Birinci Dünya Savaşı‘nın ardından ABD’nin, çıkarları bağlamında Osmanlı Devleti ve komşu ülkeleri incelemek üzere Harbord Askeri Heyeti‘ni bölgede görevlendirmesi, Türk-Amerikan ilişkileri tarihinde en belirleyici dış siyaset uygulaması olarak değerlendiriliyor

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar‘ın doktora tezi olarak hazırladığı “Harbord Askeri Heyeti Raporu” kitabı, ABD Başkanı Woodrow Wilson’un 1 Ağustos 1919’da Tümgeneral James G. Harbord başkanlığında askerî bir heyeti Anadolu ve Kafkaslardaki durumu incelemek üzere İstanbul’a göndermesini konu ediniyor.

General Harbord, asker ve sivil uzmanlardan oluşan 46 kişilik heyetiyle Paris’te yetkililer ve özellikle Ermeni Komisyonu Başkanı Boghos Nubar ve geri kalan Ermenilerle görüştükten sonra istenilen incelemeleri yapmak üzere 2 Eylül günü İstanbul’a geldi. Türkiye’ye doğru yola çıkarken kendisinin ve arkadaşlarının Türkler hakkında pek de bilgili olmadığını yazdığı raporda açıklayan Harbord;

bir ayı aşan gezi sırasında heyetiyle Kafkaslar, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da bu bölgelerin coğrafya koşullarını, tarihsel geçmişini, sosyolojik ve ekonomik koşullarını ayrıntılı olarak inceleyen çalışmalar yaptı. Erzurum’da Kâzım Karabekir Paşa ile görüştükten sonra İstanbul’a geldiğinde; resmî makamların kendisine “Anadolu’da isyan çıkarmakta olan bir kimse olarak söz ettiği, oysa dolaştıkça çok önemsenmesi gerektiğini öğrendiği Mus­tafa Kemal Paşa” ile de Sivas Kongresi’ni izleyen günlerde görüştü.

Bu görüşme; gözlemleriyle birleşerek Harbord’un Türklerin öne sürüldüğü gibi emperyalist bir amaçla değil, kendi bağımsızlıklarını sağlamak için çarpışmakta olduklarını anlamasında ve Ermenilerin Türk­ler tarafından ezilmekte olduğuna ilişkin ön yargılarından uzaklaşmasında büyük rol oynadı.

Harbord, yüzyıllarca barış içinde yan yana yaşamış olan Türklerle Ermenilerin büyük devletlerin kışkırtmasıyla düşman hale geldiklerini açıkladı. Bu çıkan sürtüşmelerde; Türklerin Ermenilerin zulmüne uğradıkları, Amerika’ya manda önerisinin de kendilerine aynı olanağı sağlayabilmek için İngiltere ve Fransa’nın isteklerinin ürünü olduğu kanısına varmış olarak gezisini noktaladı.