MEB Açıkladı: Seçim Öncesi Öğretmen Ataması Olacak mı?

Bakan Avcı, 2015 Temmuzu'nda yapılacak KPSS sınavının sonuçlarına göre Ağustos ayında öğretmen atamalarının yapılacağını açıkladı. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, A Haber'de canlı olarak yayımlanan Kardaj programında Zeynep Bayramoğlu'nun eğitime iliş

MEB Açıkladı: Seçim Öncesi Öğretmen Ataması Olacak mı?

Bakan Avcı, 2015 Temmuzu'nda yapılacak KPSS sınavının sonuçlarına göre Ağustos ayında öğretmen atamalarının yapılacağını açıkladı.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, A Haber'de canlı olarak yayımlanan Kardaj programında Zeynep Bayramoğlu'nun eğitime ilişkin sorularını cevapladı. Seçim ataması gibi popülist bir yaklaşım olmaz "Şimdi diyelim bir öğretmenimiz A iline tayin oldu, Ordu'ya tayin oldu veya Trabzon'a tayin oldu. Ama eşi Eskişehir'de bir işte çalışıyor, devlet memuru değil ama sigortalı özel bir işte çalışıyor. Eskiden eş durumundan, yani benim eşim Eskişehir'de, ben onun yanına gitmek istiyorum dediği zaman bir kamu görevlisi, ona şu soruluyordu: Eşin ne zamandan beri, en az 1 yıl orada sigortalı çalışıyorsa bu tayini isteme hakkınız vardı. Bu genel kural, bütün devlet memurları için yürürlükte olan bir genel kuraldı. Daha sonra Başbakanlık yönetmeliğiyle bu genel kural üç yıla çıkartıldı. Çünkü, küçümsenmeyecek sayıda suiistimaller olduğu da görüldü. Yani sırf eşini yanına aldırabilmek için bir yıllık sigorta parası ödüyor, sigortalı görünüyor ve eşini yanına aldırdıktan sonra o iş bitiyor. Böyle şeyler olduğu için Başbakanlık yönetmeliğinde bir değişiklik yapıldı ve kamu çalışanlarının eş durumundan tayin isteyebilmeleri için eşinin herhangi bir yerde üç yıl kesintisiz sigortalı çalışıyor olma zorunluluğu getirildi. Yani Trabzon'daki bir kamu görevlisi diyelim bir hanım, Eskişehir'deki kocasının yanına gelmek istediği zaman ona Eskişehir'de eşinin en az 3 yıldır sigortalı olarak çalışıyor olma şartı getirildi. Ne zaman? Geçen sene. Ve bütün kamu kuruluşları, bütün bakanlıklar kendi yönetmeliklerini de buna uydurmak zorunda, uyarlamak zorunda, çünkü o üst yönetmeliktir, Başbakanlığın yönetmeliği, Devlet Personel'in yönetmeliği üst yönetmeliktir. Biz de bakanlıklar olarak, kamu kuruluşları olarak kendi yönetmeliklerimizi ona uyarlamamız gerekiyor. Biz bu sene biraz da zorlamayla bu uyarlama sürecini geciktirerek, geçen yıl müracaat etmiş olanları mağdur etmemek için bu şartı, geç uyarladık. Bu arada da 1 yıllık sigortalı çalışanların bile atama şeylerini yaptık, eş durumundan tayinleri yaptık. Hiç olmazsa 1 sene onları o genel kuralın dışında tutmuş olduk öğretmenlerimizi. Ama artık onu yapacak durumda değiliz, çünkü yasal olarak o üst yönetmeliğe uymak zorundayız uyduk. Şimdi 3 yıl böyle bir zorunluluğumuz var. Öğretmen atamalarını ben müteaddit defalar açıkladım. Bir kere daha üzülerek açıklayayım, çünkü bu konuda çok beklenti içinde olan gençler olduğunu biliyorum. Ama aynı zamanda Temmuz ayında yapılacak olan KPSS sınavını bekleyen, belki onlardan çok daha fazla sayıda ilk defa bu sınava girecek gençlerin de olduğunu biliyorum. Şimdi aslında biz yasa gereği Temmuz ayında yapılacak olan KPSS sınavlarıyla öğretmen adaylarını alıyoruz. Temmuz ayı başında KPSS sınavı yapılıyor, bazı branşlar için de ayrıca alan sınavı yapılıyor. Sonra oradan alınan puanlara göre Ağustos ayında atamalar yapılıyor. Geçen sene nasıl yaptık? Geçen sene yine aynı şekilde Temmuz ayında KPSS ve alan sınavları oldu, o sınavlardan alınan puanlarla biz Ağustos ayında atamaları yaptık. Yetmedi, yine 2014 KPSS'si sınavından alınan puanlarla Şubat ayında da atamalar yaptık, 15 bin de Şubat ayında yaptık. Yani 2014 sınavıyla 50 bin öğretmen adayı aldık 2014 sınavıyla. Şimdi 2015 sınavını bekleyen yeni mezun olacak veya geçen sınavda başarılı olamadığı için tekrar sınava girecek binlerce öğrenci var, binlerce aday var. Onlara şunu söyleyemeyiz: Biz önümüzdeki Temmuz'daki sınavla değil yine 2014 sınavıyla alacağız dediğimiz zaman bunlar ayaklanırlar haklı olarak. Şimdi önümüzde 1 ay sonra, 2 ay sonra sınav var. Kaldı ki 2014 sınav sonuçlarına göre hala Nisan'da veya Mayıs'ta öğretmen alınsın ne demek? Bizim Haziran'da zaten okullar tatile giriyor, yani yıl sonunda okullar kapanırken öğretmen alın demiş oluyorlar. Tamam, çocuklar da şöyle bir şeyle kendilerini biraz daha meşrulaştırmaya çalışıyorlar: Tamam bizi şimdi alın da, Eylül'e kadar maaş vermeyin, Eylül'de biz göreve başlayalım; bu olmaz. Şimdi 2015 sınavı Temmuz ayında yapılacak... Bir de seçim geliyor, dolayısıyla seçim için. Böyle popülist şeyler olmaz seçim ataması falan, hele öğretmen atamasında. 2015 Temmuz'unda, yani 2 ay sonra KPSS sınavı yapılacak, o sınavın sonuçlarına göre de Ağustos ayında aday öğretmenlerimiz atanacaklar."

Tüm Öğretmen Haberleri İçin Tıklayın

Öğrenmede bireysel farklılıklar "Şunu demek istiyorum: Bazı çocuklarımız hızlı öğrenir, bazı çocuklarımız geç öğrenir, ama öğrenir. Her bir çocuğun kendine göre bir öğrenme temposu vardır. Öğretmen kalabalık bir sınıfta bunu ayırt edemeyebilir, her çocuğun temposuna göre... Şimdi mesela biz müfredatı ayarlarken onu da yapmaya çalışıyoruz, yani sınıfları ona göre oluşturalım ki aynı tempodaki çocuklar bir arada olurlarsa belki daha verimli olur. Ama şunu yapmaya çalışıyoruz: Çocukların hepsini her dersten aynı oranda başarılı olacaklarmış gibi şartlandırmanın manası yok. Bazı çocuklar bazı derslerde çok başarılı olurlar, bazı derslerde biraz daha geride kalırlar. O zaman bizim yapmamız gereken, niye bu derste geride kalıyor onu anlamaya çalışalım; sevmediği için mi, yeteneği olmadığı için mi, sınıfın temposuna ayak uyduramadığı için mi, öğretmeniyle iyi iletişim kuramadığı için mi, bütün bunları bilebilirsek o zaman her çocuğumuzu severek ilerleyeceği kulvarlara yönlendirebiliriz. Ama bunun için de öğretmenlerimizin de ayrıca iyi yetişmesi gerekiyor, yani bu bayağı bir sanat." Öğretmenler için performans değerlendirmesi "Çok polemik konusu yapılan, aday öğretmenlerin... Eskiden şöyleydi: Bir öğretmen adayı göreve başladığı zaman, ilk atandığı zaman 1 yıl stajyer statüsündedir, bütün devlet memurlarında da böyledir. 1 yıl çalışır, ondan sonra 1 yılın sonunda sicil amiri tarafından uygun görülürse asaleti tasdik edilir; eski uygulama bu. Bu ne demek? Sicil amiri tarafından, yani kimin emrinde çalışıyorsa onun takdiriyle asaleti onaylanıyor veya onaylanmıyor. Şimdi biz bunu öğretmenler için değiştirdik, şöyle yaptık: 1 öğretmende aranması gereken 50'ye yakın kriter belirledik. Bunun içinde mesai saatlerine riayet ediyor mu, meslektaşlarıyla iyi geçiniyor mu, velilerle diyalogu nasıl gibi, branşı ne olursa olsun her öğretmende aranması gereken asgari şartları belirledik ve 50'ye yakın kriter haline getirdik. Bu kriterlerle öğretmenlerin performansını değerlendirelim dedik yönetmeliğimizde. Peki, kim değerlendirecek, sicil amiri mi? Hayır. Bir tane kurum yöneticisi, okul müdürü, bir de kıdemli öğretmen onun mentorü diyoruz, ustası gibi, o takip edecek, Maarif müfettişi, yani üç ayrı makamdan veya muhataptan bu kriterlere ilişkin değerlendirmeler alalım dedik ve şu şartı da getirdik: Eğer siz müfettiş olarak bir öğretmeni değerlendirirken şu konuda bu öğretmen adayımız çok zayıf diye olumsuz bir kanaat belirtmişseniz onu kanıtlamak zorundasınız, onun somut şeyini de dosyaya ekleyeceksiniz. Yani kafadan mesaiye riayet etmiyor demeniz yetmez. Yani araya mümkün olduğu kadar duygusal sempatiler-antipatiler girmeden, objektif değerlendirilebilsin diye, olumsuz değerlendirmelerin de kanıtlanması şartını getirdik. 1 yıllık süreyi de başarısız olanlar için 2 yıla çıkardık. Yani 1 yılın sonunda bir öğretmen adayı 100 üzerinden, bunların ortalamasıyla 100 üzerinden 50'nin altına düşmüşse, 50'nin altında bir puan almışsa, o zaman ola ki bu öğretmen o sosyal çevrede, o arkadaş grubuyla o okulda imtizaç edemediği için başarısız olmuş olabilir, onu alalım, başka bir okulda bir kere daha deneyelim, 1 yıl da o okulda deneyelim. Sonrakilerin performans değerlendirmesi de ayrı, onları da ayrıca. Zaten meslekte olan öğretmenlerimizin de başarılarını, varsa eksiklerini, onları da hizmet içi eğitimlerde takviye edebilmek için bilmemiz lazım. Yani bir öğretmenimizin sınıfı diyelim matematik öğretmeni, işte bu TEOG sınavları o yüzden çok işimize yarıyor, yarayacak ileride de bu birikim sağlandığı zaman. Diyelim önümüzdeki 4 senenin sonunda bir matematik öğretmenimizin sınıfı bütün TEOG sınavlarında dökülüyor, orada bir sorun var demektir. O zaman o öğretmenimizi belki yeniden eğitmemiz gerekiyor. Veya çok başarılı, onu da ödüllendirmemiz gerekiyor. Onun 4 senelik birikimine bakıyoruz TEOG sınavlarında diyelim veya diğer sınıflardaki performansına da, bu öğretmenimizin bütün çocukları da, bütün öğrencileri de çok başarılı, 4 yıl boyunca hepsi çok başarılı, ha çok iyi bir öğretmen demek ki, tamam onu da ödüllendirelim. Bakın eğitimdeki bütün uygulamaların, bütün düzenlemelerin neticelerini tam tartabilmek için gerçekten zamana ihtiyacımız var. Osmanlıca dersi zorunlu mu olacak? "Hayır, Osmanlıca dersi daha önceden de sosyal bilimler liselerinde zorunlu olarak vardı, sosyal bilimler liselerinde başarıyla uygulanıyordu. Daha sonra ne yaptık? Oradaki örneklerden yola çıkarak imam hatip liselerinde de bu dersi seçmeli olarak uygulanmasını sağladık. Geçen seneden itibaren normal Anadolu liselerinde de seçmeli ders olarak Osmanlıca derslerini koyduk. Niye seçmeli? Çünkü bütün Anadolu liselerinde talep olsa bile o kadar sınıf ve öğretmen bulma şansımız şu anda yok. Dolayısıyla altyapısı, yani hem fiziki altyapısı, hem beşeri altyapısı, yani öğretmen kapasitesi elverişli olan okullarımızda seçmeli olarak bu dersleri veriyoruz ve ciddi rağbet de görüyor, Osmanlıca dersi zorunlu değil şu anda Anadolu liselerinde. "Enformatik Cehalet" "Enformatik Cehaletin devamını sosyal medyayı da içerecek şekilde yazmam gerekse, onun adı enformatik zır cehalet olurdu. Şimdi Enformatik Cehalet'in yazıldığı zaman orada söz konusu edilen mecralar işte gazeteler, radyolar, televizyonlar; internet bile yok henüz. Orada gelmekte olana işaret olarak var da, böyle bir geliyor filan diye. İlk baskı 90. Şimdi 90'larda henüz Türkiye'de internet filan o kadar yaygın değildi, dolayısıyla o kitabın yazıldığı tarihte olmayan pek çok yeni mecra bu işe eklendi, bunların başında da işte Facebook, Twitter gibi sosyal medya mecraları geliyor. Oradaki düzeyi de siz de görüyorsunuz zaten. Yani herkes için, bütün sosyal medya kullanıcıları için söylemiyorum... Veya kameraman arkadaşlarımız gibi veya bu sohbeti izleyen seyircilerimiz gibi bunu yerli yerince kullanan, gerçekten anlamlı paylaşımlar yapan insanlar var tabi, ama bu havuzun o kadar geniş olmadığını da biliyorum. O yüzden ben bir kere daha söyleyeyim, hala benim adıma açılmış sahte hesapları benim zanneden insanlar var. Benim Twitter'da adıma açılmış, benim açtığım hiçbir hesap yok. Benim adıma açılmış 3-4 veya 5 tane sahte hesap var, onların bizimle alakası yok. Bizim Basın Müşavirliğimiz ciddiye aldıklarını takip ediyor, ama herkesi zaten takip etmeniz mümkün değil. O yüzden, düzeysizleri bir kenara ayırarak söylüyorum, ortak ilgileri olan insanların bu mecralar üzerinden birbirlerine yararlı paylaşımlarda bulunma ihtimallerini göz ardı etmiyorum, ama bunun... Kafka'nın çok güzel bir sözü var, su yayıldıkça sığlaşıyor. İşte en sonunda sosyal medya dediğimiz olguyla iyice... Bir de, sosyal medya çok sanki bireysel seslerin yükseldiği veya kendini duyurabildiği bir alanmış gibi takdim ediliyor ama, değil. Sosyal medya çok denetimli, örgütlü kampanyaların da mecrası olarak kullanılıyor. O yüzden sosyal medya kullanıcıları o yanılsamadan kurtulsalar iyi olur, kurtulamayacaklarını biliyorum da, yani sanki 10 bin kişi aynı şeyi söyleyince bir hakikati söylemiş olduklarını zannedebiliyorlar, halbuki o 10 bin kişi bir yerden manipüle edilerek aynı sesi çıkarmaları sağlanabiliyor, artık bunun teknikleri olduğunu hepimiz biliyoruz." Almanca dersiyle ilgili ortaokul müfredatı "Şimdi bu soru sadece Almancacılardan gelmemiştir, diğerleri sonra size kızabilirler, Fransızcacılardan da geliyordur, Osmanlıcacılardan da geliyordur. Her branştan arkadaşlarımız, öğretmen adaylarımızın atanma talepleri vardır. Onlara ayrılan, önümüzdeki dönem diyelim veya Şubat'tan örnek vereyim, 15 bin yeni öğretmen alacağımızı duyurduğumuz zaman, 5 bin İngilizceye verin, 5 bin Almancaya verin, işte 3800 tane Fransızcaya verin gibi örgütlü talepler oluyor. Bunları topladığınız zaman, bütün alanların kendileri için istedikleri kontenjanları topladığınız zaman 200 bini filan bulur, çünkü biz yüzlerce branşta öğretmen alıyoruz. Yani meslek liselerimizdeki branşlar, onların alt bölümleri filan, onları hesap ettiğiniz zaman çok sayıda branşımız var ve her branş kendisine en yüksek sayıda kontenjan verilmesini istiyor, Almanca öğretmencilerimiz de. Ama biz şuna bakıyoruz: Hangi branşta ne kadar ihtiyacımız var, ne kadar eksiğimiz var. Yani diyelim Almanca branşındaki norm kadronun yüzde 1'i kadar daha ihtiyacımız var, o zaman mevcut atamanın içinden yüzde 1'i onlara ayırıyoruz, onu sonra illere göre dağıtıyoruz, her ilin hangi branştan ne kadar ihtiyacı var. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da çok büyük dengesizlikler vardı, onu son 2 yıldaki yaptığımız atamalarla çok ciddi manada dengeledik. Şu anda Doğu'da ve Güneydoğu'daki öğretmen doluluk oranımız Türkiye ortalamasının üzerinde, bunu rahatça söyleyebilirim. Ama siz sormadan onu da söyleyeyim; oralara hep yeni başlayan öğretmenlerimizi gönderiyoruz, dolayısıyla oradaki çocuklarımız tecrübeli öğretmenlerle muhatap olmuyorlar. Onu da düzenlemek için şimdi yeni bir sistem üzerinde çalışıyoruz, öğretmenlerimizin Doğu'da ve Güneydoğu'da, özellikle 29 vilayette en az 3-4 yıl kalarak aldıkları öğrencileri bitirecekleri kadar, yani ilkokulda 1'de aldığını mezun etsin, ortaokulda aldığını. Bu tür düzenlemeler için, tecrübeli öğretmenlerimizi oraya yönlendirebilmek için bazı teşvikler üzerinde çalışıyoruz."
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.