupturlar. Hâriciye, Mu‘tezile, Şîa gibi.
Ehl-i sünnet dışında kalan fırkalar, inanç konularında Resûl-i Ekrem ve ashap döneminde bulunmayan ve genel çizginin dışında kalan birtakım yeni görüşleri ortaya atıp tartışma başlattıkları için Ehl-i sünnet’e mensup çoğunluk tarafından “ehl-i bid‘at” ve “mübtedia” adıyla anılmışlardır. Ehl-i bid‘at’a, akaid konularında kendi beşerî düşünce ve meyillerine uydukları için “ehl-i ehvâ”, birtakım sapık görüşlere saplanıp, dosdoğru yoldan ayrıldıkları için “fırak-ı dâlle” veya “ehl-i dalâl” de denilmiştir. Temel konularda dahi fikir birliği içinde olmayan, bazen birbirleriyle çelişen görüşler ileri süren bu mezhepleri, Mu‘tezile, Hâriciyye, Şîa, Mürcie, Müşebbihe ve Cebriyye olmak üzere genelde altı gruba ayırmak mümkündür.
•Mu‘tezile:Mu‘tezile, kelime olarak “ayrılanlar, uzaklaşanlar, bir tarafa çekilenler” anlamına gelir. Büyük günah işleyen kimsenin iman ile küfür arası bir mertebede olduğunu söyleyerek Ehl-i sünnet bilginlerinden Hasan-ı Basrî’nin (ö. 110/728) ders halkasından ayrılan Vâsıl b. Atâ (ö. 131/148) ile ona uyanların oluşturduğu mezhep Ehl-i Sünet tarafından bu isimle anılır. Mu‘tezile ise kendini “ehlü’l-adl ve’t-tevhîd” diye adlandırır.
Mu‘tezile’nin görüşleri beş prensip halinde sistemleştirilmiştir. Bu prensipler şunlardır:
1. Allah’ın zât ve sıfatları yönüyle bir kabul edilmesi (tevhid)
2. Kulların ihtiyarî fiillerini hür iradeleriyle yaptığı ve kul için en uygun olanı yaratmanın Allah’a gerekli olduğu (adl)
3. İyilik yapanın mükâfat, kötülük yapanın da ceza görmesinin zorunluluğu (vaad ve vaîd)
4. Büyük günah işleyenin iman ile küfür arasında fısk mertebesinde olduğu (el-menzile beyne’l-menzileteyn)
5. İyiliği yaptırmaya ve kötülüğü önlemeye çalışmanın bütün Müslümanlara farz olduğu (emr-i bi’l-ma‘rûf nehy-i ani’l-münker)
•Hâriciyye:Hâricîlik ekolü (Havâric), Hz. Ali ile Muâviye arasında geçen Sıffîn Savaşı’ndan (h.37/m.657) sonra halife tayin işi hakeme bırakılınca ortaya çıkmıştır. Bu durumda bir grup Hz. Ali’ye isyan edip büyük günah işleyenlerin dinden çıkacağı ve günah işleyen devlet başkanına itaat edilmeyeceği iddiasıyla onunla mücadeleye başlamış ve onu şehid etmişlerdir. Hâricîler’in ilk planda dinî hükümleri korumada titizlik şeklinde algılanabilecek fakat sübjektif değerlendirmelere açık bu görüşleri İslâm toplumunda anarşinin de ilk tohumlarını oluşturmuştur. Hâricîlik başlangıçta cahil halk tabakasının ve şehrin disiplinli hayatına uyum sağlayamamış bedevîlerin bağlandığı ve desteklediği bir cereyan olarak ortaya çıkmış, her dönemde az veya çok müntesibi bulunmuş, bu mezhebin İbâdıyye kolu günümüze kadar yaşama imkânı bulmuştur. Günümüzde İbâdîler’e daha çok Kuzey Afrika, Madagaskar, Zengibar ve Uman sultanlığında rastlanır. Kur’an’ın sadece zâhirine dayanmaları sebebiyle Ehl-i sünnet’e göre bazı farklı fıkhî görüşleri de vardır.
•Şîa:Şîa, günümüze kadar varlığını koruyan ve hâl-i hazır İslâm dünyasında da önemli sayıda taraftarı bulunan itikadî, fıkhî ve siyasî bir mezheptir. Sözlükte “taraftar, yardımcı” anlamına gelen Şîa, literatürde Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ali’yi halifeliğe en lâyık kişi olarak gören ve onu ilk meşrû halife kabul eden, vefatından sonra da hilâfete Ali evlâdının getirilmesi gerektiğine inanan toplulukların ortak adı olmuştur. Hz. Osman’ın şehid edilmesini takip eden yıllarda bu misyon ve iddia ile ortaya çıkanların oluşturduğu bir siyasî gruplaşma hareketi olarak doğmuş, hicrî II. yüzyılın ikinci yarısından itibaren de çeşitli fırkalara ayrılan itikadî bir mezhep haline gelmeye başlamıştır.
Ancak, Şîa hareketinin ortaya çıkışını sadece Hz. Ali’yi destekleme teşebbüsünün giderek mezhep halini alması ve kurumlaşması şeklinde açıklamak yerine, bunda dış tesirlerin ve Araplar karşısında yenilgiyi hazmedemeyen Irak ve İran halkının tepkisinin ve kimlik arayışının etkisinin bulunduğunu söylemek de yerinde bir tespit olur.
Şîa’nın günümüze ulaşan üç büyük fırkası Zeydiyye, İsmâiliyye ve İmâmiyye-İsnâaşeriyye’den ibarettir. Zeydiyye Hz. Ali’nin torunu Zeyd b. Ali Zeynelâbidîn’e nispet edildiği için bu ismi alır. Günümüzde Yemen bölgesinde taraftarları bulunan Zeydiyye itikadî konularda Mu‘tezile mezhebine, fıkıh sahasında ise Hanefî mezhebine yakın görüşlere sahiptir. Şîa içindeki en mûtedil fırka olan Zeydîler, hilâfetin Hz. Ali’nin ve soyundan gelenlerin hakkı olduğuna inanmakla birlikte, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in hilâfetini de meşrû görürler. Hilâfetin yalnız Hüseyin oğulları’na ait olduğu ve devlet başkanının mâsum olduğu fikrini de kabul etmezler.
Ca‘fer es-Sâdık’ın ölümünden sonra devlet başkanlığına oğlu İsmâil’in ve soyunun hak sahibi olduğu iddiası, Şîa içinde aşırı görüşleriyle tanınan İsmâiliyye fırkasının oluşmasının başlangıcını teşkil etmiştir. İsmâilîler’in hicrî IV. yüzyılın başında Fâtımî Devleti’ni kurmasıyla mezhep güçlenmiş, daha sonra doğu ve batı İsmâilîler’i (Nizâriyye-Müsta‘liyye) şeklinde iki ana kola ayrılmıştır. Eski Yunan ve Doğu felsefelerinden, Ortadoğu dinlerinden etkilenmesi ve bâtınî te’villere dayanması sebebiyle birçok uç görüşe sahip bulunan mezhep mensuplarına günümüzde, sayıları fazla olmamakla birlikte Pakistan, İran ve Orta Asya’da rastlanmaktadır.
İmâmiyye, çağımızda dünya Müslümanlarının yaklaşık yüzde onunu teşkil eden Şîa’nın büyük çoğunluğunu bünyesinde toplayan ana koldur. Mezhebin siyaset ve imâmet görüşü on iki imam düşüncesi etrafında şekillendiğinden İsnâaşeriyye, akaid ve fıkıhta Ca‘fer es-Sâdık’ın görüşlerini esas aldıklarından Ca‘feriyye adlarıyla da anılırlar. Hz. Ali ve Hüseyin soyundan gelen on iki imama inanma, hem iman esaslarından birini hem de mezhebin ana doktrinini teşkil eder.
İmâmiyye, akaid konularında yer yer Mu‘tezile mezhebiyle paralellik arz eden görüşlere sahiptir. Sadece Ehl-i beyt’e mensup râvilerin hadis rivayetini kabul eder, ilk üç halifenin hilâfetini meşrû görmez ve devlet başkanlığına Hz. Ali ve soyunun nas ile tayin edildiğini yani imamlığın (halifeliğin) bunlara ait olduğunu, Hz. Peygamber’in bunu açıkça belirttiğini ve bunların vahiy alma hariç peygamberlere benzer vasıflara sahip olup günah işlemekten ve hata yapmaktan korunmuş (mâsum) olduklarını iddia ederler. Küçük yaşta gaip olan on ikinci imamın kurtarıcı (mehdî) olarak tekrar geri geleceğine inanma, açık ve gizli bir tehlikenin bulunduğu durumlarda inancı gizleme ve farklı görünme (takıyye), Hz. Ali’ye biat etmeyen sahâbîlere karşı tavır alma ve onlara ta‘n etme de mezhebin temel ön kabullerindendir. İmâmiyye halen İran’ın resmî mezhebi olup Irak’ta ve Azerbaycan’da yaşayan Müslümanların yüzde altmışı da bu mezhebe mensuptur.
Günümüzde; siyasî, itikadî ve fıkhî açılımları bulunan bir mezhep haline varlığını devam ettiren Şîa, Hz. Ali döneminde başlayan, Emevî ve Abbâsî dönemlerinde devam eden iktidar mücadeleleri sonunda başarısızlıklar ve mağduriyetler sebebiyle içine kapanmış ve ümmet çoğunluğundan kendini tecrit etmiştir. Geçmişte kalan siyasî mücadeleler ve imâmet fikri etrafında kendine özgü teoriler geliştiren ve bunları itikadî esaslar haline getiren Şia, daha çok ümmet içinde yol açtığı ihtilâflar, izlediği uzlaşmaz tutum ve sahip olduğu itikadî görüşler sebebiyle Ehl-i sünnet âlimlerince eleştirilmiştir. Fakat Allah’a, âhirete, Hz. Muhammed’in peygamberliğine iman, namaz, oruç, zekât, hac, içki, kumar, zina, hadler gibi İslâmî ahkâm konusunda Müslümanların çoğunluğu ile ittifak halinde bulunan mûtedil Şîa, hiçbir zaman tekfir edilmemiştir. Günümüzde Şiiler, mezhebin itikadî ve fıkhî görüşlerini güncelleştirerek ve geçmişte kalan husumetleri canlı tutarak itikâdî saydıkları bu görüşlerini, siyasal ve sosyal hatta ekonomik örgütlenmede, kimlik ve kültürel tavır belirlemede önemli birer unsur olarak değerlendirilmektedirler.
•Mürcie:Mürcie kelimesi, “tehir etmek, ümit vermek”anlamlarına gelen “irca” kökünden türetilmiş çoğul bir isimdir. İtikadî anlamda, günahın imana zarar vermediği tezini savunarak, büyük günah işleyene ümit veren ve onun hakkındaki nihai kararı Allah’a havale edip tehir eden akaid fırkasıdır.
Yaygın olan görüşe göre, Mürcie mezhebi, mürtekib-i kebire (büyük günah işleyen) meselesinin tartışıldığı bir ortamda ortaya çıkmıştır. Ameli imanın ayrılmaz bir cüzü (parçası) olarak gören Haricilere göre, büyük günah işleyen kimse kâfir ve cehennemliktir. Mürtekib-i kebîre hakkındaki bu görüş sahiplerine “tehir edenler, erteleyenler” anlamında “Mürcie” denmiştir.
Başlangıçta müsbet bir yaklaşımın ifadesi olarak ortaya çıkan irca görüşü, zaman geçtikçe Ehl-i Sünnet çizgisinden uzaklaşarak bid’at ve sapıklık haline gelmiştir. Mezhepler tarihinde “Mürcie” ismi ile daha çok bu grup anılmaktadır. Bunlar, yani sapık ve bid’atçi Mürcie, mürtekib-i kebîre hakkında benimsemiş oldukları mu’tedil kanaatle yetinmeyip, imanla beraber günahın hiçbir bir zarar vermeyeceğini kabule gitmişlerdir. Onların temel prensipleri şudur: Nasıl taat küfre fayda vermezse günah da imana zarar vermez. Bu prensipten hareket eden Mürcie, imanı sadece ikrar, tasdik, sevgi ve bilgiden ibaret sayarak kuru bir iman anlayışına sahip olmuştur. Mürcie’nin aşırı kollarından olan Ubeydiyye bağlılarına göre, şirkin dışında kalan bütün günahlar kesinlikle affedilir. Tevhid üzere ölen kimseye işlemiş olduğu günah ve kötülükler zarar vermez.
•Müşebbihe:Allah’ı yaratıklarına benzeten fırkaya verilen isimdir. Cehm b. Safvan (öl. 128/746) Allah’ın sıfatlarını inkâr edip ta’tile saptıktan sonra buna bir tepki olarak Allah’ı insanlara benzetme hareketi başlamıştır.
Müşebbihe’nin bir çok fırkaları vardır. En meşhurları ise, Hişâmiyye fırkasıdır. Müşebbihe denildiğinde ilk akla gelen bu fırkadır. Bu fırkanın ilk kurucusu Hişâm b. el-Hakem’dir.
•Cebriye:Bir adı da Cehmiye olan bu ekolün ilk temsilcisi olarak Cehm b. Safvan (ö.m.745) gösterilir. Onun bu görüşü ilk üreten Ca’d b. Dirhem’den aldığı, onun da Şam’da bulunan bir Yahudiden öğrendiği ve Basra’da halk arasında yaydığı söylenmektedir.İnsanın hareketleri, tıpkı cansızların hareketleri gibidir. Her şey Allah’ın mutlak iradesine bağlıdır.

İSLAM’ DA İBADET ESASLARI

ibadet bedenle ve malla yapılmasına göre 3e ayrılır
-bedeni ibadet
-mali ibadet
-mali ve bedeni ibadet

*ibadet herkesin sorumlu ve yükümlü olup olmamasına göre 2 ye ayrılır.
-ayni ibadet
-kifai ibadet

*vakte bağlı olan ibadetlere MUKAYYED İBADET denir
*vakitten bağımsız ibadetlere MUHADDED İBADET denir
*miktarı belli ibadete MUHADDED İBADET DENİR
*miktarı belirsiz ibadet GAYRI MUHADDED İBADET denir
*beliri olan ibadetlere MUAYYEN İBADET denir.
*seçimlik ibadetlere MUHAYYER İBADET denir.
*yapılması veya yapılmaması istenen fiil mükellefin gücü dahilinde ise bu fiillere verilen hükümler TEKLİFİ HÜKÜM adını alır.

*mükellefin fiilleri
-farz
–müstehap
-sünnet
-mubah
-vacip
-haram
-mekruh

*farzlarda farzı ayn ve farzı kifaye olarak 2;’ye ayrılır
*vacip:farzla eş anlamlıdır ama hanefilere göre Allah ve rasülü tarafından yapılması kesin olarak istenilen ancak dayanağı farz kadar kesin olmayan fiilerdir..
*sünnet: mükked ve gayri müekked sünnet olmak üzere 2 ye ayrılır. (bu ayrım Hz.
Peygamberin dine dahil olan davranışlarının diğer müslümanları bağlayıcılık derecesine göre yapılmştır)
*Hz. Peygamberden sadır olan davranışların dine dahil olup olmamasından ise sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid olarak ikiye ayrılır…
*gayrı müekked sünnetlere müstehab veya mendub denilir.
*sünnet-i hüda sünnetin müekked çeşidine sünnet-i hüdada denilir. dini vecibeleri tamamlayıcı özellik taşıyan fiiler kastedilir.
*sünneti zevaid: dini vecibeler dışında kalan normal insani davranışlardır.
*müstehab:nafile namaz ve oruçların bir kısmı müstehabtır. güzel görülen sevimli ve tercih edilen amel demektir.
*mübah:Allah ve rasulünün mükellefi yapıp yapmamakta serbest bıraktığı fiile mübah denir. helal ve caiz eş anlamlıdır.
*mekruhun kısımları:tahrimen mekruh:harama yakın mekruhtenzihen mekruh:helale yakın mekruh
*fasit:kendisi için belirlenmiş olan şartları eksik olarak taşıyan işlemlere denir. (eksik ibadet)
*müfsit:bir ibadeti bozan fiil veya eksikliğe denir. namazda konuşmak gibi..
*azimet:bir şeye kesin olarak yönelmek ve niyetlenmek anlamına gelir.ruhsat:Allahın kulların özür ve ihtiyaçlarına göre koyduğu geçici hükümlrdir.rükun:ibadetlerde rükunlar o ibadetin farzlarını oluşturur. örneğin:secde namazın rükunlerindendir.
şart:mesela abdest namazın şartlarındandır namazın geçerli olması için..
sebep:vakit namazın ramazın ayı orucun sebebidir
2. Ünite
Temizlik

Manevi kirlerden arınma :Tezkiye
ımanın zıddı olan şirk Kur’an da manevi pislik(neces) olarak nitelendirilmiştir.

Temizlik Kavramı :
Taharet:Hem maddi hem hakiki pisliklerden(necaset)hemde hükmi kirlilik halinden(hades) temizlenmeyi kapsar.Hatta bu kelimenin kalbin gurur,kin,kıskançlık gibi ahlaki ve manevi kirlerden temizlenmeyide kapsar.
Nezafet:Sadece hakiki ve maddi isliklerden temizlenmeyi ifade etmektedir.

*Dini litaratürde temizlik kavramı,hem necaset denilen maddi,hem hades denilen hükmi pisliklerden temizlenmeyihemde kalbe hakim olan ahlaki ve manevi kirleri kapsayacak kadar geniş bir anlamı ifade etmektedir.Ancak fıkıh dilinde temizlik kelimesi maddi ve hükmi pisliklerden temizlenmeyi ifade eder.
Necasetten Taharet:Beden,elbise ve namaz kılınacak yerden hakiki pisliklerin giderilmesidir.
Hadesten Taharet:Abdestsizlik,cünupluk,hayız ve nifas durumlarında meydana geldiği düşünülen pisliklerden temizlenmeye denir.

*ıbadet için öngörülen temizliğin hükmi temizlik olarak adlandırılıp gerçek temizlik karşıtı bir anlam yüklenmesi doğru değildir.Çünkü abdest ve gusul esasen ibadet amaçlı temizlikler olsada gerçek temizliğide kapsar.Buna göre hükmi temizlik kavramını sadece teyemmüm için kullanmak daha dorudur.Çünkü teyemmüm ibadet amaçlı sembolik bir dini temizlik şekli olup gerçek manada temizlik anlam ve niteliği taşımamaktadır.

Necaset(maddi-hakiki pislik):Aslen ve ya geçici olarak temiz olmayıp hijyen kurallarına aykırı olan şeye necaset (pislik) ve neces (pis) denir.
Dinen necis sayılanlar:Akan kan,domuz eti,içki,insan idrarı,dışkısı,ağız dolusu kusmuğu,eti yenmeyen hayvanların salyası,eti,idrar ve dışkısı necistir.Etinin yenmesi ister helal ister haram olsun ,akıcı kanı olan kara hayvanlarından olup dini usullere uygun biçimde boğazlanmadan ölen veya öldürülen hayvanların etleride necistir.

Necis Sayılan Maddelerin Çeşitleri:

Akıcı olup olmaması bakımından necaset:Katı necaset(camid),akıcı necased(mayi)
Gözle görülüp görülmemesi açısından:Görülen necaset(necasetti mer iyye):Belli bir hacmi olup kuruduktan sonra gözle görülebilen necasettir.Görülmeyen necaset(necast i gayri merr i yye) hacmi olmayan ,donup kalmayan ve kuruduktan sonra gözle görülmeyen necasettir.
Necisliği hakkında delil olup olmaması ve delilin kuvveti bakımından:Hafif (necaset i hafife) ve ağır ( necaset i galiza) diye ayrılır.
Eti yenen hayvanların idrar ve dışkısı Maliki ve Hanberilere göre necis değildir.şafilere göre necistir.Hanefilere göre tavuk ,kaz gibi kümes hayvanlarının dışkıları ağır pislik,sığır,koyun,geyik gibi dört ayaklı hayvanların dışkıları ,at,eşek ve katırın idrar ve dışkısı ,havada pisleyip kaçınılması zor olan atmaca,kartal,güvercin gibi kuşların pislikleri hafif pisliktir.Canlı olan hayvanların dışkıları
eti yenen hayvanlarınki hafif,yenmeyenlerinki ise ağır olarak nitelendirilmiştir. Eti yenen ancak dini usule göre boğazlanmayan ölen hayvanların derisi tabaklama işleminden sonra temiz sayılmıştır.Hanefiler domuzu,şafiler köpek ve domuzu bu hükümden hariç tutmuşlardır.Hanefiler murdar olmuş hayvanın içine kan girmemiş boynuz,kemik diş ve tüy gibi katı maddelerini temiz saymışlardır.ınsanın idrarı,dışkısı,ağız dolusu kusmuğu,kanı,kadınlardan gelen kanlar,erkeklerden gelen meni,mezi ve vedi ağır necaset sayılmıştır.

Namazın Sıhhatine Engel Olan Necaset Miktarı:Kirlenmeye yol açması bakımından ağır ve hafif necasetarasında fark yoktur.Aralarındaki fark namazın sıhhatine engel olup olmamasındadır.Ağır pislik olarak kabul edilen necis madde eğer katı ise yaklaşık3,5gramı(1 dirhem) sıvı ise el ayasını (avuç içi)aşan mik. namaza engel olur.
Kaçınılması zor olduğu için vücut ve elbiseye sıçrayan idrar,sokaklarda yürürken bulaşan çamur,işi gereği kasabın üzerine sıçraya kan damlacıkları,sinek ve benz. haşerattan bulaşan pislikler,necis mad. buhar ve tozu kolaylık prensibine göre namazın sıhhatine engel görülmemiş ama dikkat etmekte fayda vardır.
Hades(manevi-hükmi pislik) :Abdestsizlik ve cünupluk sebebiyle insanda meydana geldiği düşünülen hükmi,kirliliği ve ya bu kirliliğin sebebini ifade eder.Büyük hades:Büyük temizlik(tathareti kübra) gusül alınarak giderilebilen cünupluk,hayız ve nifas gibi hükmi kirliliktir. Küçük Hades:(hades i asgar)Küçük temizlik(taharet i suğra) normal abdesle giderilen hükmi kirliliktir.
Maddi-hakiki pislikten temizlenme yolları:Hanefi ve Maliki mezhebi kolaylık ilkesine ağırlık vermiş,şafii ve Hanbeli mezhebi ise tem. Usülleri konusunda daha sıkı şartlar getirmiştir.
Temizlenme yolları kısaca:su ile yıkama,suda kaynatma,ateşe sokma, silme, ovalama, kurutma, kazıma, üzerine toprak serpme, içindeki suyun tamamını veya bir kısmını boşaltma, kimyasal yapısını değiştirme(istihale), tabaklama vr boğazlama.
Suyun Kısımları:
Mutlak Su:Özellik ve tabi durumunu koruyan,içine özelliğini değiştirecek başka mad. karışmadığı sudur.Mutlak suyun 3 öz. ve 2 tabiatı vardır.Suyun öz. rengi,kokusu ve tadıdır.Tabiatı ise incelik ve akıcılıktır.
Mutlak su temiz ve temizleyici olup olmamasın bakımından da gruplandırılmıştır.Suyun tem. Olmasından maksat maddi temizlik ve kullanım aracı olmasıdır.Temizleyici olması ise abdest ve gusül aracı olabilmesidir.Bu bak . 5 e ayrılır:
1-Temiz ve temizleyici özellik taşıyan sular :Rengi,kokusu ve tadı değişmemiş içine pis maddde karışmamış, maddi ve hükmi tem. de kull. şüpheli hale gelmemiş sulardır. ınsanın, koyun, keçi, sığır,deve gibi eti yenen hayvanların,atın ve yırtıcı olmayan kuşlarıniçerek artık bıraktığı sular içlerine necaset düşmediği sürece temiz ve temizleyici sayılır.
2-Temiz ve temizleyici olmakla birlikte kullanılması mekruh olan sular:Tavuk ve ördeğin,kedi gibi eti yenmeyen ve evde bulunması caiz evcil hay. (köpek dışında) çaylak ,doğan gibi yırtıcı kuşların artığı olan sular böyledir.Fakat başka su bulunduğunda bunlarla abdest ve gusül almak mekruhtur.
3-Temiz fakat temizleyici olmayan sular :Abdest ve gusül gibi hükm tem. Kullanılmış sulardır.Bu sular maddi bak. tem. olsalar bile ikinci defa abdest ve gusülde kullanılmaz.
4-Temiz ve temizleyici olmayan sular : Pis su.ıçine düşen pislikten dolayı üç öz. kaybeden büyük su birikintileri ,büyük havuzlar ve akarsular böyledir.Köpeğin ,domuzun,yırtıcı hay. artığı olan sular pis sayılır.
5-Temizliğinde şüphe bulunan sular :Eşek ve katırın artığı olan sular böyledir.Temiz su bulunmadığında bunlarla gusül ve abdest alınır.şüpheyi ortadan kaldırmak içinde ihtiyaten teyemmüm yapılır.
Mukayyet Su:ıçine tem. Bir mad. katılmasıyla tabii öz. ve niteliğini kaybeden sulardır.Meyve suyu ,gül suyu , maden suyu birer mukayyet su örneğidir.Mukayyet sular normal su bulunmadığı zamanlarda sadece maddi tem. de kullanılablir.
Durgun su-akarsu :Akarsu ile büyük havuz niteliğindeki durgun sular, renk koku ve tat gibi 3 temel özelliğinden biri değişmedikçe içine düşen bir pislikten dolayı temiz ve temizleyicilik öz. kaybetmezler.Halbuki küçük havuz niteliğindeki durgun sular içine bir pislik düşünce üç temel vasfında değişme olup olmamasına bakılmaksızın temiz ve temizleyici öz. kaybeder.şafi ve Hanbelilere göre 206 lt. Ve daha fazla mik. su büyük havuz nit. sudur.Normalde yüzeyi 50 m2 olandır.
ıstibra ve ıstinca :ıstibra,tuvaletten sonra idrar yolunda kalabilecek damla ve sızıntıların tamamen kesilmesi için bir süre bekleme ve bundan sonra uzvun dışına çıkan yaşlığı temizleme işidir.ıstinca,
tuvaletten sonra dışkı ve idrar yollarında kalan dışkı,idrar,kan ve meni gibi pislikleri temizlemedir.
Manevi-Hükmi Pislikten Temizlenme Yolları
Abdest:Farsça ab(su) ve dest(el) kelimesinden oluşmakta ve el suyu anlamına gelmektedir.Arapça karşılığı vudu olup güzellik, parlaklık ve temizlik anlamındadır.Fıkıh terimi olarak belirli uzuvları usulüne göre yıkamak ve bazılarınıda ıslak el ile meshetmekten oluşan ibadet temizliğidir.Taharet-i Suğra(küçük temizlik)
Abdestin Frazları:
1-Yüzü yıkamak
2-Kolları dirseklerle birlikte yıkamak
3-Başı meshetmek
4-Ayakları topuklarla birlikte yıkamak
Hanefiler dışındaki üç mezhep bu farzlara başkalarınıda eklemişlerdir.şafiilere göre abdestin farzı altıdır.Dördü bunlar diğer ikisi ise , niyet ve azaları ayetteki sıraya göre yıkamaktır(tertib)Sünni mezheplerin tamamı ilgili ayetten hareketle ayakların yıkanmasının farz old. hükmetmişlerdir. Caferiler ise ayakların yıkanmasının değil mesh edilmesinin farz old. benimsemişlerdir.Bir organı sağlık açısından yıkamak zararlı ise mesh edilir,mesh de zararlı ise terk edilir.Abdest organlarından biri veya birkaçı olmayan kimse mevcut organları yıkar.
Abdestin çeşitleri:Abdest farz,vacip ve mendup olmak üz.3 kısma ayrılır.Her çeşit namaz,tilavet secdesi için abdest almak farzdır.Kabe yi tavaf için Hanefilere göre vacip diğerlerine göre farzdır.Sürekli olarak abdestli bulunmak,ezan okumak,ezberden Kur an okumak,dini ilimleri okuyup okutmak cenaze yıkamak için abdest almak menduptur.
Abdesti bozan durumlar:
1-ıdrar ve dışkı yollarından idrar, dışkı,meni,mezi,kan,gibi bir necasetin herhangi bir sıvının veya mad. çıkması ve yellenmek
2-Vucudun herhangi bir yerinden kan,irin,herhangi bir necis mad. çıkmadı.Ağızdan çıkan akıcı kan tükürükten fazla veya b ona eşitse bozar.Vücuttan çıkan kan çıktığı yerin çev. dağılmadığı sürece abdest bozulmaz.Yaradan çıkan irin ve sarı suda böyledir.Bu sıvıların silinmesi halindede bozulmaz. şafilere göre, idrar ve dışkı yollarının haricindeki bir yerden çıkan kan ve benz. mad. abdesti bozmaz.Ağız dolusu kusmakta abdesiti bozar ama şafilere göre bozmaz.
3-Batılma, delirme,sarhoş olma,uyuma gibi şuurun kont. engel olan durumlar abdesti bozar.
4-Hanefilere göre rukulu ve secdeli namazda sesli gülme abdesti bozar diğer mezheplerde ise sadece namaz bozulur.
5-Cinsi münasebet.şafilere göre erkek ve kadının tenlerinin birbirine değmesi ile Maliki ve Hanberilere göre temastan cinsel haz duyulmasıyla bozulur.
6-Mazeret halinin sona ermesi.Teyemmüm eden kimse suyu bulunca ,meshli kişinin mesh süresi dolunca,özürlü kimse içinde namaz vakti çıkınca abdesti bozulmuş olur.
Özürlünün abdesti:Mazeretleri en az bir vakit boyunca devam edip ondan sonra da her vakit içinde bir kere tekrarladığı zaman özür sahibi sayılır.Özür sahibi olan her vakit için abdest alır,iki vakit arasında mazereti dışında bir sebeple abdesti bozulmadığı sürece her türlü ibadeti yapar.
Mesh:Bir şey üzerinde eli gezdirmek ,o şeyi elle silmek anlmındadır.
1-Meshler üzerine mesh etmek :Meshin geçerli olabilmesi için mestin abdestli olarak giyilmesi,yıkanması gereken yerleri kaplamış olaması,dayanıklı ve sağlam mad. yapılmış olması,altında veya üstünde ayak parmaklarının üçü girecek şekilde bir delik bulunmaması mestin içine su almaması gerekir.Mesh süresi yolcu olmayanlar için 24 saat,yolcular için 72 saattir.
2-Sargı üzerine mesh etmek :Sağlık için meshetmek de zararlı ise ondanda vazgeçilebilir.Sargının çoğunluğunu sadece bir defa mesh etmek yeterlidir.Sargının abdestsiz veya cünup iken sarılmış olması meshe mani değildir.Süresi yoktur.Özür hali devam ettiği sürece geçerlidir.Sargı değiştirilirse yeni sargının mesh edilmesi şart değildir,müstehaptır.
Gusül:Bütün vucudun temiz su ile temiz su ile yıkanması şek. yapılan hükmi temizliktir.(Boy Abdesti)Dinen farzdır.Gerktiren durumlar cünupluk,hayız ve nifastır.Cuma ve bayram namazlarına gitmek,toplantılara katılmak için ,yolculuktan dönen,baygınlıktan ayılan,hac ve umre için ihrama giren kişilerin,istihaze kanından temizlenen kadının gusletmesi sünnet veya müstehaptır.

Guslün Farzları:Bütün vucudun kuru yer kalmayacak şekilde yıkanmasıdır. Hanefi ve Hanbelilere göre guslün farzı 3 tür.1- Ağzı su ile yıkamak(mazmaza),burna su çekmek(isninşak),bütün vucudu yıkamaktır.Maliki ve şafilere göre ağı ve burnun yıkanması sünnettir.Hanefilere göre niyet sünnet,diğerlerine göre farzdır.Malikilere göre vucudu ovalamak ve gusule ara vermemek farzdır.
*Cunup olan kimseler dua ve zikir amacıyla besmele çekip, fatiha,ihlas,ayetü’l kürsi gibi sure ve ayetleri okuyabilir.

Teyemmüm:Sözlükte işe yönelmek ,bir şeyi kast etmek manasındadır.Farzları:ıki farzı vardır biri niyet diğeri elleri iki defa temiz bir toprağa veya taş gibi toprak cinsi maddeye vurup birinci vuruşta yüzü ikinci vuruşta kolları meshetmektir.
Ne zaman başvurulur:
1-Abdest veya Gusle yetecek mik. su bulunmaması
2-Suyu kullanmayı engelleyen fiili bir durumun ortaya çıkması veya suyu kullanmamak için dinin geçerli bir mazeretin bulunması.
Bozan Durumlar :

1-Abdesti bozan ve guslü gerektiren durumlar bozar.
2-Mazeretin ortadan kalkması
3-Teyemmümle namaz kılan kimsenin namaz esnasında suyu görmesiyle.Hanefilere göre namaz iadesi gerekmez vakit içinde şafilere göre gerekir.
Kadınların özel halleri:
Hayız:Hanefilere göre en az üç gün üç gece en fazla 10 gün on gecedir.on günden çok gelen kan istihazedir.şafilere göre en az bir gün bir gece en çok on be gün ve gecedir.
Nifas(Lohusalık)  oğumun arkasından gelen kandır.Hanefilere göre en uzun 40 gün şafilere göre 60 gündür.Henüz organları belirmemiş bir düşükten dolayı nifas hükümleri uygulanmaz.
Dini Hükümler:

1- Boy abdestinin gerkmesi ve cinsel ilişkinin yasak olması
2-Kadının adet görmekle ergen olması
3-Namazdan muaf tutulma ve orucu erteleme
ıstihaza:Kadını adet ve lohusalık dışındaki kanamalarının genel adıdır.Bu durumda olan kadının sadece abdesti bozulur.şafilere göre her bir farz namaz için ayrıca abdest almak gerekir.

3.Ünite

*namaz farsça bir kelime olup arapça karşılığı salattır.
*namaz kılan kişiye musalli denir..
*cenaze namazının rükunleri 2 olup 4 tekbir bir kıyamdır..
*farz namazlar farzı ayn ve farzı kifai olarak 2 ye ayrılır..

*günlük 5 vakit namazı ile haftalık Cuma namazı farzı ayndır..Cuma namazı Cuma namazı vaktinde öğle namazı yerine 2 rekat olarak kılınır..

*vacip namazlar: en az iki rekattır bunlar:
-yatsı namazından sonra kılınan 3 rekat vitir namazı-bayram namazları
-nezir ve tavaf namazı

*sünnet namazların diğer adı “revatib”tir.. bir kısmı sünneti müekkede bir kısmıda gayrı müekkededir..-gayrı müekked sünnetlere “müstehab ve mendub da denir”-ramazan ayında kılınan 20 rekatlık teravih namazıda sünneti müekkedir.
*nafile namazlarının diğer adı: reğaib, müstehab, mendub ve tatavvu namazlarıdır..Örn:tahiyyetü’l mescid, mescid, tesbih istihare gibi nafile namazlardır..
*namaz yükümlülük şartları
-müslüman olmak
-büluğ(ergenlik)
-akıl

*namazın şartları:
-hadesten taharet
-necasetten taharet
-setr-i avret-istikbal
-i kıble
-vakit ve niyet

*namazın rükunları
-iftitah tekbiri
-kıyam(ayakta durmak)
-kıraat
-rüku(eğilmek)
-secde-kade-i ahire (son oturuş)

*sözlükte cemaat insan topluluğu demektir..

*fıkıhta ise cemaat içlerinden birini imam yapıp birlikte namaz kılan topluluğu ifade eder..
*cemaatle kılınan namazda kendisine uyulan kişiye İMAM bu kişinin görevine İMAMET denir..
*İmama uymaya İKTİDA İTTİBA adı verilir ki bu kişiye MUKTEDİ MÜTTEBİ ME’MUM VE MÜ’TEM gibi adlar verilir..
*tek başına namaz kılanada MÜNFERİD denir..
*namazın başından sonuna kadar imama uyan kimseye MÜDRİK denir..
*namazın tamamını veya bir kısmını imam ile kılamayan kimseye LAHİK denir..
*imama ilk rekat hariç diğer rekatlarda uyan kişiye mesbûk denir..

*namaz imamlığının şartları:
-müslüman olmak
-baliğ olmak
-akıllı olmak erkek olmak ve özürlü olmamak
-namazın caiz olabileceği kadar sure ve ayeti ezberlemek..

-Altı vakit namazdan az kazası bulunan kişiye sahib-i tertib denilir..
-Cuma namazı kaza edilmez
-bayram namazında ezan okunmaz..
-müdrik:tek başına namaz kılanıda ifade eder..

4.Ünite
müşriklerin baskıları artınca erkam adlı sahabinin evini mescid haline getirmişlerdi
namaz hicretten 1,5 yıl önce “miraç” gecesinde farz kılınmıştır..
iki namazın(öğle ile ikindi) vakti içinde birleştirilerek peş peşe kılınmasına (cem-i takdim) ikincisinin vakti içinde (akşam ile yatsı)peş peşe kılınmasına ise cem-i tahir adı verilmiştir..
ilk Cuma namazı : ranuna denilen vadi içerisinde bulunan “beni salim”namazgahında hz.peygamber ilk Cuma hutbesini okumuş ilk Cuma namazını kıldırmıştır..
*Cuma namazının farz olmasının şartları:-erkek olmak (kadın kılarsa sahih olur ve o günün öğle namazı kılınmaz)-hür olmak(köleye farz değildir kılarsa öğle namazı yerine geçer)-mukim olmak (Cuma kılınan yerde ikamet edenlere farzdır..-sağlıklı olmak-mazereti olmamak
*Cuma namazının sahih olma şartları:-devlet başkanı veya onun görevlendirdiği kişinin kıldırması-genel izin -vakit -cemaat-hutbe-şehir
*farz namazlara tabi sünnet namazların diğer adı REVATİB ‘tir..
*nafile tattavvu’ namazları:-tahiyyetül mescid: camiye girildiğinde 2 rekat namaz kılmak-kuşluk (duha) namazı: /işrak namazı: güneş görüp kerahat vakti çıktıktan sonra istiva vaktine kadar kılnan namaz..-teheccüd namazı : (gece namazı)-istihare namazı: hayırlısını istemek anlamına gelir.. 2 rekatlık bir namazdır..-tesbih namazı-hacet namazı-yağmur duası-kusuf ve husuf namazı-kandil gecelerinde namaz
*hz.peygamber “zatu-r rika, batnu nahl, usfan, zikared gavelerinde korku namazını kıldırmıştır..*namazda VACİBİN SEHVEN TERKİ ile sehiv secdesi vacip olur..
*cenaze namazında kıyam bir rükundur.

5.Ünite

*orucun sözlükteli anlamı “bir şeyden geri durma, yapmamadır.. arapça savm ve sıyam kelimelerinin türkçe karşılığıdır..*oruç çeşitleri:-farz oruç:ramazan ayında tutulan oruçtur..-vacip oruç:adak (nezir) oruçları vaciptir..-sünnet mendup oruç:muharrem ayında 9.ve 10.günü (aşure) veya 11. GünRecep ayının 1.günüŞaban ayının 15.günüZilhicce ayının 9.günü ve arefeŞevval ayında 6.günKameri takvime göre her ay 3 gün özellikle 13, 14 ve 15.günHafta içinde p.tesi Perşembe SAVM-I DAVUD gün aşırı oruç tutulur..*günü belli olan adak orucunda imsakten sonrada niyet etmek caizdir..*sağlıklı olmak orucun edasının farz olmasının şartlarındandır..*ramazan ayında orucu ertelemeye izin veren haller-hamilelik-savaş hali-ölüm tehtiti-yolculuk*hz.peygamber zamanında fitre olarak verilen gıda maddeleri-arpa-kuru hurma-buğday-kuru üzüm

6.Ünite

Dört temel erdemin zıddı rezilet olarak görülebileceği gibi; onların aşırısı ve azlığı da rezilet olarak değerlendirilmektedir. Böylece asıl varlık, tam olana yani esasa verilmektedir. Varlıktan eksiklik bir tür yoksunluk yani rezilet olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bazı islam ahlâkçıları faziletlerin zıddının değil de, onların eksikliği ve aşırılığının rezilet olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerler. Rezilet sahibi kişilerin bulunduğu toplulukta fitne ve fesat çıkar. Bütün faziletler güzel iş ve davranışlardan ibarettir. Bu islam getirdiği prensiplerle Müslümanları faziletli insanlar yapmaya çalışmış böylece onlardan insanlığa örnek ve önder bir topluluk vücuda getirmek istemiştir. Erdemli şehir ve erdemli toplum anlayışının temelinde de bu ahlâk düşüncesi yatmaktadır. Yine erdemsiz toplumlar, rezilet özelliğini haiz yönetici ve bireylerden müteşekkildir. Bedensel hastalıklar bedensel tıp ile tedavi edildiği gibi nefisten ve nefsin alışkanlıklarından kaynaklanan hastalıklar ahlâk ilmi yani ruhanî tıp ile tedavi edilmelidir. Adalet erdemi ile “tevhid” ve ibadetler arasındaki ilişki reziletlerin tedavisi konusunda da ipucu verebilir. İman ruhun aydınlanması için en önemli ışıktır. İbadetler de sınırları bulmada, orta yolu tesis etmede, kısaca adaleti gerçekleştirmede en önemli kılavuzdur.

7.ÜNİTE

HAC VE UMRE 

1) Yahudilikteki, en önemli hac mekanı Kudüs ve çevresidir
2) Hıristiyanlıkta anadoludaki en önemli hac yerleri Antakya ve efestir.
3) Haccın en önemli rüknu zilhiccenin 9. Günü eda edilen Arafat vakfesidir.
4) Hac hicretin 9. Yılında farz kılınmıştır ve bu yılda hz.Ebu Bekir hac emiri tayin edilmiştir.
5) Hz Ebu Bekir ve kafilesi yola çıktıktan hemen sonra Tevbe suresinin ilk ayetleri indi ve hac müşriklere yasaklandı. Hz. Ali bayram günü minada bunu duyurdu.
6) Veda haccı hicretin 10. Yılında yapıldı.
7) Hac yapan şahsın, bir müslümandan beklenen manevi havayı yaşatması gerekir. Dini metinlerde böyle bir hac için Hacc-ı mebrur tabiri kullanılır.
8) ‘’Allah’ın insanı cehennemden azat etmesi hiçbir gün, Arefe gününkinden daha çok olamaz’’
9) Gösteriş için veya haram para ile hac yapmak haramdır.
10) İfrad haccı : Hacı adayı mikatta hac niyetiyle ihrama girer, hac uygulamalarını yapar, ihramdan çıkar.İsteyen bundan sonra tekrar umre için ihrama girer.Şafiler kesin yapar. Kurban kesilmesi vacip değildir
11) Temettu haccı: Hacı adayı mikatta umre niyetiyle ihrama girer.Umreyi yapıp ihramdan çıkar.Terviye(arefe gününden önceki gün) günü tekrar ihrama girer ve hac vazifesine başlar.kurban vaciptir.
12) Kıran haccı: mikatta hem umre hem hac için niyet edilir. Önce umre sonra hac yapılır. Arada ihramsız bir hayat yoktur. Kurban vaciptir.
13) Bir insana haccın farz olması için gerekli şartlar şunlardır: Müslüman olmak – Akıllı olmak – Baliğ(ergin) olmak – Yeterli maddiyata sahip olmak – sağlıklı olmak – Vakit.
14) Haccın edasının farz olmasının genel şartları: Yol güvenliği olması – Yolculuğa engel geçici bir durumun bulunmaması.
15) Haccın edasının kadınlara farz olması için harici 2 farz: Uzun mesafeli yolculuklarda kadının yanında eşinin veya bir mahreminin bulunması – Kadının iddet bekleme durumunda olmaması.
16) Haccın sahih olmasının şartları: Müslüman olmak – akıllı olmak – ergin olmak – ihram – vakit – mekan.
17) Haccın farzları : İhram(şart) – Arafat vakfesi(rükün) – Ziyaret tavafı(rükün)
18) Haccın vacipleri: sa’y , safa ve Merve arasında yürümek – Müzdelife vakfesi – Cemrelere taş atmak – İhramdan çıkmadan önce saçlarının kazınması veya kısaltılması – Veda tavafı
19) Haccın sünnetleri:Kudüm tavafı – Hacıların bilgilendirilmesi(3hutbe)-terviye günü minaya gitmek ve zamanı orda geçirmek- bayram gecesini müzdelifede geçirmek- bayram günlerinde geceyi minada geçirmek – minadan dönerken muhassab veya ebtah denen yerde bir süre dinlenmek.
20) İhram: hac veya umre yapacak kişini bu ibadete başlama işlemidir. İhrama giren kişiye normal hayatta helal olan bazı davranışlar ihramdan çıkana kadar yasaklamış hale gelir
21) Harem ile mikatlar arasında kalan bölge hil bölgesidir.
22) Harem ve onu çevreleyen hillin dışında kalan bütün dünya hakkında afak terimi kullanılır.
23) Mikat denilen Mekke’ye farklı uzaklıklarda olan bu yerler şunlardır: Zülhuleyfe, Cuhfe, Karn, Yelemlem, Zatüırk
24) İhrama giren erkekler elbise yerine büyükçe iki havlu şeklindeki izar ve rida ile vücutlarını örterler.
25) Kadınlar için ihram ile getirilen giyim yasağı yüzünün örtülmesidir.
26) İhramdan çıkmak için erkekler saçlarını tamamen kazıtır (halk) veya ucundan en az parmak ucu uzunluğunda , kadınlar sadece uç kısmından yine parmak ucu kadar keser veya kestirirler (taksir)
27) Haccın ihramından bu şekilde çıkışa birinci tahallül denir. Bu durum cinsel ilişki dışındaki yasakları sona erdirir. Bütün yasaklarınsona ermesi için ziyaret tavafının da yapılmış olması gerekir ve bunada 2. Tahallül denir.
28) Dönüşlerden her birine şavt denir ve bir tavaf, yed, şavttan meydana gelir
29) Hacer-i esvedi secdede olduğu gibi ellerini koyup öpmeye istilam denir.
30) Hac niyeti ile ihrama giren afakilerin Mekke’ye geldiklerinde yaptıkları ilk tavafa kudüm tavafı denir. Haccın rüknu olan ilk tavaf, ifade tavafı veya farz tavafda denilen ziyaret tavafıdır. Haccın edasından sonra memleketine dönmek isteyen hacının yaptığı tavaf, veda tavafıdır buna tavafu’s- sader de denir.
31) Safa ile Merve arasında gidip gelmeye sa’Y denir
32) Fıkıh dilinde hac ve umre ibadeti esnasında kesilen kurbanlara hedy denir.
33) Kurban kesecek durumu olmayan 3 gün hacda 7 gün dönünce toplam 10 gün oruç tutar.
34) Vücutla ilgili yasakların mazeret sebebiyle ihlali halinda 3 seçenekten biri tercih edilir: 1- kurban kesilir 2- altı fakire 1 er fidye verilir 3- üç gün oruç tutulur.
35) Hac ve umrede ihram veya harem sebebiyle uzak durulması gereken bir fiilin işlenmesine cinayet denir.
36) Haccın veya umrenin bozulması : cinsel ilişki yasağının hacda Arafat vakfesinden önce, umrede tavaftan önce ihlal edilmesi hac veya umrenin bozulmasına sebep olur. Bu durumda hac veya umre fiillerine bozulmamış gibi devam edilir.sonra hac kaza edilir ve küçük baş hayvan kesilir.
37) Bedene : hacda yapılan bir yanlış için büyük baş hayvan kesmek
38) Dem : hacda yapılan bir yanlış için küçük baş hayvan kesmek
39) İhsar engellenmektir.İhrama girdikten sonra herhangi bir sebeple yoluna devam edemeyen veya yoluna devamı fiilen yada dinen engellenen kişi muhsar durumundadır. Muhsar: engellenen kişi demektir.
40) Fevat bir şeyin vaktinin geçmesidir. Hac için ihrama giren bir kişi arefe günü Arafat vakfesine yetişmezse o seneki haccın vaktini geçirmiş olur. 41) Vekale yoluyla yapılan hacca bedel haccı denir
41) Arefe günü ve kurban bayramı günlerinden oluşan 5 gün içinde umre yapmak tahrimen mekruhtur.

8.ÜNİTE

KURBAN VE ADAK
1. Dini metinlerde Eyyamu’n – nahr yani kesim günleri olarak isimlendirilen bu zaman dilimi, on iki kameri ayın sonuncusu olan zilhicceni 10-11-12 günleridir
. 2. Kurban bayramında kesilen hayvanlara Arapçada udhiye veya dahıyye yada adhat denir. Kurban bayramına Arapçada idü’l adha denmiştir.
3. Kurban kesilmesi Hanefi mezhebindeki hakim görüşe göre vacip iken, diğer mezheplerin çoğunluğuna göre müekked / kuvvetli sünnettir.
4. 20 miskal (85gr.( altın veya bunun değerinde bir paraya mala sahip olan kimse zengin hükmündedir . Yani bu ölçüde bir mal varlığı olan kimse dinen zengin hükmündedir kurban kesmek için sorumludur.Yalnız burada söz konusu olan malda, zekatta aranan şu iki şart aranmaz Malın üzerinden 1 kameri yılın geçmiş olması 2malın nami yani artıcı olması. Üzerinden yıl geçmemiş böyle bir nisap nisab-ı istiğna yani ihtiyaçsızlık ölçüsü olarak isimlendirilmiştir.
5. Kurban ibadetinin geçerli olabilmesinin şartları vardır bunlar sıhhat şartlarıdır. Kur’an-ı Kerim de buna behimetü’l en’am olarak geçer.
6. Koyun ve keçiler 1 yaşını, sığır ve mandalar 2 yaşını , develer ise 5 yaşını geçince kurban edilebilir.
7. Kuzular için özel hüküm vardır 1 yaşından küçük olup 1 yaşında gibi görünürse kesilebilir.
8. Küçükbaş hayvanlar 1 kişi için büyükbaş hayvanlar 7 kişi için kesilebilir.
9. Satın alınan kurbanlık kaçarsa veya çalınırsa kişi zenginse 1 tane daha alıp keser fakirse yeni bir hayvan almak zorunda değildir.Kesin işleminden sonra hayvan bulursa istenildiği gibi değerlendirilebilir.
10. Kurban olmaya engeller: 2 veya 1 gözü kör – yürüyemeyecek kadar topal – kötürüm derecesinde hasta – kesim yerine gidemeyecek kadar zayıf ve düşkün – kulağının veya kuyruğunun tamamı veya yarısından çoğu kesilmiş – boynuzlarının birisi veya 2si kökünden kırılmış – dili kesilmiş – dişlerinin tamamı veya çoğu dökülmüş – memlerinin başları kopmuş – doğuştan kulakları veya kuyruğu bulunmayan – ayağı kesilmiş olan.
11. Kesim vakti 3. (şafilere göre 4.) günün akşam namazı vaktinin girmesiyle sona erer.
12. Kurban kesimi dini litaretürde tezkiye olarak geçer. Yemek borusu (meri) ve nefes borusu (hulküm) ile birlikte bunların etrafında bulunan 2 damar (vadec) kesilerek yerine getirilir ver kanın iyice akması sağlanır.4 ün 3 ünün kesilmesi de yeterli bulunmuştur.
13. Kesen kimsenin besmeleyi kasıtlı olarak terk etmesi Hanefilere göre hem kurban olma özelliğnin düşürür hemde eti haram sayar.
14. Kuyuya düşen kaçan sıkışan vs hayvanın kesimi kanı en kolay nasıl boşalacaksa öyle olur ancak zorunlu hallerde başvurulabilir buna izdırari kesim denir.
15. Ehli kitap yani Yahudi ve Hıristiyan olan bir kimsenin kestiği de yenir. Fakat bu durumda kesim işlemini yapan gayri müsliminde mutlaka Allah ın adını anması gerekir. Yinede bunun tabiî ki zor olduğu için gayri müslümlere kurban kestirmek ilkesel düzeyde mekruhtur.
16. Kurban etlerinin 3te biri eve 3te biri eşe dosta 3te biri de fakirlere dağıtılır.
17. Fakihler kurban derisinin demirbaş olabilecek bir eşyayla takasına onay vermiştir.
18. ADAK NEZİR KURBAN : Sırf Allah rızası için mutlak olarak adanan veya bir şeyin olması yada olmamasına bağlanarak adanan kurbandır.hepsi fakirlere dağıtılır.
19. AKİKA KURBANI: Çocuğun doğumundan sonra bunu lutfeden Allah a şükür nişanesi olarak kesilen kurbandır. Akika kurbanı Hanefilere göre mubah veya mendup diğer mezheplere göre sünnettir.
20. Nesike kurbanı: Akika kurbanıyla aynı şeydir Peygamber efendimiz bu ismi tercih etmiştir.
21. HEDY KURBANI: hac ibadetiyle ilgili kurbanların genel adıdır.sadece fakirler yiyebilir.
22. KUTLAMA VEYA ŞÜKRAN KURBANI:Önemli bir kimseyi karşılamak açılış yapmak vs. için kesilir. Eti istenildiği gibi kullanılır.
23. Vasiyeti olmadıkça ölmüş bir kişi adına kurban kesilmesi doğru bulunmamıştır
24. Kurban bedelinin veya kendisinin bağışlanması biçiminde eda edilmesi söz konusu olamaz.
25. Kurbanlık hayvanın satımı ve alımı, diğer meşru malların satın ve alımı gibidir.
26. Kurban yükümlüsünün güvenilir birisine vekalet vererek kurbanını kestirmesi mümkündür.
27. Kurban kesildikten sonra kurban namazı adıyla herhangi bir namaz kılınmaz. Aynı şekilde kesilen kurbanın kanının alına veya yüze sürülmesi de doğru değildir.
28. Fıkıh kitaplarında nezr terimiyle anlatılan adak dinen yükümlü olunmadığı halde yüce Allah a farz veya vcip cinsinden bir ibadet yapma sözü vermeye adak denir.
29. Hanefiler mubah saymış , başta şafiler ve diğer mezhepler mekruh kabul etmiştir. Hz Peygamber (sav) hoş karşılamamıştır. 30. Adanılan ibadetlerin yerine getirilmesi gerektiği de Kur an ve sünnet ile sabit olan bir hükümdür.
31. Adağın şartları Müslüman olmak ve aklı başında ve büluğ çağına ermiş olmaktır.
32. Bir şarta bağlı olmayan adağa mutlak adak denir: Allah rızası için kurbankeseceğim 3 gün sonra oruç tutacağım gibi. 33. Bir şarta bağlı olan adağa mukayyed veya muallak adak denir. Sınavları verirsem Allah rızası için Dört rekat namaz kılacağım gibi. 34. Hanefilere göre zaman belirtilsede zaman önemli değildir vaktinden önce yerine getirilebilir. Şafiler adağın ancak o tarihte yerine getirilebileceğini söylemişlerdir.
9. ÜNİTE

YEMİNLER VE KEFARETLER
1. Kasem suretiyle yemin.Vallahi – Billahi – Tallahi denerek yemin cümlesi kurulur
2. Talaka evliliği sonlandırmaya bağlanan yemin. Mesela şu eve ayak basarsam karım boş olsun gibi.
3. Örfün yemin anlamı verdiği kalıplar: Kuran ekmek çarpsın , Mushaf hakkı için vs gibi.
4. Kimi ifade kalıpları niyete ve maksada göre yemin sayılır. ÖR: Şöyle yaparsam kafir olayım , şuraya gidersem Allah a kul Peygambere ümmet olmayayım gibi
5. Yanlışlıkla yapılan yemin ( Yemin i lağv): Mesela borcunu ödemediği halde ödemiş olduğunu zannederek Vallahi borcumu ödedim yada bir kişiyi gördüğünü unutarak Vallahi görmedim ve dil alışkanlığıyla söylenilen yeminler bu kapsamdadır
6. Yalan yemin (yemin-i gamus): Geçmişte veya şimdiki zamanda meydana gelen bir olay hakkında bile bile ve kasten yapılan yalan yemindir.Borcunu ödemediğini bildiği halde Vallahi ödedim denmesi böyledir.Hanefilere göre böyle bir yeminde kefaret yoktur çünkü onu herhangi bir dünyevi bedel yada ceza karşılayamaz. Şafii mezhebi ise, yalanı cezalandırmak amacıyla, Ğamus yemininde kefaretin söz konusu olacağını belirtmişlerdir.
7. Vaad yemini ( yemin- mün’akide)yerine getirilmesi kesin olarak kararlaştırılmış yemin anlamına gelen mün’akid yemin, gelecekte gerçekleşmesi mümkün olan bir eylem üzerine yapılır. Ör: Vallahi borcumu ödeyeceğim.
8. Münakıt yemin 3 kısıma ayrılır A-)Mutlak yemin: herhangi bir vakitle kayıtlı olmayan yemindir. Söz gelimi Vallahi borcumu ödeyeceğim gibi.bu yemin ancak taraflardan biri ölünce bozulur ve kefaret gerektirir. B-)Muvakkat yemin: Bir vakitle kayıtlı olan yemindir. Mesela Vallahi borcumu bugün ödeyeceğim.keffaret sorumluluğu devreye girer. C-)fevr yemini: Bir konuşmaya veya davranışa o anda cevap olmak üzere yapılan anlık yemindir. Mesela yemeğe davet edilen bir kişinin Vallahi yemek yemem demesi gibi yada sokağa çıkmak üzere olan kadına kocasının eğer sokağa çıkarsan boşsun demesi böyle bir yemindir.Eğer yemine bağlanan eylem dini esaslara aykırı (haram) olursa yemine sadık kalınmaz aksine terk edilir ardından kefaret ödenir.
9. 1- İbadet olma özelliği taşıdığı için kefaretler.a – ancak Kur an ve sünnet tarafından konulabilirler , kıyas veya başka yöntemler kullanılarak yeni kefaretler konulamaz b- naslar tarafından belirlenen ibadet ve şekillerle yerine getirilirler. C- sadece Müslümanları ilgilendirirler.
10. 2- Ceza özelliği taşıdıkları için kefaretler a- dinen yükümlü sayılanların sorumluluğundadırlar. Yani ceza ehliyeti taşıyan akıllı ver ergin kişiler kefaret öderler. B- diğer cezalarda daolduğu gibi işlenen suçun vebalini bütünüyle ortadan kaldırmazlar. Bunlar tevbe ve helalleşmenin yerini tutamazlar.
11. Yemin kefareti birinci aşamada on fakirin doyurulması veya giydirilmesi ile bir köle azadı gelmektedir. Bunlardan biri yerine getirilemezse oyüzden 2. Seçenek olan 3 gün oruç tutma seçeneğine geçilir. On fakiri yedirme veya giydirmeye gücü yeten 3 gün oruçla kefareti yerine getirmiş olamaz.
12. Hanefiler, ayetteki on fakirin bir günlük yemek ihtiyacını karşılama hükmünün bir tek fakirin on günlük yemek ihtiyacını karşılama biçiminde de uygulanabileceğini söylemişlerdir.
13. Yemek yedirilen veya elbise temin edilen fakirler sorumlunun bakmakla yükümlü olduğu kimseler olamaz.
14. Bir fakire bir günde on fıtır sadakası vermek veya bir fakire bir günde on elbise vermek bir günlük yiyecek ve bir günlük giyecek vermek sayılır.
15. Kefaret yemin bozulduktan sonra yerine getirilir.
16. Hanefilere göre gayri Müslim bir fakirede kefaret ödenebilir. Şafii ve malikiler ancak hür ve Müslüman fakirlere kefaret ödemesi yapılabileceğini belirtmişlerdir.
17. Oruç bozma kefaretine kefaret-i savm denir kaynağı sünnettir.
18. Önce bir köle azadı olmazsa 2 ay ara vermeden oruç tutma olmazsa altmış fakiri sabahlı akşamlı doyurmasını emretmiştir. Şafiler sadece cinsel ilişkinin kefaret gerektireceğini ileri sürmüşlerdir.
19. Hanefiler ve Şafiilere göre kefaret sırası takip edilir Malikilere göre edilmez.
20. İhramlıyken tıraş olma kefareti kefaret-i halk diye adlandırılır. Kefareti ya 3 gün oruçtur ya altı fakiri doyurur yada küçükbaş hayvan kurban eder
21. Hayızlı eşle cinsel ilişki kefareti bir dinar yaklaşık 4,25 gr yada yarım dinar altını sadaka olarak verecektir.
22. Bilindiği üzere kasden ve tasarlayarak adam öldürmenin dünyadaki cezası Kur ‘ an – ı Kerim e göre kısastır.
23. Kazayla adam öldürülürse öldürülenin ailesine verilecek olan diyet cezası yanında birde kefaret vardır. Kefaret i katl olan bu sorumluluk önce bir Müslüman köleyi hürriyetine kavuşturmak eğer bu yapılamıyorsa 2 kameri ay üst üste oruç tutmaktır.
24. Zıhar kefareti : Sen bana annemin sırtı gibisin diyerek eş boşama kefaretidir. Bu çirkin davranışı kınayan Kur’an böyle bir boşanmanın geçerli olamayacağını belirtmiş fakat yapılan çirkin davranışı cezasız bırakmamıştır. Önce bir köle azadı , eğer bu yapılamıyorsa 2 kameri ay ard arda oruç tutmak bunada güç yetmiyorsa 60 fakiri sabah akşam doyurmak.
10. Ünite

Haramlar ve helaller

  1. Haramlık durumuna hurmet haram kılmaya tahrim haram kılınan fiile veya nesneye de ‘’haram’’ adı verilir.
    2. Haram için 3 unsur , özünde veya vasfında bir kötülük bulunmak – yasaklığı kesin bir dille sabit olmak – delalet açısından kesin bir ifadeyle yasaklanmak
    3. Hanefiler dışındaki İslam hukukçularının çoğuna göre ise haram zanni delil sayılan ve kesin bilgi ifade etmeyen haber-i vahid ile de sabit olabilir. Hanefiler , haber-i vahidle kesin ve bağlayıcı şekilde yasaklanan fiile tahrimen mekruh kesin ve bağlayıcı olmayan yasaklanmaya ise tenzihen mekruh adını verirler.
    4. Özünden haram ( haram li zatihi/li- aynihi):TANIMI: dinin ana kaynaklarının özü mahiyeti ve varlığı açısından kötülük ve zarar içermesi dolayısıyla temelden haramlığına hükmettiği fiildir. Zina hırsızlık vs. HÜKMÜ : Fiil gayri meşrudur.zaruret durumunda sadece zarureti savacak ölçüde ruhsat/izin vardır. Mükellef bu fiili yaparsa batıl kabul edilir ve ulaşılmak istenen menfaat fiilin sahibine tanınmaz.haramı inkar eden dinden çıkar.Haram fiilini işlemekten sakınanlara adil, işleyenlere ise fasık asi günahkar denir.
    5. Dolaylı haram (haram-li ğayrihi) : Özü açısından değil, vasfı açısından kötülük ve zarar içermesine dayanarak dış bir unsur dolayısıyla haramlığına hükmedilen fiildir.Başkasının malını rızasız almak fiilinde başkasının malını almak fiili için haramlık söz konusu değildir ; haramlık başkasının malını malikinden izinsiz olarak elkoymaktan dolayı ortaya çıkmıştır. Vasfındaki gayri meşruluk ortadan kalkmadıkça dolaylı haramlık sona ermez. Hanefilere göre batıl kabul edilmez ancak nezih sayılmaz böyle bir mülkiyet habis bir mülkiyettir. Haram kısmın terki farzdır. Kesin haramı inkar eden dinden çıkar. Haramlık kesin delile dayalı değilse helal sayan kimse dinden çıkmaz ama fasık olur
    6. Allah (c.c) şirk koşmak en büyük haramdır.
    7. Şirkten sonra büyük günahlar gelir hadislere göre şirkten sonra en büyük günah komşunun hanımıyla zina etmektir ondan sonrada seninle yemeğini paylaşır korkusuyla çocuğunu öldürmendir. Namaz oruç gibi farzları terk etmek kumar hırsızlık yalan iftira gibi fiilleri yapmakta büyük günahlardandır.
    8. Küçük günahlar haramın en alt kademesidir.
    9. Yasak fiil bazı halde ‘’ruhsat’’ denilen istisnai hükümle sadece ihtiyacı giderme derecesinde ve geçici olarak mubah, hatta bazen vacip olabilir.
    10. Terfih (genişlik) ruhsatı (mubah ruhsat ):haram hükmü ve bu hükmün sebebi ortadan kalkmadığı halde mubah muamelesi gören ruhsattır.hayatı tehlike durumunda mecbur olarak başkasının malından yeme gibi. Azimet veya ruhsat gibi 2 seçenek vardır ruhsat yolu da mubah tır. Azimeti tercih etmek daha sevaptır.
    11. Iskat (zaruret ve kolaylık) ruhsatı ( vacip ruhsat) : ölümden kurtulmak için eğer başka seçenek yoksa domuz eti yemek gibi.tek seçenek ruhsatı kullanmaktır ruhsat azimet olmuştur. Ruhsat kullanılmaz azimette ısrar edilirse günahkar olunur
    12. İbaha-i şer’iyye (din kaynaklı mübah ) : deniz hayvanlarının yenmesinin helalliği gibi. Ayet veya hadisle onalı mübah.
    13. İbaha-i Asliye/akliye) (akıl kaynaklı mübah):Ayet veya hadis bulunmadığı için mübahlık aksi sabit oluncaya kadar devam eder. İnsanı ihtiyaçlardır şeker yemek gibi.
    14. Tür olarak sadece domuz eti haramdır.
    15. Eti yenmeyen hayvanlar: azı dişleriyle kapıp avlayan hayvanlar kurt ayı vs –tırnaklarıyla kapıp avlayan ve korkunç tabiatlı hayvanlar kartal akbaba vs – iğrenç tabiatlı olup insana tiksinti veren hayvanlar yılan akrep kene vs.
    16. Melez hayvanlar: Hanefiler ve malikiler doğan yavrunun annesine tabi olduğunu belirtirler. Şafiiler ve Hambeliler ise baba veya anneden birinin etinin yenmemesinin yavrunun etinin haramlığı için yeterli olduğunu savunmuşlardır.
    17. Deniz su hayvanları : Fakihlerin çoğuna göre bütün deniz hayvanları helaldir. İmam malik e göre yalnızca deniz domuzu mekruhtur.
    18. Şafii mezhebine göre eti yenmeyen kara hayvanlarına benzeyen su hayvanları haramdır. Hanefilere göre deniz hayvanlarından yalnızca bütün türleriyle balık helaldir.
    19. Hayvanı kesen veya avlayan kişinin Müslüman yada ehli kitap olması gerekir. Bu yüzden ateistlerin animistlerin ve putperestlerin kestiği hayvanın eti helal değildir.
    20. Dini kesim usulünce yapılmayıp kendiliğinden veya başka hayvanların saldırısı sonucu ölmüş hayvanlara meyte (murdar) adını verir. Bu etler haramdır.
    21. Tavuk kaz ördek ve hindi gibi eti helal kümes hayvanlarının dinen necis sayılan maddelerle beslendikleri taktirde bekletilmeden kesilip yenmeleri bütün mezheplere göre mekruhtur. hayvan bekletilip temiz gıdayla beslenmesinden sonra yenilebilir. 22. Sarhoş edici ve uyuşturucu maddeler kesin bir üslupla yasaklanmıştır.
    23. Birçok alim Sigara içmenin birçok zararından dolayı haram olduğunu söylemiştir.
    24. Haram nesnelerle tedavinin helal olması şartlıdır. Kullanılmadığı halde sağlığı tehdit eden gerçek bir hastalık oluşması – yerine geçecek bir ilaç olmaması – güvenilir bir doktor tarafından tavsiye edilmelidir.
    25. Dışarda Erkeğin göbekle diz kapağı arası kadının ise el ayak ve yüz dışındaki bütün vücudunun örtülmesi ile olur 26. Saç ektirip peruk takmayı İslam hoş görmemiştir. dövme yaptırmak ve Kaş aldırmak doğru değildir hz. Peygamber (sav) ın lanetine uğrar. Normal olan dişlerle oynayıp modaya uymak caiz değildir. İlla gerekli olmadıkça estetik ameliyat caiz değildir.
    27. Altın gümüş kap kacak ev eşyası ipeğin de sergi vb olarak kullanılması erkek ve kadın tüm Müslümanlara haramdır.
    28. Mukaddes sayılan tapınılan uluhiyet izafe edilen şeylerin resimlerini yapmak ve kullanmak haramdır. Canlı resimleri kutsama veya ululamaya götürmedikçe caizdir. Canlılara ait olmayan resimleri yapmak serbesttir.
    29. Haram işlerde çalışmak, hırsızlık ve gasp, ihtikar , faiz rüşvet , kumar piyango ve faiz esasına dayanan bireysel emeklilik ve hayat sigortası haramdır. Sigortanın haram olmasının sebebi ; diyelimki sigortaya 500 tl ile bağlanırsın ama evin yandığı zaman sigorta sana 30.000 lira verir yani verdiğinden fazlasını alırsın bu yüzden haramdır ve birçok sigorta şirketi bankalarla bağlantılıdır.
    30. Bir müslümanın iffetsiz biriyle evlenmesi caiz değildir. Ancak tevbe edip nefsini düzeltenler dışında. Ehli kitapolan gayri müslümlerden kız almak caizdir ancak kız vermek caiz değildir.
    31. Zinayı meşru kılmak için evlenmek yasaktır.Ayrıca annenin hayatı söz konusu değilse kürtaj haramdır.
    32. Yabancının avret yerine bakmak,masturbasyon,üreme organı dışında cinsel birleşme,hayızlı eşle ilişki,zina,homoseksüellik,lezbiyenlik,yabancı olan karşı cinsle baş başa kalma, hayvanla cinsel ilişki kadınsı veya erkeksi davranışlar haramdır.
    33. Av tarla bahçe sürü köpekleri dışında köpek beslemek veya domuz beslemek haramdır.
    İslam Ahlak Esasları Ders Notları ve Sorular
    1. Hz. Peygamber’in Müslümanlar için usve hasene olması ne demektir? Güzel örnek
    2. Hilmi Ziya Ülken’e göre değerler alemi neye bağlıdır?Varlık alemi
    3. Peygamberlerin insanlığa öğrettikleri hayat düzenine ne ad verilir? Din
    4. Aşağıdakilerden hangisi “Hayrı, iyiyi ve varlığa yakın olanı tercihe yatkınlık” anlamına gelmektedir? İhtiyar 5. Ahlâki terim ve kavramlar ile ahlâki önermelerin anlamı ve birbiri ile irtibatını, bunların nasıl temellendirildiğini inceleyen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir? Ahlâk felsefesi
    5. Davranış düzenleri arasında makul bir tercih yapılamayacağını iddia eden,
    insanların bütün kararlarının nihai olarak eşdeğer/değersiz olduğunu
    savunan tavra ne ad verilir? Ahlâki görecilik/ahlâki rölativizm
    6. Aşağıdakilerden hangisi İslâm ahlâkının ana kaynaklarını ifade eder? Akıl ve nakil
    7. Nakil denildiğinde aşağıdakilerden hangisi anlaşılmaz?. Rüya
    8. Ahlâki konularda Kur’an-ı Kerim’in muhatabı aşağıdakilerden hangisidir? İnsan
    9. Kur’an-ı Kerim’in ahlâki konulardaki üslubuyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?Ahlâki değil, sadece dini ifadeleri kullanır.
    10. Mu’tezile’nin ahlâk anlayışı bu ekoldeki hangi prensibe dayandırılmaktadır? Adalet
    11. Eş’ariliğe göre hayır ve şerrin yaratıcısı kimdir? Allah
    12. Maturidi’nin ahlâk teorisinde ahlâki fiiller kaç kısma ayrılır? 2
    13. Filozoflara göre hakikatin nihai belirleyicisi kim veya nedir? Akıl
    14. Aşağıdakilerden hangisi tasavvufta dünya nimetlerine karşı ilgisizliği göstermez? Diğergamlık
    15. Aşağılardan hangisi İslâm ahlâkının bir ilkesidir?
    Doğruyu söylemek iyidir.
    16. İnsan nerede Allah’ın halifesidir?Yeryüzünde
    17. Aşağıdakilerden hangisi ahlâki yaptırım mercii değildir? Melekler
    18. Aşağıdakilerden hangisi mekasidü’ş-şeri’a dan biri değildir?Kalbi Muhafaza
    19. İyi ve kötü aşağıdakilerden hangisinin temel kavramlarıdır? Felsefe
    NOT:*İslam dininde mekasidü’ş şeri’a olarak ifade edilen 5 maksad hep muhafazaya işaret eder.Bunlar:
    -aklı muhafaza
    -dini muhafaza
    -nefsi muhafaza
    -nesli muhafaza
    -malı muhafaza
    *Kuranı kerimde iyiyi ifade eden tabirler :birr , hasene , maruf
    *Kuranı kerimde kötü ifade eden tabirler: ism, seyyie, münker
    *Kelam eserlerinde iyi ve kötü hüsün ve kubuh olarak bazende hayr ve şer olarak ele alınmıştır.
    *İslam ahlakının ilkelerinden biri ”en güzel örnek Hz Peygamberdir.”
    Hz.Peygamberde en güzel örnek vardır cümlesi islam ahlakının bir ilkesidir.
    *Yeryüzündeki allahın halifesi insandır.
    20. Aşağıdakilerden hangisi İslâm ahlâkında temel erdemlerden biri değildir?Tevazuu
    21. Aşağıdakilerden hangisi İslâm ahlâkında adalet erdeminin zıddıdır?Zulüm
    22. İslâm ahlâkında adalet ve tevhid arasında derin bir bağlantı kuran kuramcı
    aşağıdakilerden hangisidir? İbn Miskeveyh
    23.İslâm ahlâkında erdemlerin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir? Saadet
    24. İslâm ahlâkını bir mutluluk bilgisi olarak kaleme alan Yusuf Has Hacip’in eserin adı nedir? Kutadgu Bilig
    25. Aşağıdakilerden hangisi İslâm ahlâkında şaşkınlık reziletinin ait olduğu nefsi yetenektir? Temyiz gücü
    3.İslâm ahlâkında cehalet rezileti hangi insanî nefsin emrindedir? Nazarî nefs
    26. İslâm ahlâkında reziletlerin iyileştirilmesinde onay mekanizmasının önemli olması hangi insanî fiil ile bu gerçekleştirilebilir? Sevgi
    27. Yunus Emre aklın düşmanı olarak hangi rezileti görmektedir? Öfke
    28. Ailenin temeli aşağıdakilerden hangisi ile atılır? Evlilik
    29. Aşağıdakilerden hangisi tarafların birbirini daha iyi tanımalarına yönelik, dine, örfe ve ahlaka uygun evliliğe hazırlık dönemidir?Nişanlılık
    30. Evlilik, insan nefsinin güçlerinden hangisinin meşru bir şekilde gerçekleştirilmesidir? Arzu
    31. Anne-babalar çocuklarına miras olarak neyi bırakmazlar? Kimliklerini
    32. Aşağıdakilerden hangisi “ailenin, üzerine kurulduğu ahlâk değerleri”nden biri değildir? Maddî birikim
    33. İnsanın “biyopsişik” bir varlık yapısına sahip oluşu, insanın hangi özelliğini ifade eder? Ruh-beden bütünlüğünü
    34. Aşağıdaki kavramlardan hangisi insanın toplumsal bir varlık oluşunu çağrıştırır? Üns
    35. İslâm ahlâkında birinin kendi hakkı olan bir şeyi, bir zorunluluk olmamasına rağmen, salt iyilik düşüncesiyle başkasına devretmesi durumuna ne ad verilir? Îsar
    36. Aleyhine bile olsa haktan ve hukuktan ayrılmamak, iki yüzlü davranmamak, özünde ve sözünde dürüst olmak durumuna ne ad verilir? Doğruluk
    37. Denizde seyreden bir gemiye hasar verip batırmaya çalışan birine karşı duyarsız kalıp engel olmamak, hangi toplumsal ahlâk ilkesinin ihlâlidir? Emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker
    38. Aşağıdakilerden hangisi İslâm iş ahlâkı ile ilgili dört temel esastan biri değildir? Hikmet
    39. İş ahlâkı bağlamında adalet ve ihsan erdemleriyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi en doğrudur? İhsan adaletten üstündür.
    40. Aşağıdakilerden hangisi iyi bir tüccarın iş hayatıyla birlikte dinini de koruması için dikkat etmesi gereken hususlardan biri değildir? Sektördeki gelişmeleri takip etmesi .
    41. Aşağıdakilerden hangisi İbn Haldun’a göre işbirlik ve güvenirlik açısından değerlendirilebilecek dört işçi türünden biri değildir?İşini umursamaz ve güvenirliği umulmaz
    42. Erdem-Ekonomi ilişkisinde mutedil düzeyin ana ilkesi aşağıdakilerden hangisidir? Faydalı olmak
    43. Çevre konusunda, Kur’an’da yaklaşık kaç ayet vardır? 500
    45. Çevre ahlâkının bağımsız bir disiplin halini almaya başlaması hangi tarihlere rastlar? 20. yüzyılın son çeyreği
    46. Kur’an-ı Kerim, “karada ve denizde fesat çıkmasını” kime bağlamaktadır? İnsanlara
    47. Aşağıdakilerden hangisi İslâm çevre ahlâkının dört kuramından biri değildir? Çevrecilik
    48. İslâm çevre ahlâkı ilkeleri arasında aşağıdakilerden hangisi hayvan haklarıile en yakındanilgilidir?Merhamet ilkesi

 

Bir önceki yazımız olan DGS'ye Hazırlananlara Kazanandan 8 Öneri başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.